Cumartesi, 02 Şubat 2008 13:43
Süt
emme, lügatte Ra-Da-‘A kökünden olup "memeden
süt emmek" manasındadır. Istılahta ise, en az dokuz
yaşında olan bir kadının sütünün “vakti mahsus”
unda bir çocuğun midesine girmesidir. Bu kadın ister bakire, ister
ölü, ister hayız görmemiş olsun müsavidir. "İrda”
süt emzirmek, "mürada'a" ve "rida’"
ise, iki çocuğun aynı memeden süt emmesidir.
Süt, “yeni doğan yavruyu beslemek için dişi memeli canlıların salgıladıkları bir sıvıdır” şeklinde tarifi yapılabilir. Bu genel tanım, farklı branş ve ihtisas alanlarına göre değişiklik göstermektedir. Bir beslenme uzmanı, sütün en mükemmel gıda olduğunu söyleyecektir. Fakat modern araştırmalar; vücudun ihtiyacının çok kompleks olduğunu, alınan gıdaların içinde 30 çeşit farklı maddenin bulunması gerektiğini, bu maddelerin hepsinin bir gıdada bulunmasının mümkün olmadığını ancak sütün hepsini değil ama çoğunu içerdiğini ortaya koymaktadır. Sütün besleme değerini göstermek maksadıyla canlının en hızlı büyüme devresinde, yalnız sütle beslenmesi misal olarak gösterilebilir. Yeni doğan bir çocuk, doğum ağırlığının iki misli ağırlığına ilk altı ay zarfında anne sütü ile beslenerek ulaşmaktadır. Bu yönüyle bebeklik döneminde sütün mükemmel bir gıda olduğu söylenebilir. Ancak sütün yavrunun ergin hale gelinceye kadarki dönemde tam bir gıda olmadığı, bazı elementlerin noksanlığı sebebiyle birtakım hastalıkların (anemi vb) oluştuğu müşahede edilmiştir. Bu canlıların kanlarındaki hemoglobin azalmaktadır. Bu maddenin azalmasına sebep ise; yeterli derecede bakır ve demirin sütte mevcut olmamasıdır.
Süt C ve D vitaminleri açısından fakirdir. İnsan sütü, inek sütünden 2-3 misli daha fazla C vitamini ihtiva etmekte ve hiçbir kayba uğramadan çocuk tarafından alınmaktadır. Bununla beraber inek sütünün önemli bir kısmı hava ile temasında oksitlenmek suretiyle yok olmaktadır. Sütte demir ve bakırın azalmasına karşılık yeni doğan ve sütle beslenen yavruların hızlı büyümelerinin sebebi karaciğerlerinde bu elementleri depo etmiş olarak dünyaya gelmeleridir. Depodaki mineraller belli bir dönem müddetince yalnız sütle beslenmelerine yardım etmektedir.
Kimyagere göre süt, çok kompleks bir sıvıdır. Hiç kimse sütte mevcut olan maddelerin ya tamamını bilmemekte ya da bilinen maddeler hakkında fazla bilgiye sahip olmamaktadır. Buna rağmen analizciler, sütte mevcut maddeleri altı grupta değerlendirmektedirler. Bunlar su (%87),yağ (%3,9),süt şekeri-laktoz-(%4,9), kazein (%2,9), albümin (%0,6), kül (%0,7) maddeleridir. Yeni doğan çocukların beslenmesinde insan ve inek sütünün kullanıldığı bilinmektedir. Bu iki sütün bileşimleri karşılaştırıldığında dört fark göze çarpmaktadır. İnek sütü, insan sütüne göre fazla miktarda kazein ve kül, az miktarda albümin ve laktoz ihtiva etmektedir. Bu sebeple öteden beri inek sütü, sulandırılarak bebeğe verilmekte, kazein ve kül konsantrasyonu ayarlanmaktadır. Şüphesiz bu sulandırma laktoz, yağ ve albümin konsantrasyonunu azaltmaktadır. Her canlıya en mükemmel gıda, kendi annesinin sütüdür. Şurası unutulmamalıdır ki yedeğinde demir, bakır vb maddeleri getirmiş olan yeni doğmuş yavru, sütü alınca süt onun için mükemmel bir gıda olmaktadır. Mamafih inek sütü ile bebekleri beslerken bu sütün buzağılar için en iyi bir gıda olduğu unutulmamalıdır.
Araştırmacıların ortak kanaati şudur ki sütün bütün özellikleri henüz ortaya çıkarılmış değildir. Sütün çocuk üzerinde oluşturduğu fizyolojik özellikleri bugün tamamen inkişaf etmiş değildir. Süt, muamma oluşunu hala devam ettirmekte ve üzerinde çalışmalar sürmektedir. Mesela bir araştırmaya göre eğer anne rahatsız edilerek heyecanlandırılmışsa ondan süt emen çocukta aynı şekilde ıstırap duymaktadır. Bilindiği gibi korku anında kana bazı hormonlar karışmakta ve bu suretle vücuda yayılarak fizyolojik bazı reaksiyonların meydana gelmesi temin edilmektedir. Eğer bu hormonlar süte geçecek olurlarsa sütü alan çocuklarda annelerinde olduğu gibi reaksiyonların meydana gelmesi mümkündür. Süt, aynı türün yavrusunun beslenmesi için salgılanan bir sıvıdır. Asırlarca önce insan, sütü gıda olarak kullanmaya başlamıştır.
Süt akrabalığı incelenirken bunun fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik boyutlarının da değerlendirilmesi kanaatindeyiz. Sütün belki genler üzerinde tesiri olmayabilir, süt emziren anne ve emen çocuk arasında duygusal bir ilişkinin varlığını kimse inkâr edemez. Yine aynı şekilde sütkardeşler arasında aynı ilişkiden söz edilebilir. Hülasa süt akrabalar arasında anne, baba, dede, nine vs. bu ilişkinin az veya çok varlığından şüphe edilmemelidir.
Süt çocuğun midesine gerek ağzından gerek burnundan ulaşsın ve kendisine gerek meme ile gerek biberon ile verilsin eşittir. Hanefi ve Malikilere göre sütün az veya çok olması arasında fark yoktur. Şafiî, Hanbelî ve Zahirîlere göre ise en az beş doyurucu ve fasılalı emmekle süt akrabalığı oluşur. Süt müddeti, Ebu Hanife'ye göre otuz ay yani iki buçuk yıl Ebu Yusuf, Muhammed ve Züfer'e göre iki yıldır. Malikîlere göre ise iki yıl veya iki yıl iki aydır. Şafiî ve Hanbelîlere göre iki yıldır. Zahirilerde ise belli bir müddet yoktur. Süt emme veya emzirmenin hükmü; nikâhın haram olmasıdır.
| < Önceki |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 


