Biri olmaz ise diğerlerinin ayakta duramayacağı kesindir. Biz bu yazımızda söz konusu bu sacayağını oluşturan bu kavramlar üzerinde durarak, söz konusu iddiamıza en bariz örnek olarak gördüğümüz 20.yy.da yaşamış bir İngiliz oryantalisti tanıtacağız.
Orientalism ‘Orientalism’ ve ‘Orientalist’ terimlerinin etimolojisi Latince ‘Orient’ (Doğu) kökenine dayanır. Kelimenin İslam literatüründeki karşılığı olan ‘istişrak’ ve ‘müsteşrik’ terimleri de benzer şekilde ‘şark’ (=Doğu) kelimesinden türetilmiştir. ‘Orientalism’, Batı’da, Doğu üzerine yapılan dini, kültürel, sosyal vs. çalışmaları kapsayan bir bilim olup, kısaca ‘Doğu Bilimciliği’ şeklinde ifade eder. Buradaki Doğu, coğrafi anlamda günümüzde Türkiye’den başlayıp Japonya’ya kadar uzanır ve hatta Afrika’yı da içine alır. Batı dillerinde ilk defa 17. yy’ da telaffuz edilmeye başlanır. Ancak sonraki kullanımlarından biliyoruz ki Batı ve Doğu coğrafyadan çok politik bir ifadelendirmedir.1
Misyonerlik Oryantalizme özellikle erken
dönemlerde bilgi noktasında hammadde sağlayan sömürge gücü için ise “direnç
ve direnişi” yumuşatan öncü birlik rolü oynar. Sömürge gücü üçlü sistemde
politik güçtür; Oryantalizmin sağladığı bilgilerle beslenen maddi kaynaklarıyla
oryantalizmi ve misyonerliği besleyen bir güç.
Daha ilk
dönemlerden başlamak üzere Batıdaki İslam araştırmalarının arka planında
polemik misyoner ticari ve diplomatik kaygılar etkili olmuştur. Misyonerlikle
akademik oryantalizm arasındaki sıkı bağ hemen dikkatleri çeker. Akademik anlamda
oryantalist olan pek çok kimse aynı manada kilisede dini vazife yapan din
adamlarından oluşmakta olup Hıristiyan teolojisine ve Kitabı Mukaddes
araştırmalarına da akademik katkılarda bulunan insanlardır.
Şimdi yukarıda
vurguladığımız üçlü güç birliğine önemli bir örnek olan William Muir
hakkında bilgi verelim.
Aslen bir İskoç olan Muir (1819-1905), ilk etapta dönemin İngiliz kolonisi olan
Hindistan’da İngiliz sömürgeciliğine hizmet eden bir devlet adamı olarak
bilinir. Onun Edinburgh Üniversitesi’nde daha sonra alacağı Arapça ve İslam
öğreticiliği vasfı akla ikinci dereceden gelir. Muir, Edinburgh ve Glasgow
Üniversitelerinde öğrenim görmüş ama pek çok İngiliz bilim adamı gibi hükümette ve askeriyyede aldığı vazifelerle asıl eğitimini Indian
Civil Service (ICS-Hindistan Sivil Hizmetler) kademelerinde almış, örneğin
doğu dillerini ICS elemanlarının eğitim gördüğü Haileybury College’ de
öğrenmiştir.
Eğitime önem
veren Muir Hindistan’ın Kuzey bölgesine vali olarak görev yaptığı esnada
(1868-1874), Allahabad şehrinde kendi adına bir kolej ve Üniversite kurmuştu.
İngiliz Kilisesinin (Church of England) dindar bir mensubu olarak Hıristiyanlığın
tebliğiyle yakından ve aktif şekilde ilgilenmişti. Muir, Misyonerlik
çalışmaları sonucu Hıristiyan olan yerlilerin refahı için çabalamış, Hıristiyan
polemikçisi olarak misyoner literatüre katkıda bulunmuştur. The Testimony Borne by the Coran to the
Jewish and Christian Scriptures (Agra 1855) adlı eseri bu gayretin ürünü
olup daha sonra The Coran and Its
Composition and Teaching; and the Testimony it bears to the Holy Scriptures. (1878)
adlı çalışmasının bir bölümünü oluşturacaktır. The Coran adlı eseri bu
nedenle iki farklı çalışmanın bir araya gelmesinden oluşur. İlk kısım aslında
Batılı okuru Kur’an’a dair “aydınlatma fikir sahibi etme” amacıyla
kaleme alınmıştır. İkinci kısım ise Müslüman okura hitap eder. Bu kısmın amacı
açıktır: “Kur’an’dan ayetlere dayanarak elde mevcut Kitab-ı Mukaddes’in
peygamber dönemindekiyle aynı olduğuna inandırmak” ve dolayısıyla Müslüman
okura eldeki Hıristiyan kutsal kitabının genel inanışın aksine tahrif edilmediği
düşüncesine ikna etmek.
Muir’e oryantalist ilim adamı vasfını kazandıran ve ilk defa oryantalist olarak
adını duyuran çalışması ise Life of
Mohammed adlı eseridir. Aslında
kendisinin 1857 den itibaren Calcutta
Review de yazdığı makale serisinin
derlemesinden meydana gelen bu eser İngilizce’de orijinal kaynaklara
dayanarak kaleme alınmış peygamberin hayatına dair ilk eser olma özelliğini
taşır. Nitekim çok sürmeden 1885 yılında Edinburgh Üniversitesinin başına geçer
ve ölünceye kadar da burada görev yapar (1885-1905) ve 1884-1886 yılları arasında
oryantalist çalışmalar üzerine yoğunlaşan Royal Asiatic Society adlı
İngiliz derneğinin başkanlığını yürütür.
Sonuç olarak,
İngiliz bir Oryantalist olarak Muir iki bakımdan önem arzeder: Birincisi
Muir’in eserlerinde entellektüel motivasyonun yanı sıra politik ve dini
motivasyonlar da oldukça önemli rol oynamıştır. O bir misyonerdir, bir İngiliz
devlet adamıdır ve bir oryantalisttir. Bu nedenle o, çalışmalarında misyoner,
akademik-ilmi ve kolonyal hedefleri hep bir araya getirmiştir. İkinci olarak Muir,
bu özellikleriyle kendisinden sonraki nesillere oldukça etkili olmuştur.
Kendisinden sonra özellikle misyoner-ilim adamı, misyoner-oryantalist
denebilecek kişiler üzerinde etkili olan Muir özellikle İslam’a
eleştirel yaklaşımıyla etkili olmuştur ki bu yaklaşım William St. Clair
Tisdall ve Arthur Jeffery gibi oryantalistlerce benimsenmiştir.
Doç. Dr. Bilal Gökkır
1. Kur’an ve öteki yazısına bkz.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge


Yorumlar
Oryantalizmin dinimizde a çmaya çalıştığı derin yarayı ve de misyonerliğin kılık değiştirerek diyalog elbisesine bürünen halini müteyakkız bir şekilde takib eden ve bunlaral şiddetle mücadele eden ve İslam gen çliğini bu tehlikelere karşı ikaz vazifesini uhdesine almış alime günümüzde eskisinden daha fazla ihtiya ç vardır.
Zar-ı aliniz gibi hocalarımızın daha da artması temennsi ile... Kaleminize sağlık. Vesselam...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.