“Tenimizi ezebilirsiniz ama
ruhumuzu asla! Onu ne işkence zapteder, ne kelepçe, ne pranga... Gülümser durur inancımız, hürriyet buudunda sonsuzca. Bizi evimizden ve tenimizden edebilirsiniz, ama ya dinimizden?
Çok şükür; pişmanlık uğramadı
semtimizden. Ya siz? Ezeli pis hayvancıklar. Neye yaradı işkenceniz? Dünyanız kara, ahiretiniz zift. Sizi bekliyor cehenneminiz!”
16.yy.’da, Kırım’ın üstündeki bir
prenslik, etrafındaki kimi devletleri yavaş yavaş hâkimiyeti altına almaya başlar.
İşgal ettiği topraklar ile günden güne semiren ve büyüyen bu prenslik günün
birinde işi, cihan devleti Osmanlı’ya kafa tutmaya kadar götürür. Evvel emirde
prenslik olan ve cihan devletinin başına bela olan bu devlet, elbette Rus
Çarlığından başkası değildir. Tarihi boyunca sıcak denizlere inmeyi hedef
edinen Rus Çarlığı, bu hedefin önündeki her engeli yok etmek için büyük gayret sarf
etmiştir.
Bir yandan Karadeniz ve Balkanlar
üzerinden Osmanlı’yı yok ederek Akdeniz’e inmeye çalışan Ruslar, diğer yandan
Kafkaslar üzerinden de Basra Körfezi ile Hint Okyanusuna inme çabasındaydı.
Ancak Kafkaslarda büyük bir sorun vardı; zulme ve zalime direnmeye meyyal
Kafkas milletleri…
Çeçen, Avar ve Çerkezler gibi
farklı Müslüman milletleri bünyesinde barındıran Kafkasya’nın işgali, Kafkas
milletleri tarafından sessizce karşılanmadı. Onlar, Rusların işgal hareketine
bidayetinden nihayetine kadar şiddetle karşı çıkmış ve Rusların hedeflerini
gerçekleştirmelerine daima engel olmaya çalışmışlardır. Kafkaslardaki Müslümanların
18. y.y.’da Rus işgali karşısında ciddi bir mukavemet göstermesine vesile olan
ve Kafkas milletlerinin devletleşme çabalarına ciddi manada katkıda bulunan şahısların
başında ise bir dava ve mücadele eri gelmekteydi; İmam Şamil…
Yıllarca Ruslara kan kusturan ve
bir avuç inanmış ve adanmış mücahitle destansı bir mücadele ortaya koyan bu
yiğit adam, yaklaşık bir asır sonra Kafkasya’da filizlenen İslami inkılâba,
ortaya koyduğu mücadele ve iman ruhu ile bir asır evvelinden yol göstermiş ve
manevi önderlik yapmıştır.
Kafkas milletleri ve bilhassa
Çeçenler, 1.Dünya Harbi’nin akabinde Bolşeviklerin gerçekleştirdiği ihtilal ile
yıkılan Rus Çarlığı’nın ardından da huzura ve özgürlüklerine kavuşamamışlardır.
Tam aksine gelen gideni aratmış ve Bolşevikler, 2.Dünya harbinin akabinde Çeçenlerin
Almanlar ile işbirliğine giderek vatana ihanet ettiğini iddia etmiş ve onlara
olan kinlerini, Çeçenlerin ekserisini tren vagonlarında Orta Asya steplerine
sürerek ortaya koymuşlardır. Tam sekiz yüz elli bin Çeçen… Kimi yoldaki kötü
şartlardan ötürü, kimi steplerde soğuktan, kimi ise daha yola çıkmadan Rus süngüleri
arasında ölmüştür…
Hayatta kalmayı başaran sürgünler
arasında vatanını yüreğine gömen bir çocuk vardır. O çocuk, Moskofların
korkularını yıllar sonra depreştirecek ve Çeçenlerin hürriyet bayrağını dalgalandırarak
yüreğine gömdüğü vatanını yattığı yerden şaha kaldıracaktır.
Dudayev’den bahsediyoruz, Cevher
(Cahar) Dudayev’den… Kızılordu’nun bir zamanki kudretli komutanından… Çeçen
bağımsızlık mücadelesinin İmam Şamil’den sonraki en mühim önderinden…
1944 senesinin Ocak ayında Rus esareti
altında dünyaya gözlerini açan Cevher Dudayev, kırk günlük iken vatanından
ayrılmak zorunda bırakılmış, on binlerce Çeçen’in hayatını kaybettiği sürgün
esnasında zayıf bünyesine rağmen Rabbinin lütfu ile hayatta kalmayı
başarmıştır. On üç yaşına kadar Kazakistan’da yaşamaya mecbur bırakılan
Dudayev, Stalin’in ölmesinin akabinde Sovyet rejiminin sürgün ile Çeçenlere
haksızlık yapıldığını kabul etmesi üzerine vatanına dönebilmiştir.
Zekâsı ile çevresinde temayüz eden
Dudayev, ilk ve ortaokulunu başarıyla bitirmesinin akabinde Tambov Hava Harp
Okulu’nun da sınavlarını başarıyla verdi ve harp okuluna kaydoldu. 1962
senesinde Harp okulunu da başarı ile bitiren Dudayev akabinde 1974 senesinde Gagarin
Hava Harp Akademisi’ndeki eğitimini başarıyla tamamladı ve 1.sınıf pilot ve
mühendis olarak Sovyet ordusunda görev aldı. O gün Dudayev için, esaret
altındaki vatanının kurtuluşu için alttan alta harekete geçme günüydü ve o,
başarı ve dürüstlüğü ile hedefine hızlı adımlarla yürümeye başladı. Dudayev,
Sovyet tarihinde on iki madalya ile taltif edilen ve Tümgeneralliğe yükselerek
stratejik hava kuvvetlerinde tümen komutanı olmayı başaran ilk Müslüman olarak
da bir ilki gerçekleştirdi.
80’li yılların sonuna gelindiğinde
hak ve hakikat nurundan pay alamamış köhne beyinlerin ortaya koymuş oldukları
komünist sistem çatırdamaya başladı. “Hakka muhalif olarak vaz’edilen her
sistem ve meşrep, zail olmaya mahkûmdur” hakikati, bir kez daha yüzünü
göstermişti. Bu yıllarda Estonya’da stratejik hava kuvvetleri filoları
komutanlığını yürüten Dudayev, Estonyalıların bir kutlamada bağımsızlık
gösterisi yapmaları üzerine Moskova’nın göstericileri tutuklaması ve hareketi
bastırması yönündeki emrini dinlemeyerek, hürriyet taleplerini dillendiren
Estonyalılara karşı müsamahakâr davrandı ancak bu hareketi gözardı edilmeyerek
hükümet tarafından birliği ile birlikte Charkale’ye (Grozni) sürgüne gönderildi
ve adı asi generale çıktı.
Kader-i İlahi, zalimin eliyle de
hükmünü tatbik sahasına koymuş ve geleceğin Çeçenistan İslamî direniş önderini
mukavemetin merkezine göndermişti.
Tarihler 1991 senesinin sonunu
gösterdiğinde eski Sovyet devletlerinin her biri teker teker bağımsızlıklarını
ilan etmeye başlamışlar ve Sovyet rejiminin tarihten silinme fermanını
imzalamışlardı. Çöküşün mukadder olduğunu gören Sovyet yönetimi, daha önce
özerk statüde olan devletlerin bağımsızlığını tanıyacağını açıklamıştı. Bu
gelişmelerle birlikte Çeçenistan’da var olan özerk yönetime karşı, Zelimhan
Yandarbiyev liderliğinde Çeçen Halk Hareketi isminde bir hareket ortaya çıkmış,
Dudayev’in de harekete davet edilmesi ile ivme kazanan bu birlik, Dudayev’in
lider olmasının akabinde 27 Kasım 1990 tarihinde Bağımsız Çeçenistan Deklarasyonu’nu
ilan etmişti.
Kendi isteğiyle Rus Hava
Kuvvetlerinden emekli olan Dudayev, ülkesine dönerek bağımsızlık hareketini
organize etmeye yöneldi. Baltık ülkelerinin bağımsızlık taleplerini kabul eden
Moskova yönetimi ise, zengin doğalgaz yataklarına ve jeopolitik konuma sahip
olan Çeçenistan’ın bağımsızlık bildirisini tanımadığını açıkladı ve Moskova
yanlısı geçici hükümet vasıtası ile Dudayev’in hareketine engel olmaya çalıştı.
Ancak yıllarca zulme maruz kalan Çeçen halkı, kendilerine hürriyet vadeden
Dudayev’i destekledi ve 27 Kasım 1991 tarihinde uluslararası gözlemcilerin de
katıldığı seçimlerde Dudayev’e yüzde doksan oranında oy verdi.
Bu gelişmeler karşısında sessiz
kalmayan Rusya, kardeşi kardeşe kırdırma politikası yürüterek Ömer Avturkhanov
isimli bir şahıs etrafında Dudayev’e muhalif bir cephe oluşturdu. Rusya
tarafından muhaliflere verilen silahlar Dudayev’e karşı kullanılırken aynı
zamanda Rusya Çeçenistan’daki çatışmaların bir iç savaş olduğu tezini dünya
kamuoyunda ispat etmeye çalışmaktaydı. Yeltsin’in Dudayev’e iç savaşı
sonlandırması yönünde ültimatom vermesi ve Dudayev’in Yeltsin’i hakkı olmayan
bir şekilde ültimatom vermekle itham etmesi iki ülke arasındaki gerilimi
tırmandırdı ve 3 Aralık 1994 senesinde Grozni’deki başkanlık sarayı Rus
uçakları tarafından bombalandı ve akabinde dört bin civarında Rus askeri
Çeçenistan topraklarına girdi.
Takip eden senelerde yüz binlerce
asker ve o nispette mühimmatı Çeçenistan’a yığan Rusya, yıllar süren savaşı
sona erdirmenin, Dudayev’i ortadan kaldırmakla mümkün olacağına inanmış ve bu
uğurda her türlü faaliyete yatırım yapmaya başlamıştı. Bir yandan sözde barış
görüşmeleri yaparak Dudayev’i oyalayan Rusya, diğer yandan da Dudayev’i,
etrafındaki adamları vasıtası ile ortadan kaldırmaya çalışmış ama bunu
başaramamıştı. Alex Fanim isimli Rus gazetecinin verdiği bilgiye göre 21
Nisan 1996 tarihinde Dudayev uydu telefonu ile konuşurken koordinatları
belirlenerek Rus füzeleri tarafından vurulmuştu. Onun şehadeti, Rusların
zannettiği gibi direnişin ateşini söndürmedi aksine daha da artırdı. Dudayev’in
şehadeti ile daha da bilenen Çeçen mücahidler, “inanıyorsanız üstünsünüz”
hakikati mucibince 1996 senesinin sonunda Rusya’nın, Ashlan Mashadov
liderliğinde Çeçenistan’ın bağımsızlığını tanıyan bildiriye imza atmasına
şahitlik ettiler.
Çeçenistan’ın bağımsızlığını kabul
eden Rusya, nihai statü meselesini ise 2001 senesine bıraktı ancak 1999
senesinde Rusya’nın Çeçenistan’ı tekrar işgal etmesi nihai statü meselesinin
gündeme gelmesine mani oldu. O günden bugüne kadar süregelen işgal, birçok
Çeçen komutanın ve masumun şehadetine de sebep olmuş ancak ekilen gövdeler
yazımızın başında da belirttiğimiz gibi daha da kuvvetli bir surette
fışkırmıştır. Çeçenistan’daki mücadele günümüzde de kesintisiz bir surette
devam etmektedir. Bize düşen, Allah Resulü’nün hadisinde de ifade buyurduğu
üzere gücümüz yettiği nispette zulme müdahaledir. Şu an için silahımız
duamızdır ve dua, düşmana atılan bir kurşun mesabesindedir. Niyazımızın arşı
rahmanda ma’kes bulması da tabi ki duamızdaki samimiyetimiz ve haleti
ruhiyemizin istikamet üzere olması ile mümkündür.
Bizi meyus eden bir hususu da
burada zikretmenin elzem olduğuna kaniim; bir görüşmemiz esnasında Dağıstanlı
bir kardeşimiz, Dudayev’in esasında ölmediğini, Rus ajanı olduğunu, Rusya’nın
Çeçenistan’a müdahale edebilmesi için kullanıldığını, günümüzde de Kayseri’de
(!) yaşadığını ifade etti ve Dağıstan ile Çeçenistan’ın onun yüzünden kötü bir
halde olduğundan bahsetti. Diğer Çeçen komutanlar hakkında da hoş olmayan
sözler sarf eden bu kardeşimize, düşüncelerini tam da Rusların istediği
minvalde oluşturduğunu, onların da Müslümanların bu şekilde düşünmesini, bu
şekilde de direnişe desteğin dünya Müslümanları nezdinde azaltılmasını temine
çalıştıklarını ifade ettim. Maalesef fikirlerinde ısrar eden bu kardeşimiz gibi
kimselerin etrafımızda bulunduğu şüphe götürmez bir hakikattir. Mücahidler
orada bilfiil direnirken bizim de bulunduğumuz mekânda bu tür muzır fikirlerle
mücadele etmemiz boynumuzun borcudur.
Anadolu gençliği, Resulü’nden
tevarüs eden ve ceddinin de bir gün olsun izinden ayrılmadığı zulümle ve
zalimle mücadele düsturunu terk etmemelidir, etmeye de hakkı yoktur… Allah
zulme ve zalime karşı yar ve yardımcımız olsun…
Abdurrahman
Mıhcıoğlu
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge


Yorumlar
insan ve dünya bir araya geldiğinden itibaren süren savaşı; bedir'den, uhud'dan, hendek'ten sonra en samimi savaşanlar listesine isimlerini kanlarıyla yazdılar, canlarını yaradana şehadet madalyasıyla sundular...
yeryüzünde hala insanlığın şeref ve izzetini koruyacak insanlar olduğunu çe çen savaşıyla öğrendik biz, dualarımızda hep onlar oldu, büyüklerin duası onlarla olsun dedik hep mevlaya. sokaklarda a çılan yardım sandıklarında saatlerce nefes tükettik " çe çenistana yardım" nidalarıyla, ve nefesimizin kesilip uykunun müşfik kollarına kendimizi bıraktığımızda yardımın aslında onların ettiği yardım olduğunu gördük rüyalarımızda...
şerefli tarihlerine ismini dedesi şamil gibi altın yaldızla yazdırmış, ismiyle müsemma olmuş birini yeniden yad etmemize vesile olduğunuz i çin teşekkür ederim...
Biz onları seviyoruz Allah'ım, sende onları koru, gözet ve yardımını onlardan ayırma... Bizide onları sevenler listesinden ...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.