Çarşamba, 31 Aralık 2008 22:42
Her
birimiz birkaç kutuyla gelir dünyaya. “Yarışmamıza katılan herkese bu şık
saat hediye” gibi bir şeydir bu. Herkese saat verilmez elbette. Kalem,
defter, boğazda bir yalı, bürokrat bir aile, şımarık bir abla…
Ama zinhar aynı olmaz. Yapacak bir
şey de yoktur. “Tabula rasa” onulmaz bir açlıkla sarılıveririz tanrı
armağanı gerçeklere.
Sonra hala küçücükken ilk sunusunu
sunar. Öylece bırakacak değildir ya. Mademki bir arayıştır varoluş; sunar
labirenti ve bekler mabede adanan sununun kabulünü. Bazen yeni bir mahalle,
okul; bazen de arkadaşlar… Çubuklar karışır; bulanır zihinler, bitmez tükenmez
sorular; karışıklığın ilk hali, ilk delilik başlar böylece, tek tek birbirini
iten uçların gerilimi sarsar bünyeleri. Böyle böyle bir yap boz tahtası olur
us. İdeoloji kurar, ideoloji yıkarız. Bir totaliter, faşizan; bir demokrat, liberal;
bir komünist, pesimist oluruz. Yine de yetinmez sorar sorar, sonra döner yeni
bir “izm” yaratırız. Hayal gücünün hudutsuzluğu, daha yüksek bir
hakikate yolculuğumuzda yine gülümser.
Bazen de ürker sunulardan,
kehanete yolculuk çekicidir de ürkütücüdür aynı zamanda. Nasıl girilecek
riske? Cinler vardır eşikte, ilk
armağanın başucunda, kutularda. “Sakın” derler, “geçersen yanarsın”;
“geçmezsem de yanarım hem de ne yeniden kalır ne asla diyemez”, sindikçe
siner sarınır kutularına; kurur, kurur. Kepler fırlatılır semaya, eşik cinleri kapar,
sunular mahzun.
Oysa ay gibidir zihin. Yörüngede
ve ayrı. Bir ufuktur verilen nihayetinde. Kiminin her uçta büyür, büyür
ışınları; zamanla kuşatır kendini, kimi kaybolur içinde, kimiyse hep aynı
açıyla döner durur etrafında. Belki her uçta ayrı ayrı, ama hep aynı açıyla.
Ne olur savurmayın kepleri!...
Eylül Sümbül
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 


