Pazartesi, 18 Haziran 2007 16:12
Kadının da erkeğin de eksik olduğu gerçeğini biliyoruz. Bu çok önemli bir tespittir. Yani var oluşu başkasına muhtaç olan her şey eksiktir. Allah’tan başka her şeyin çift olarak yaratılması, aslında her şeyin aynı zamanda eksik ve muhtaç olduğunu da gösterir. Erkek kadına, kadın da erkeğe muhtaçtır. Öyleyse her ikisi de eksiktir. Tek olan sadece Allah’tır. Öyleyse hiçbir şeye muhtaç olmayan da yine sadece odur. Birbirleriyle uyumlu bir kadın ve bir erkek, meşru yolla bir araya geldikleri zaman birbirlerini tamamlar ve kadın da erkek de olmayan insanı oluştururlar. Buna belki insanın varlığı denebilir.
YAPBOZ PARÇALARI GİBİ
Karı koca arasındaki uyum ne kadar çok olursa birlikteliğin tadı ve oluşan bu soyut, yani maddi olmayan insanın gücü de o kadar fazla olur. Bu durum tıpkı tek tek hiçbir işe yaramayan iki farklı parçayı bir araya getirip işlevsel tek bir aygıt yapmaya benzer. Bu iki farklı parça ne kadar gönyeli ve pürüzsüz olurlarsa, bir araya getirildiklerinde birbirlerine o kadar yaklaşır, yapışır ve mesafesiz olurlar.
Ne var ki,
düzgün ve pürüzsüz olma, mükemmelliği gerektirir.
Bu da ancak planyadan çıkmış tahtalarda, ya da fabrikasyon profillerde
olabilir. Böyle olsaydı insan zaten eksik olmazdı ve eksik olmasaydı
eş aramazdı. Ya da sadece tahta olurdu. Oysa insan sayısız duygular
taşıyan komplike bir varlıktır. Onu bu açıdan yazbozun parçalarına
benzetmek daha isabetli olur. Çünkü bu parçalar yamuk yumuk oldukları
halde birbirleriyle uyumlu olabilir ve birbirlerini tamamlayabilirler.
İnsanın eşi de kendisine öyle denk olmalıdır ki, bir araya geldikleri zaman yerini bulan parçalar gibi aralarında boşluk kalmasın. Bu durum teorik olarak mümkündür. Hz. Peygamber: ‘Ruhlar grup gruptur. Uyuşanlar anlaşırlar, uyuşmayanlar ihtilafa düşerler’ buyurur. Ancak bu ölçüdeki bir uyumu pratikte bulmak hemen hemen imkánsız gibidir. Bu sebeple de, Allahu alem, Allah insanları şekillenmeye müsait yaratmıştır. Ufak tefek pürüzler rötuşlanabilir ve uyum sağlanabilir.
ŞÜPHE KURDU KEMİRİR
Bunu sağlayan sebeplerden birisi aşk ya da sevgi denen iksirdir. Evlenen çiftler birbirlerini ne kadar çok ve candan seviyorlarsa, uyumsuz pürüzler o kadar kolay giderilir. Sevgi bu farklılıkları adeta eritir ve iki parçanın, eğer varsa, denk gelmeyen uçları törpülenmiş olur. Evlendikten sonra, bu pürüzlerin azlığına ya da çokluğuna göre, bir ila on yıl içerisinde uyum sağlanmış olur. O kadar ki, karı koca arasında kişilik transferi bile gerçekleşebilir ve eşler, hatta arkadaşlar görünürde dahi birbirlerine benzemeye başlarlar. Bunun ön şartı, eşlerin gönüllerinin birbirilerine açılmış ve aralarında birbirlerinden saklayacakları hiçbir şeylerinin kalmamış olmasıdır. Yani birbirlerinin söylediklerini, aksini düşünmeden doğru kabul edebilmelidirler.
Eğer karı koca birbirlerine oldukları gibi görünemiyor, açılamıyor ve birbirinden bazı şeyleri gizleme ihtiyacı duyuyorlarsa bu durum eşleşmelerini ve birleşmelerini zorlaştırır, hatta zıtlıklarını artırır, böylece de eşleri, eksiklerini başka cihetlerden tamamlama yollarına başvurmaya iter. Bu da elbette dostluğu, arkadaşlığı ve candanlığı yaralar.
Bu sebeple diyoruz ki, mutlu bir evliliğin en önemli şartı emanettir, güvenmek ve güvenilmektir. Septik ve marazi şüpheler hariç, eğer bir eş diğerinin her sözüne ya da beyanına tereddütsüz inanamıyorsa, izdivaç, yani birleşme, imtizaç, yani aynı mizaçta kaynaşma yok demektir ve böyle bir beraberliği şüphe kurdu kemirir, çürütür ve bitirir.
17.06.2007
(http://www.stargazete.com
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 


