Çanakkale Ağlıyor

canakkalesavasiDuyan var mı taşların sessiz çığlıklarını

Kaçımız biliyoruz şehitlik yollarını

Kalbimizin Kıblesi

takvaiçinfoto 3Yönelişlerimiz, bazen hasret dolu bazen hüzün dolu. Ayrılışlarımız, bazen hızlıca bazen yavaşça bir mekandan diğerine, bir uğraştan öbürüne, bir çabadan diğerine.. Hep bir koşuşturmaca..

 

Reddiyemdir Kalemim

hokka ilahiyatÇıkmıyor avazım haykırsam boşa

Yorgun düştü yürek yürüye koşa

Kalmaya Övgü

manset kalmayaovgu ilahiyatRuhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

 

 

Fetih 1453 Filmi Üzerine Mülahazalar

fetih1453 ilahiyat2Hep yakınırdık, bu kadar müthiş tarihe sahip Türkiye’de, neden iyi bir film çekilmez diye, para ve teknoloji eksikliği bahane olurdu fakat bence en önemlisi hala sinemanın kitleleri nasıl etkisine aldığının farkına varamamamızdı.

 

Kul Oldum

duaedenelKul oldum, kul oldum, kul oldum..

Kullukla hemhal oldum

Halime terceman oldum

 

İmtihan

kitaplar2Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, defterimde bir ıslaklık yine kahve kokmuş satırlarım, göz kapaklarımı zoraki açmaya çalışıyorum

 

Güneş, Batıdan Batar..

gunesyol_ilahiyatBir evvelki yazımızda Güneş’in Doğu’dan doğduğunu tebârüz ettirmiş idik. Bu yazımızda da niyyetimiz, fizikî âlemde olduğu üzre, Güneş’i Batı’dan batırmak; ve lâkin bunu yaparken, aynı zamânda iğneyi Batı’ya, çuvaldızı dahî Doğu’ya (kendimize) batırmak olacaktır.

 

Eylül Sümbül

ImageHer birimiz birkaç kutuyla gelir dünyaya. “Yarışmamıza katılan herkese bu şık saat hediye” gibi bir şeydir bu. Herkese saat verilmez elbette. Kalem, defter, boğazda bir yalı, bürokrat bir aile, şımarık bir abla…

Ama zinhar aynı olmaz. Yapacak bir şey de yoktur. “Tabula rasa” onulmaz bir açlıkla sarılıveririz tanrı armağanı gerçeklere.

Sonra hala küçücükken ilk sunusunu sunar. Öylece bırakacak değildir ya. Mademki bir arayıştır varoluş; sunar labirenti ve bekler mabede adanan sununun kabulünü. Bazen yeni bir mahalle, okul; bazen de arkadaşlar… Çubuklar karışır; bulanır zihinler, bitmez tükenmez sorular; karışıklığın ilk hali, ilk delilik başlar böylece, tek tek birbirini iten uçların gerilimi sarsar bünyeleri. Böyle böyle bir yap boz tahtası olur us. İdeoloji kurar, ideoloji yıkarız. Bir totaliter, faşizan; bir demokrat, liberal; bir komünist, pesimist oluruz. Yine de yetinmez sorar sorar, sonra döner yeni bir “izm” yaratırız. Hayal gücünün hudutsuzluğu, daha yüksek bir hakikate yolculuğumuzda yine gülümser.

Bazen de ürker sunulardan, kehanete yolculuk çekicidir de ürkütücüdür aynı zamanda. Nasıl girilecek riske?  Cinler vardır eşikte, ilk armağanın başucunda, kutularda. “Sakın” derler, “geçersen yanarsın”; “geçmezsem de yanarım hem de ne yeniden kalır ne asla diyemez”, sindikçe siner sarınır kutularına; kurur, kurur. Kepler fırlatılır semaya, eşik cinleri kapar, sunular mahzun.

Oysa ay gibidir zihin. Yörüngede ve ayrı. Bir ufuktur verilen nihayetinde. Kiminin her uçta büyür, büyür ışınları; zamanla kuşatır kendini, kimi kaybolur içinde, kimiyse hep aynı açıyla döner durur etrafında. Belki her uçta ayrı ayrı, ama hep aynı açıyla.

Ne olur savurmayın kepleri!...

Eylül Sümbül

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile