Çarşamba, 27 Haziran 2007 10:56
Bir mümin için Allah’ın iradesine kayıtsız şartsız boyun eğmek son derecede normaldir ve mümin olmak için olması gereken de zaten budur.
O aynı zamanda bilir ki, Allah’ın muradı olan şey, hikmetini şimdilik anlamasa da, onun kısa ve uzun erimde çıkarına olan şeydir. Allah yanlış iş yapmaz, Hakîm’dir. Allah’ın elçisi de onun muradını bize aktaran tek kaynaktır.
Bunlar doğrudur ama Allah’ın bir konudaki muradının kesin olarak ne olduğunu tespit etmek, her zaman sanıldığı kadar kolay değildir.
Kadının milletvekili olamayacağı konusunda o yıllarda bu çevrelerin tutundukları delillerin en önemlisi şu hadisi şerifti:
‘Yönetimlerini bir kadına teslim eden bir millet iflah olmaz.’
Efendimizin bu sözü, kendisine İran (Sasanî) Kisrası’nın öldüğü ve yerine kızının geçtiği haberi verildiğinde söylediği bilinmektedir.
İslam geleneğinde bu sözden kadının devlet başkanı ve yönetici olmasının meşru olamayacağı anlamını çıkaranlar elbette vardır. Ama aksini söyleyenler de vardır.
ÖZEL BİR DURUM
Bizce bu hadisi şerifin şöyle anlaşılması da mümkündür:
Bir defa bu sözün söylenmesine sebep olan özel bir durum vardır ve bu söz sadece o durumu, yani Sasanîlerin artık iflah olmayacağını anlatıyor olabilir.
İkinci olarak, yönetimlerini kadınlara teslim eden bir milletin iflah olmayacağını söylemek, kadının yönetici olmasının meşru olmadığı anlamına gelmez. İslam’da yönetimde asıl olan, onun ehil olanlara verilmesidir. Bu işe bir kadının ehil olması da teorik olarak mümkündür. Ne var ki, pratikte bu durum nadirdir. Bu sebeple bütün dünyada kadın yönetici oranı çok düşük olagelmiştir ve halen da öyledir.
Üçüncü olarak, hadisi şerifte anlatılan şey, emrin yani bütün bir yönetimin; yasama, yürütme ve yargının bir kadına teslim edilmesidir. Bu durum mutlak bir monarşidir ve böyle bir monarkın erkek olması halinde bile sonuç felakettir.
Zaten varılan bu hüküm, hadisi şerifin doğrudan (ibaresi ile) ifadesi değildir, bir işaretidir. Oysa Kuranı Kerim’deki bir ayet ve daha açık biçimde mümin kadınların ve mümin erkeklerin birbirlerinin velileri olduklarını söyler ki, veli başkasının işini, onun adına üstlenen, deruhte eden kimse demektir. Şu halde kadın buna ehildir.
Milletvekilliği ise, adı üzerinde, bir vekalettir, monarklık değildir. Milleti onun adına temsil etmektir. Yürütme ve yargı milletvekilinin işi değildir. Yasamanın ise o sadece bir üyesidir. Kanun teklifi ya da tasarısı haline getirilen hukuki içtihatların kanunlaşmasını kabul ya da reddeder. Onun işi sadece budur.
Oysa İslam hukukunda, vekalet akdinde kadının da erkek gibi vekil olabileceği açıkça söylenir. Kaldı ki, kadının hukuki içtihatlarda bulunamayacağını söyleyen hiçbir İslam alimi yoktur. Hz. Aişe’den başlamak üzere bunu fiilen gerçekleştiren pek çok müçtehit kadın vardır.
Hukuki içtihadı bizzat yapabilme salahiyetine sahip olan kadın, nasıl olur da, yapılan içtihatlardan birini seçebilme salahiyetine sahip olamaz. Milletvekilinin görevi de bundan ibarettir.
İşin partilerce istismar boyutu ise başka bir konudur. Kotadan söz etmek bize göre ayıptır ve bunu belirleyenler de yine erkeklerdir.
24.06.2007
(http://www.stargazete.com
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için