Pazar, 22 Haziran 2008 00:13
Modern
Metinlerde Yunan Mitleri
Nasıl bir yeniden doğuştur ki bu
nihayetinde Hz. İsa’nın çarmıha gerilişine şüpheyle yaklaşırken(Arkeologlar ve
sanat tarihi araştırmacılarına göre ilk dönem Hıristiyanlarının katakomplarda
yaptığı resimlerde çarmıha değinilmez. Hz. İsa’nın havarileriyle oturuşu, bazı
dini tasvirlerle doludur bu mağaralar. Eğer Hz. İsa çarmıha gerildiyse Hıristiyanların
bu şokla yaşadıklarını, hissettiklerini, tasvir etmeleri gerekmez miydi?) Şarap
Tanrısı, varlığın özüne yaklaştıran
müziğin Tanrısı Dionysos’u kutsamıştır?
Rönesans’la birlikte sorgulanan
kilise değerleri, aklın utkusuyla kilise dogmalarının çatışması 15. yüzyıldan
18. yüzyıla kadar Batı’da sürekli bir kaosu zorunlu kılmıştı. Sanayi inkılâbı,
Fransız ihtilali 1. hatta 2. Dünya Savaşı hep bu kaosu hümanizmle düzene
kavuşturmanın çabasıydı. Yasalarını akılla bulmak, aklı egemen kılmak ve bu
akılla dünyayı tüm katmanlarıyla yeniden inşa etme arzusuydu modernizm.
Bilindiği gibi modernist ideoloji
insanla doğanın birlikteliğine duyulan inancın aldığı son biçimdir. Doğanın
kendine dönüklüğü gibi modern sanat, felsefe, mimari de yaşamla insanla ya da
herhangi bir şeyle ilgilenmeyen, kendi varoluşuna dönen, tek gayesi kendini
tanımak olan bir keşfediştir. Her şey insan tarafından belirlenen yasalarla
sistematize edilmiştir ve yine her şey kendi varoluşuna bu sınırlarla
yönelebilecektir. Örneğin mimaride amaç
sadece kullanımdır. Estetik bir gaye taşımaz. Geçmişe atıfta bulunmaz. Ne
binalardaki rokoko süslemeleri, ne freskler kullanıma hitap etmeyen her şey
devre dışıdır. Yine dünyadan kopuk ona hükmeden kutsal da yadsınır artık. Zira
modern insan da kendi doğasına dönmüştür ve bu varoluş arayışında kendinden
kopuk bir kutsala tahammülü yoktur. Nietzsche’nin ‘Tanrı öldü’ deyimi bu
bağlamda anlamlıdır. Zira Hıristiyanlıkta tanrıyla birey arasında doğrudan bir
bağ yoktur. Değil kendine dönmek tanrıya yönelmek bile kilise duvarlarıyla
karartılmıştır.
Din insan doğasının onulmaz bir
parçası olan bağlanma, anlamlandırma çabasında ona yardımcı olmak bir yana
adeta kurumsal bir zorunluluktur. Dolayısıyla aydınlanmayla birlikte zorunlu
olarak yıkılan kilise duvarlarına karşı yine o onulmaz bağlanma arzusuyla yeni
tanrılar aramıştır kendine yine öze dönerek, tarihin özüne, mitlere…
Modernitenin İslam dünyasına
aksedişiyle birlikte bu öze dönüş mitlere paralel olarak İslam’ın özü kavramı
dile getirilmiş ve âdeta bir asr-ı saadet miti oluşturulmuştur. Dinle ya da dinin
özüyle çatışmayan bu algıyla birlikte akılla inancı birleştirme çabası temel
problem haline gelmiştir. Hikmetinden sual olunmayan yaradan, hikmeti tabiat
olaylarıyla açıklanmış, mucizeleri gerçekliğe indirgenmiştir.
Mythos söylenen veya duyulan söz
demektir, Heredot mythos’a tarih değeri olmayan güvenilmez söylenti der. Yunan
dilinde söz kavramını vermek için mythos, ephos ve logos kullanılır. Mythos
söylenen sözün içeriği, anlamı; ephos biçimi; -dolaysıyla destan, şiir vb.-
logos ise düşünce, kanunu ifade eder. Mythos’la logos çatışır görünürler. Zira
gelişigüzel söylentiyle yasa nasıl bir araya gelir. Fakat mitoloji mythos ve
logos’un birlikteliğidir.
Efsaneler bilimi olarak da
anlamlandırılabilir ama bu zıtlık mitolojiye bu anlamdan daha fazlasını
vermiştir: Mythos çok tanrılı bir dinin tanrıları üstüne anlatılan efsane,
mythologia ise bu efsanelerin bir araya geldiği kitap olduğuna göre
mythologia’nın ilk çağın din kitabı olması gerekir. Ama değildir ve hiçbir
zaman da olmamıştır. Çünkü bu efsanelerde tek tanrılı dinlerdeki inanç düzeyine
hiçbir zaman yükselmemiştir.
Sözlü ya da yazılı yazın ve sanat
kollarının hepsinde durmadan konu edilip işlenen ve işlendikçe değişen
mythos’lar ne kadar ozan, yazar ve sanatçı varsa o kadar şekil almış, bu nedenle
hiçbir zaman belli bir dinin tek kitabı halinde toplanamamıştır. Böyle bir
çeşitlilik, böylesine öğreti ve yöntem yokluğu, bu tür başıboşluk özgürlük ve
özerklik başka hiçbir din ve efsanelerinde görülmemiştir. İlk çağ mythos’u
laiktir, din adamının değil sanatçının uğraşıdır, onun anlamı, yön ve biçimi
din alanında verilmez, sanat alanında verilir. Asıl yaratıcısı da sözdür ve söz
ustasıdır(Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, sf. 6,Remzi Kitabevi). Dolayısıyla
tanrılarla dünya; mitlerle gerçekler iç içedir. Tanrıların yarı tanrı, insan
çocukları olduğu gibi tanrıları oyuna getiren insanlar vardır. Her tanrının
görevi ayrıdır. Baş Tanrı Zeus bile öç tanrıçaları Erinys’ler, kader
tanrıçaları Moira’lar karşısında acizdir. Mistiğin; dünyanın, görünenin içinde
eridiği hatta yok olduğu bir düzen…
Eylül Sümbül
Modern Metinlerde Yunan Mitleri-2 için tıklayınız..
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
Osmanlının çöküş sebepleri tarih çilerin takdirindedir ancak hakiki tarih çiler de (Halil İnalcık, İlber Ortaylı vb.) meselenin sanıldığı gibi ulemanın bilim ve din yorumu sebebiyle olmadığı konusunda neredeyse hemfikirdir. Ger çekleştirilmeyen reformların günahı neden ulemaya yüklenmekted ir ve neden onların bilim-din münasebeti hakkındaki kanaatleri çöküşün hakiki amillerinden biriymiş gibi ortaya konulmaktadır?
Ger çekte ise durum farklı-)ır; ulemadan bazılarının Osmanlının gidişatına menfi etkileri olmuşsa da hakikatte menfi olan durum, batı-)an ithal edilen şeyin teknik veya terakki vesilesi unsurlar veya reform ruhu değil de sadece kalıbın alınmış olması-)ır. İ çimizdeki batıcıların da aydınlanma(!) etkisiyle su çu din adamlarına atması işin tuzu biberi olmuştur. Bunun su çunu da ulemaya atmak insafsızlıktır. Ayrıca 18. yy da dahi Gelenbevi gibi fenni ve şeri ilimlerde ihtisas sahibi olan ulemanın terakkiye mani olduğunu iddia etmek gülün çtür
Evvela şu hususu vuzuha kavuşturalım; felsefe, dinler tarihi, din fenomenolojisi vb. derslerinin, ilahiyat talebesi tarafından İslam süzgecinden ge çirilmiş bir surette zihinde yer etmesi ve bunun bu şekilde düşünülmesi, bu çalışmaların veya bu tedrisatın boşa gittiği gibi bir manaya hamledilemez.
Malumunuzdur ki, orta çağ-)a veya 15. ve 16. yy Osmanlı medreselerinde de felsefe, dinler tarihi gibi dersler tahsil edilmekte idi ancak devrin uleması ve tullabı, eserlerde bahse konu olan mevzuları İslam süzgecinden ge çirerek anlıyor ve yorumluyor, nihayetinde de isabetli neticelere ulaşıyorlardı. Aynı durum günümüz ilahiyat talebeleri ve hocaları i çin de ge çerli olmalı-)ır ancak olması gereken nedense olmamaktadır.
Ez cümle; ilahiyat müfredatında yer alan ve de İslam şuur ve şiarına muhalif fikirler ihtiva eden eserler, karşıt fikir ve düşünceleri tahlil ve tedkik i çin elbet lüzumludur ve bu eserlerdeki bilgilerin yanlış veya İsalmi bir bakış a çısı i çermemesi, doğru bakış a çısı ile de incelen(e)meyec ejkleri namasına elbetteki gelmez ve de gelmemelidir. Vesselam
İster felsefe isterse farklı bir bilim ve araştırma dalı osun, hi çbir mesele, o meseleyi yorumlayan kimsenin taraflı bakış a çısından halas olamaz çünkü her ferd, inancı ve kültürü ile kendi bakış a çısını şekillendirir her ne kadar objektiflik şemsiyesinin altına sığınmışsa da... binaenaleyh İlk çağ filozoflarının görüşünden tutun da günümüz ilim adamlarının meselelerini hi çkimse sahip olduğu din ve kültür bağlamında soyurlayarak yorumlayamaz ki zaten bu da mümkün değildir.
Ol sebepten objektiflik kavramı da ayrıca tartışılmalı-)ır. Bir müslüman ilahiyattan bahsediyorsa vay kafasında bir ilahiyat mefhumu varsa, bunu Hıristiyan veya Yahudi ilahiyatı şeklinde değil İslam ilahiyatı şeklinde tasavvur etmelidir hal vaka da bunu gerektirir..
insan ve tanrıyı u çurumun iki ucu olarak görmek bile başlı başına köprü kavramını doğurur. evet mistisizm dediğinz noktada doğmuştur ama asla o noktada kalamaz siz duanızla beklersiniz biri gider apollon tapınağına sunak sunarak bu mistiklliği eritir öteki gider vahdeti vucutla mistisizmin u çlarında arar ama arar. bu arayış, köprü metaforu tam da dünyada olduğumuz wittgenstein ın deyişiyle bu dünyanın sınırlarına mahkum olduğumuz i çin tek tanrılı kalınamaz genelde. tek tanrılı dinler tabiri bile bu ironin ifadesi değil midir? hangi tek tanrılı dinler? tanrıyı isanın bedeninde cisimleştiren-köprü- hristiyanlık mı baştan sona cisimleştirmelerle dolu olan yahudilik mi. bunun tek istisnası olan islam bile bunu kur an ın değişmemesine bor çludur. ve farklı yorumlamalarla gedik a çma çabası bir çok islam mezhebininin olmazsa olmaz köprüleridir.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için