Perşembe, 06 Mart 2008 19:08
Düşmanları tarafından yıkılmaya çalışılan bir devletin köküne bir darbeyi de kendilerinin vurduğundan bîhaber Osmanlı aydınını ikaz ve tahzir ederek felahın ümmetin ittihadında olduğu fikrini müdafaa eden Akif ise, bu fikrini Fatih, Süleymaniye ve Beyazıt Cami’lerindeki vaazlarında halka aktarıyordu. Ziya Gökalp’ın başını çektiği Türkçülük fikriyatının halkı yanlış yöne sevkederek Akif’in ideallerine set çeker bir hal alması Akif’i derinden yaralamıştır. Vatan şairi bu hususu şu mısralarında ifade etmiştir:
Turan ili namıyla bir efsane edindik;
“Efsane, fakat gaye” deyip az mı didindik.
İtalyan şairi Tasse’nin Türk’ler için: “Deviren, kırıp döken, silip süpüren yaman bir kasırgayı seher yeli gibi yumuşaklaştırmak mümkün müdür? Korkunç dalgalarını kabarta kabarta yürüyen bir denizi birden sakinleştirmek kabil midir? Yıldırımı güle çevirme imkânı var mıdır? İnsanlar bu sorulara hayır demekte tereddüt etmez değil mi? Hâlbuki ben kasırganın seher yeline, coşkun denizin sevimli bir göle, yıldırımın güle inkılâp ettiğini gördüm. Türk’ten bahsediyorum. Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya, korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk, dost yanında ve silahsız kalmış bir düşmanın karşısında bir seher yelidir, bir güldür” ifade ettiği bu cümleler Akif’in zatında hakke’l yakin tezahür etmiştir. Günlük hayatında karıncayı dahi incitmekten çekinen, dostlarına karşı müşfik ve muhabbetli davranan vatan şairi, mevzu vatan, millet, din, iman olunca, bağrındaki hakikati düşmanlarına şiddetle haykırmaktan geri durmamıştır.
Cehennem olsa gelen karşımda söndürürüz!
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmez yürürüz.
Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun?
Meğerki harbe giden son nefer şehid olsun…
İttihadı İslam fikrinin müdafii Akif’in Muhammed Abduh ve Cemaleddin Afganî gibi modernistlerden etkilenmiş olduğu malumdur. Ancak O, birinci dünya harbinin akabinde neredeyse tamamen müstemleke haline gelen İslam coğrafyasının haline bakarak, “bizi bu hale ne getirdi” nin cevabını arıyordu. Ona göre cevap, son üç asır İslam ulemasının, yaşadıkları asrı iyi okuyamayıp daha evvelki asırlarda tatbik edilen ahkâm ile iştigal etmek suretiyle Kur’an’nın hakikatinden uzaklaşmalarında mündemiçti. O, yukarıda zikredilen iki zatın ve aynı fikriyatı savunanların İslam’da tecdid fikrinin, Kur’an ve sünnetten azami derecede uzaklaşmış olan ehl-i İslam’ın felahına vesile olacağını düşünerek hareket etmiştir ve şu mısralar da bu düşüncenin ürünüdür:
Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı!
Âlem-i İslam’ın inşirah bulması için sa’y ve gayret etmesi gereken her Müslüman’ın Akif’ten istifade etmesi elzemdir. Safahat, ziyasını Kur’an’dan alan bir destandır ve bu destan, âlem var oldukça hükmünü muhafaza edecektir. Ecdadın miras bıraktığı muhteşem medeniyeti, ileri bir safhaya taşımak Müslüman gencin birinci vazifesi olmalıdır. Unutulmamalıdır ki Hak, Hakk’a murabıt olanların yanındadır.
Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa istikbalinizden korkulur, pek korkulur.
Akif gibi Allah ve Kur’an aşığı bir şahıs olan merhum Ali Ulvi Kurucu da vatan şairimiz için şu mısraları terennüm etmişti:
Marşın okunurken vatanın her bir ucunda,
Bir meş’ale yanmakta, ilahi avucunda!
Marşında, bir umman kesilen devreye girdin,
Mehmedciğin imanını hep vecde getirdin!
Yükseldiğin iklim, bulut ermez tepelerdir;
Ruhundaki yıldız, o güneşlerden eserdir!
Duydukça coşar, vecde gelir, marşını her yer;
Gök kubbenin altında kefensiz yatan erler!
-Son-
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 




Yorumlar
http://eilahiyat.com/content/view/508/260/
http://eilahiyat.com/content/view/543/260/
akif e dair faydal bir derleme olmuş..
teşekkürler.
M.Akıf her şeye değer bir üstad ve bir dahi bence ... Onun gibi bir daha gelmez ...
Abdurrahman MIHCIOğLU vesilenızle Akifi eilahiyatta anmak büyük bir güzellik ..
teşekkurler...
Bir şemâ??a ki, Mevlâ yaka, üflemekle sönmez.
Cenab-ı Hakkâ??ın rızası, ihlas ile kazanılır. Kesret-i etbaâ?? ile ve fazla muvaffakıyet ile değildir. Üünki onlar vazife-i İlahiyeye ait olduğu i çin istenilmez; belki bazan verilir. Evet bazan bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Üünki bazan bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-i İlahîye medar olur. HEM İHLAS VE HAKPERESTL İK İSE, MÜSLÜMANLARIN NEREDEN VE K İMDEN OLURSA OLSUN İST İFADELER İNE TARAFDAR OLMAKTIR. Yoksa, â??Benden ders alıp sevab kazandırsınlarâ? düşüncesi, nefsin ve enaniyetin bir hilesidir.
Ey sevaba hırslı ve aâ??mal-i uhreviyeye kanaatsız insan! Bazı Peygamberler gelmişler ki, mahdud birka ç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbaâ?? ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlahîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırs ile â??Herkes beni dinlesinâ? diye vazifeni unutup, vazife-i İlahiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenab-ı Hakkâ??ın vazifesidir. Vazifeni yap, Allahâ??ın vazifesine karışma! (Said Nursi)
Anahtar Sözcükler:sad:2 /17,18,19,20) Bitkiler,Bahar yağmurları,şimşek,Azot,Enzim,
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için