Prof. Dr. Sayın DALKIRAN
1960 senesinde Uşak/Banaz’da doğan Sayın Dalkıran, 1971 senesinde Banaz Kızılcasöğüt İlkokulu’nu, 1974 senesinde de Banaz Kızılcasöğüt Ortaokulu’nu bitirdi. 1978 senesinde Manisa Demirci İmam Hatip Lisesi’ni bitiren Sayın Dalkıran, 1983 senesinde de Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı sene bir müddet Kartal Ticaret Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği vazifesinde bulundu. 1995 senesinde İbn-i Kemal’in Düşünce Tarihimizdeki Yeri isimli çalışması ile Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktorasını tamamladı. 1993-1997 seneleri arasında Sütçü İmam Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Öğretim Görevlisi olan hocamız, 1997 senesinde Atatürk Üniversitesi Erzincan İlahiyat Meslek Yüksekolu’nda yardımcı doçent oldu.
1990 senesinde doçent, 2005 senesinde de profesör olan hocamız, Atatürk Üniversitesi Erzincan İlahiyat Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcılığı, Atatürk Üniversitesi Erzincan İlahiyat Meslek Yüksekokulu Yönetim Kurulu Üyeliği, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Fakülte Yönetim Kurulu Üyeliği ve Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkan Yardımcılığı gibi vazifelerde de bulunmuştur. Halen aynı fakültenin Temel İslam Bilimleri bölümünde öğretim üyeliği yapan hocamız, iyi derecede Arapça ve İngilizce bilmektedir.
Mail:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge