Eğitim ve sağlık, fert ve milletlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç olarak fonksiyon icra etmelidir. Aksi halde günlük hayatta yaşanan problemler katlanarak devam eder. Kalifiye eleman yetiştiremeyen kurumlar, işsizler ordusuna yeni zavallılar eklemekten öteye geçemez.
Eğitim kurumlarının yanında aile ve toplum, eğitim
için altyapı oluşturur, dolayısıyla eğitim ve öğretiminde önemli bir yere
sahiptir. Aile içinde verilen eğitim tarzı, kişiyi değerler ve hayata bağlayabileceği
gibi, tamamen kültürel değerlerden uzaklaştırabilir de. Aile ve çevre, gençler
üzerinde psikolojik ve sosyolojik yönden etkili olduğu gibi, dinî formasyon
kazandırma yönünden de önem arz eder.
Aile, ilk yıllarda çocuğun bakımı, korunması, kollanması
kadar, ilerki yaşlarda onun sağlam ve tutarlı bir kişilik kazandırılmasından da
sorumludur. Eğitimin temel amacı, öğrencilerin yeteneklerini geliştirecek
ortam ve teknikleri hazırlamak, bunun için gerekli olan bilgi ve beceriyi
vererek, kişisel bütünlüğe ulaşmış insanlar yetiştirmektir.
Bireylerin sağlık ve hastalık karşısındaki tutum ve
davranışları, ait oldukları toplumun değer yönelimi, öteki deyişle kültürünün
bir sonucudur. Bu doğrultuda gelişen sağlık kültürü, kişinin, temel sağlık
bilgilerini algılama, hizmetleri alma, yorumlama ve anlama ile bu bilgi ve
hizmetleri, sağlığı koruma ve geliştirme amacıyla kullanabilmesiyle ilgilidir.
Sağlığı ferdin genel iyilik durumu olarak ele alan yaklaşım, fiziksel, ruhsal ve sosyo-kültürel
sağlığın ve insanın kişisel bütünlük içinde olmasının, genel sağlık durumunu
olumlu etkileyeceğini öne sürmektedir.[1]
Eğitim, gelişim ve sağlık açısından toplum
içerisindeki en riskli gruplardan biri, ergenlik ve gençlik dönemindeki
bireylerdir. Ancak gençlik dönemindeki sağlık, bedeni olmaktan ziyade ruhsal
ve sosyal sağlık boyutuyla ilgilidir. Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi
olarak adlandırılan bu dönem kendine özgü birçok sorunu içermektedir.
Gençlik; gelişme, kişisel olgunlaşma ve hayata
hazırlık dönemidir. Hayatın tehlikeli olarak nitelendirilen ilk
beş yılını geçirmiş ve henüz yetişkinlere özgü sağlık sorunlarıyla doğrudan
karşılaşmamış olan bu grup, bütün yaş grupları arasında en sağlıklı fakat ruhî
olarak en riskli olan gruptur. Bu dönem verimli olarak geçirildiğinde, sağlıklı
yetişkin olma ihtimali yüksektir. Bağımsız davranma çabasında olan
gençlerin; karar, ilişki, tutum ve davranışlarındaki bilinçlilik ve duyarlılık
düzeyi, sağlıklı gelişim özelliklerini belirler. Gençlik döneminin en
önemli özelliklerinden biri, gözü kara olarak riskli davranışlara yönelmedir.
Çünkü bu dönemde pek çoğu, yetişkinlik döneminde de devam edebilecek, sonuçta sakatlık
ve hatta ölüm getirebilecek kötü alışkanlıklar ve bağımlılıklar kazanma
tehlikesi de söz konusudur.[2]
Oldukça fırtınalı ve gerilimli bir dönemde bulunan gençlere
hayatlarına anlam katacak bilgiler verilmeli, tutum ve deneyimler
kazandırılmalıdır. Belirlediği hedef ve ideallere sıkı sıkıya bağlı olma
potansiyeline sahip gençlere, sağlıklı
yaşama ideali kazandırılmalıdır.
Bağımsızlık duygusunu yoğun yaşamalarına karşın,
gençlerin sağlıkla ilgili bilgi kazanma, tutum ve davranış geliştirmede dış
alana büyük ölçüde bağımlılık gösterdikleri gözlenmektedir. Çünkü gençlerin
yaklaşık % 75’i, ‘sağlık karşıtı cazibeler’ olarak da adlandırılan sigara,
alkol, esrar, uyuşturucu ya da uyarıcı maddeleri arkadaşlarının
ısrarı ile kullandıklarını belirtmektedirler.[3]
Günümüzde gençler, sağlıkla ilgili mesajların eksik,
çelişkili, çarpıtılmış ya da yanlış olduğu bir medya ve sosyal iletişim ortamı
içerisindedirler. İdeal kültür özelliklerinin bir kenara itildiği arabesk
kültürün etkisi altında yaşamaktadırlar. Şiddet, yıkıcı davranışlar, kazalar,
boş vermişlik, yozlaşmışlık, kadercilik anlayışı, mağdur ve mazlum rolü gibi özelliklerle
karakterize olan yaşam biçimlerinin egemen olduğu ortamlarda yaşayan gençlerin
sağlığın korunması ve geliştirilmesi yönünden güçlendirilmeleri gereklidir.[4]
Üniversiteler, toplum ve ekonominin ihtiyaç duyduğu
insan gücünü yetiştiren kurum olmanın yanında birer araştırma merkezi gibi
işlev görmelidir. Bu özelliklerinden dolayı yüksek öğrenim kurumları, ülke
kalkınması ile doğrudan ilişkili bir misyonu da yerine getirmelidir.[5]
Özellikle gençlerde görülen,
sosyo-kültürel patolojik davranışlar, ahlak anlayışının ve değer yargılarının
yeterince gelişmemesinden kaynaklanmaktadır. Ahlak eğitimi, bireylere yalnızca
belli değer yargılarını öğretmek değildir. Bireylerin doğal davranışlarını daha
olgun temellere dayandırmaları için desteklenmelerini de amaçlar. Verimli
bir nesil için; bedenî, ruhî, duygusal ve sosyal sağlığı, her zaman birlikte
değerlendirerek bir eğitim formatı oluşturmak gerekir.
İnsanî ve Toplumsal Gelişim Uzmanı
Dr.Hüseyin Emin SERT
[1] Tabak, R.S., Sağlık Eğitimi, Somgür Yayınları, Ankara, 2000.
[2] Bulut, A., Nalbant, H., Çokar, M., Ergenlerin Sağlık Bilincinin Geliştirilmesi Projesi: Ergenler ve Sağlık Durum Raporu, İ.Ü. Tıp Fakültesi, Şubat, 2002; Adölesan Sağlığı ve Gelişimi, Eğitici Eğitimi Rehber Kitabı, Sağlık Bakanlığı, AÇSAP Genel Müdürlüğü, Ankara, 2002.
[3] Ögel, G., Gençler Arasında Sigara, Alkol ve Madde Kullanma Yaygınlığı İle Özelliklerinin Değerlendirilmesi, (Araştırma Raporu) Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, İstanbul, 2001.
[4] Eroğlu, F., Davranış Bilimleri, Betaş, İstanbul, 2000.
[5] Ayşe Korkmaz, Yüksek Öğretim Gençliğinin Problemleri, http://www.meb-yayimlar.gov.tr/145/korkmaz.htm, 17.01.2008 16:02
| < Önceki |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge

