Çarşamba, 23 Temmuz 2008 01:41
Dervişin biri
ormanda gezinirken bir tilki gördü. Ona yaklaştı. Yerinde oturan tilki
kendinden kaçmıyordu. İyice ona yaklaşınca neden kaçmadığını anladı. Tilkinin
bacakları kötürümdü. Kendi kendine mırıldandı,
Oradan uzaklaşıp
çalılıklar arasında gizlendi ve tilkiyi gözetlemeye başladı. Derken uzaktan bir
aslan geldi. Tilkiye yaklaştı. Ağzında bir çakal taşıyordu. Tilkinin yanına
gelince durdu ve oturup avını yemeye başladı. Az sonra çakaldan geriye biraz
artık kalmıştı. Aslan artığı orada bırakıp geldiği yere doğru yürürdü ve ormanda
kaybolup gitti.
Tilki sürünerek
birkaç adım ötesindeki artıkla karnını doyurmaya başlamıştı. Derviş
gördüklerine hayret etti:
“Demek
Allah aslan vesilesiyle tilkiye rızkını gönderiyor.”
Ardından ekledi;
“Eğer
ecelim gelmemişse, Allah benim de rızkımı gönderecektir. Ona tevekkül etmeli.”
Olaydan sonra işi
gücü ve çalışmayı bıraktı. Bir camiye ekli küçücük odada hayatını geçirmeye başladı. Aradan
günler geçti, kimse kendisine ekmek yemek getirmiyordu. Birkaç hafta sonra
iyice zayıflamış bir deri bir kemik kalmıştı. Artık yerinden kalkmaya dermanı
yoktu. Bir gün odasında sessiz ve ümitsizce beklerken evin duvarından gelen bir
sesle irkildi. Ses onu uyarıyordu:
“Ey
tembel adam! Niçin kendine kötürüm tilkiyi örnek alarak miskin miskin
oturuyorsun? Kötürüm tilki olacağına çalışkan aslan ol! Sen başkalarının artığı
ile değil, başkaları senin artığınla beslensin. Kalk da rızkını ara, hem kendini
duyur, hem de muhtaçları…”
Derviş hayretle ve biraz
da ürkerek kendini ikaz eden sesi dinlemiş ve mesajı almıştı.
Aslında
hikâye bizi anlatır:
1) İnsan elinden
geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmalıdır. Gerçek tevekkül de budur.
2) İki Cihan
Serveri şöyle buyurmadı mı: “elyedü’l-ulya
hayrun min yedis-süflâ = Yüksek (veren) el , alçak (alan) elden hayırlıdır”
3) Allah rızkı
aryana, çalışıp çabalayana verir. İyi sonuçlar için iyi çalışmak gerekir Bu
açıdan fırsatlar değerlendirilmeli, tembelliğe pirim verilmemelidir.
4) “İnsanların en hayırlısı/iyisi insanlara
faydalı olandır.”
5) Vermek yalnız
yiyecek içecekle sınırlı değildir. Muhtaçlara yardım etmek, bilgi üretip vermek,
İlahi mesajları topluma aktarmak ve vermek, iş vermek, mutluluk vermek, teselli
vermek vaktini ve ömrünü Allah’a, ibadetlere vermek, mal vermek, ödünç vermek,
karar vermek, fayda vermek, el vermek, mecazen hidayet vermek, yani birinin
hidayetine sebep olmak, kişisel ilişkiler açısından insanlara değer vermek,
olaylara, sözlere, durumlara doğru mana vermek… İyilikleri vermekle değerlenmek
ve büyümek de doğru orantılıdır.
6) Verenlerin en
büyü Cenab-ı Haktır. O her şey yokken onlara vücudunu vermiş, onları var
etmiştir. El vermiş, ayak vermiş, göz vermiş, vücut vermiştir. Ayrıca insanlara
pek değerli manevi özellikler veren de odur. Akıl, fikir, korku, sevgi, ruh,
hayal ve benzerleri hep onun vergisidir. Bütün yiyecekleri, ihtiyaçları,
güneşi, mevsimleri, sahibi göründüğümüz zenginlikleri, sağlık ve sıhhati veren
de odur.
Bütün hayırları ve
iyilikleri doğrudan ve dolaylı olarak veren o olduğu için, verenlerin en büyüğü
de odur. İyililikleri vermekle büyüklük doğru orantılı ise, En büyük ve
benzersiz büyük odur. Kötülük ve zararları vermek de var. Bundan söz etmiyoruz.
8) Vermek için
çaba, hazırlık ve çalışma gerekir. Aslında insanlar ve toplumlar da veren
olabildikleri sürece ileridirler.
Prof. Dr. Murat Sarıcık
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 


