Cuma, 30 Mayıs 2008 11:34
Fetih
ve Fatih… İki kelime arasındaki münasebeti anlatmaya kalksak buna
ne kalem dayanır ne mürekkep… Ama belki, fetihlerin mimarı fatihlerin,
hedefledikleri zirvelere ulaşmak için göstermiş oldukları cehd
ve gayret kaleme alınarak tahlil ve tedkik edilebilir.
İslam tarihi boyunca gerçekleştirilen fetihlerin en mühim ve önde gelen gayesi, çok mühim iki kelimeden müteşekkildir; “Îlây-ı Kelimetullah”… iki kelime ki, arz ve sema, bu gayeyle icra edilen fetihlere şahitlik etmiş, arz, sinesini serdengeçtilerin kanları ile sulamış ve sema her bir şehid için ağlamıştır sağanak sağanak…
Bugün, Asitane’nin, Dersaadet’in, İslambol’un, İstanbul’un velhasıl âlemi tezyin eden Rabbi Kerim’in bahşettiği eşsiz güzellik ile Müslim-gayr-ı Müslim herkesin gönlünü fetheden, Devlet-i Âliye-i Osmaniye’ye asırlarca payitahtlık yapan mübarek şehrin fethinin 555. sene-i devriyesi… Dile kolay; 874’ten beri yaklaşık beş buçuk asırdır semalarında ilahi davetin sadası yankılanan Dersaadet’in bu günkü sakinleri, feth-i mübinin vuku bulduğu gün, Osmanlı serdengeçtilerinin, Ulubatlıların velhasıl “ni ‘mel ceyş” iltifatına mazhar olmuş cengâverlerin hissedar olduğu aşk ve vecdden fersah fersah uzakta… Öyle ki, fethin sene-i devriyesinde tertib edilen ve adına kutlama denilen ucubeye de alkış tutmakta!
Evet; idarecileri sözüm ona İslamî hassasiyetlere sahip olduğu düşünülen bir siyasi fırkanın İstanbul’daki Belediye Reisi, fetih kutlamalarını(!), ne idüğü belirsiz vampir, korsan ve benzeri filmlerin müziği eşliğinde su fışkırtmaktan ibaret görmekte ve binlerce İstanbullu(!)nun iltifatına bu şekilde mazhar olmaktadır.
Fatih’in fethini hatırlamak, yâd etmek bu şekilde mi olmalıdır, devletin yetkilerini ellerinde bulunduran, konuştukları zaman mangalda kül bırakmayan idarecilerin ellerinden gelen bu mudur?
Din-i Mübin-i İslam’ın âleme tebliğ vazifesinin asırlarca hamallığını yapan Devlet-i Aliye’nin payitahtının fethi, bu kadar sığ, hakikatine bu kadar muğayir mi kutlanmalıydı? Fikirden, estetikten ve de İslamî idrakten yoksun bu tür faaliyetlerin semeresinin ne olacağı veya olmayacağı neden hiç düşünülmez?
Gönül, fethin sene-i devriyesinde, Ayasofya’nın tekrar ibadete açılıp Allahu Ekber nidaları ile yankılandığını görmek ister…
Gönül, fethin sene-i devriyesinde, İstanbul’daki Osmanlı eseri camilerde fethin fatihleri için hatimler okunup sadakalar verilmesini ister…
Gönül, fethin sene-i devriyesinde, fethin fatihlerinin sahip olduğu şuura sahip gençlerin yetişmesini ve kalplerindeki kor gibi imanla meydan yerine atılmasını ister…
Gönül çok şey ister lakin…
Gönül fethini tamamlayamamış ve nefsinin esiri olmuş bir nesil ile yeni bir fethe çıkmak ne mümkün…
O fethin Fatihi ki, Akşemsettin gibi bir Allah dostunun dizinin dibinde evvela gönül fethini tamamlamış, ancak ondan sonra maddi fethe girişmişken bize ne oluyor da gönül fethini gerçekleştirmeden dünyaya nizam vermeye kalkıyoruz? Kafamıza mıhlamamız gereken hakikat şudur; “Yeni bir fethin zamanı gelmiş ve de geçmektedir. Gün, İslam gençliğinin yaklaşık üç asırdır gün be gün küfrün zulmeti ile kapanan gönül kapısını, Allahın Kur’an’ından ve Resul’ün sünnetinden alacağımız nur ile fethederek nimet-i rahmana açma günüdür.”
Yukarıdaki fethin tatbiki ise Üstad Necip Fazıl’ın şu şiirindeki hakikatlere murabıt olarak gerçekleşecektir:
Akrep nokta nokta ruhumu sokmuş,
Mevsimden mevsime girdim böylece,
Anladım; ateşte cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence…
Fikir çilesi çekmeyen, buna aday olmayan, uhdesine aldığı vazifeyi “yapmış olmak için yapan” bir cemiyette, kan kusup kızılcık şerbeti de içsek, gönlün arzulamış olduğu hakikate matuf fiiller tatbik edilmekten uzak kalacaktır. Keza Üstad’ın:
Eyvah, eyvah Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük…
dediği, hak-batıl mücadelesi şeklinde tezahür eden iman davası, onu sahiplenecek yiğitler aramaktadır. Üstad da yiğit arıyordu hem de dört döne döne… Bu uğurda beklediği gençliğin manifestosunu dahi yazmaktan çekinmeyen Üstad, acaba emeline nail olabildi mi?
Üstadın beklediği gençlik…
Üstad ne derdi acaba, yetişmesini umduğu Büyük Doğu gençliğini bugün görseydi?
80’li yılların son yarısında ve 90’lı yılların başında mücahid olan, maddi imkânları ve serveti artınca kapitalistleşen, iktidarı görünce ılımlaşan gençliği, bir zamanların Büyük Doğu gençliğini… Vefatının sene-i devriyesinde dahi onu bir paragraflık metin ile de olsa yâd etmekten ictinab eden bir zamanlar Büyük Doğu ocağındaki mülayim delikanlıyı görse Üstad ne derdi?
Utanın derdi herhalde… Rabbinizin yerine edindiğiniz sahte rablerden ötürü utanın! Korkularınızın esiri olduğunuz için utanın! Fatih’in mirasını hakkıyla sahiplenmediğinizi için utanın! Belki Üstad o keskin üslûbu ile daha ağır konuşurdu, kim bilir, belki…
Ömrünü, hakkı ve hakikati müdafaa için harcayan, “Seni bir daha karşımda görmeyeceğim değil mi” diyen ve hakkında beraat kararı veren hâkime; “ne o hâkim bey, emekli mi oluyorsunuz” diyecek kadar pervasız ve davasından vazgeçmemeyi zindanlarda çürüme pahasına da olsa göze alan Üstad, Büyük Doğu neslinin ılımlaşma temayülüne giren kesiminin göstermiş olduğu şecaatsizliği görse acaba ne derdi? Utanın!
Bugün fethin 555. Sene-i devriyesi ve bugün kimileri yine bir yerlerde gemileri yürütüp nutuk çekecek, marşlar eşliğinde bir o yana bir bu yana sallanacak ama tek bir şey eksik kalacak; fethin ve fatihin sebeb-i vücudu olan ilim ve irfanla bezeli fikri aşılayıcı aksiyon…
Yaldızlı ve makyajlı nutuklar çekilecek bilmem kimleri metheden… İstanbul’u fetheden ruhtan bahsedilecek o ruhtan habersizce… Ayasofya için ah vahlar edilecek, mevcut idareciler suçlanacak… Ama kimse, bu nutukları çekenlerin veya onların ağababalarının, ellerine imkân geçtiğinde fethin nişanesi Ayasofya’yı Allahu Ekber nidaları ile neden doldurmadığını sormayı akıl etmeyecek… Kimse, yıllarca spor salonlarında ve stadyumlarda yapılan şatafatlı kutlamalara rağmen bu yönde neden ciddi bir adım atılmadığını veya çaba sarf edilmediğini sormayacak, ama kimse…
Ve bir kez daha, fethin sene-i devriyesinin ardından kalan, havai fişekler ve havada kuşlar tarafından yutulan sözler olacak… Yeni günde veya yılda herkes fethi kutladıkları zannı ile sevinç içinde işlerine gidecek ama hiçbiri Fatih’in sızısını hissetmeyecek yüreğinde, kalbi sıkışmayacak; “Ayasofya neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun” diyerek…
Geriye ne mi kalacak; arş-ı alada yankılanan beddua, sızlayan kemikler ve kan ağlayan birkaç yürek…
( 25 Mayıs 1983 senesinde çok sevdiği Rabbine kavuşan Anadolu Gençliğinin aksiyon ve fikir yönüyle önderlerinden olan Üstad Necip Fazıl’ı rahmetle yâd ediyoruz. Ruhu için; el-Fatiha… )
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
Biliyoruz ve bekliyoruz;
"ve işte bu
taşlaşmış hilale ruh üfleyecek olan
bekletme gel artık
yıllardır beklenen kervan
en parlak
en aydınlık..."
demişsiniz ama fetih kutlamaları programının tamamına ulaşamamışsınız anlaşılan... bu kadar kolay karalamak... ah kalem!
Cehdini, gayretini, cesaretini İslamdan alan bir neslin torunları olarak hassasiyetlerim ize dikkat edilen bilin çli ve bi o kadar ger çek çi kutlamalara ihtiya ç var.
Diğer taraftan Üstan'ın diriltmeye çalıştığı gen çliğin bana dokunmayan yılan bin yaşasın tarzı anayışı elbet anlaşılacak gibi değil., elini taşın altına sokacak yiğitlere her zamankinden daha çok ihtiya ç var..
VE YAZINIZDA DED İğ İN İZ G İB İ GÜNÜLLERDEN BAşLAYARAK YEN İ B İR FETHE İHT İYAÜ VAR..
30 40 yaşlarında bir insan beliriyor zihinlerde Fatih deyince, çünkü batılılar tarafından çizilen tüm resimlerinde siyah sakallı, olgun bir insan gibi resmedilmiş fatih. oysa ki İstanbul'u gen çken fethettiği malum.
Fatih'in "bizim ulaştığımız yere onların (Bizans) hayalleri bile ulaşamaz" nidası en azından kulaklarında çınlamalı bugünkü gen çliğin. Ama nerdee, gen çliğimiz hangi hayaller peşinde.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için