Davranışlardaki prensipler ideal boyuta
eriştiği ölçüde, iletişim mükemmelleşir
Kişi içinde bulunduğu ortam ve anı, ne kadar iyi anlamlandırabilirse, o kadar yerinde ve verimli davranışlar sergileyebilir. Nerede, nasıl davranmak gerekirse, o şekilde davranıp hareket etmek, toplam kaliteye de, olumlu yönde katkı yapacaktır.
Kişi kendini ilgi, bilgi ve
olgunlukla, başarı yolunda belli bir noktaya taşımadıkça, diğer insanlarla münasebetlerinde başarılı olamaz.[1] Bir atasözünde, ‘Zamanından önce öten horozun, başı kesilir’ ifadesiyle bu duruma da işaret
edilmiştir. Köşe dönmenin
revaçta olduğu bir zamanda bile, unutulmamalıdır ki, asıl zenginlik servet çokluğu değil, gönül zenginliğidir.
Haline şükretmeyen, malını yerinde ve zamanında doğru kullanmayan insan, zenginliğinin de sefasını süremez.
İhtiyaç halinde anahtar aramak yerine,
anahtar olarak durum teorisine uygun davranabilmelidir. Nerede, nasıl hareket edeceğini bilmek, mutlu olarak yaşayabilmek için gereklidir. Bütün
münasebetlerde dürüstlük, en iyi hareket tarzıdır.
Dini, ahlâki ve kültürel değerlerin
güçlü olduğu, sosyal müeyyidenin işlediği toplumlarda kişinin iyi ve
makbul huylar ile donanması belki kolay olabilir, ancak bunun aksi toplumlarda durum aynı değildir. Şartların menfî olanlarını müspete çevirmek için çalışmalıdır. Böyle gayret edenlerin amelini, Allah
boşa çıkarmaz.
İletişim hataları, hayatımızı derinden
etkilemektedir. Sağlıklı iletişim, ilgi, bilgi ve
dürüstlüğü gerektirir. İletişimde göz, başlı başına bir mesaj kaynağıdır. Bir kimse gözünüze bakıyorsa, size ilgi duyuyor demektir. Öte yandan bir kimse,
gözünüzü gözünüzden kaçırmakla, sizden bir şey saklamak durumunda olduğunu ifade edebilir. Göz ilişkisi kurulduktan sonra, diğer bağlantılar daha da netleşebilir.
Bir kimsenin gözbebeği, baktığı nesneye duyduğu ilgi oranında büyümektedir.[2]
Atalar, iletişim ve bakışla ilgili olarak, “Dost başa, düşman
ayağa bakar” demişlerdir. Baş, özellikle çehre,
insanın içinin de göstergesi olmaktadır. Ancak yerine göre, gözü bazı şeylere
bakmaktan alıkoymak
gerekebilir. Çünkü göz neredeyse gönül oradadır.
“Dilini (ve gözünü) koruyan kimsenin
kusurlarını, Allah örter. Öfke ve gazabına hakim olan kimseyi, Allahü Teâla azabından korur. Allah’dan özür dileyen
kimsenin özrünü, Allah kabul eder.”[3]
En dolu vakit; kendimizi geliştirmeye çalıştığımız anlardır. Kitaplarla dost olmak bizi canlı ve uyanık tutar. İnsanda cehalet, öğrenme ihtiyacı durunca başlar. Hatasını kabul edip haddini bilmek, irfandandır. Hiçbir kimsenin, koyduğu kaide ve prensibi çiğneme hakkı yoktur. Bu ve benzeri prensipler hayatımızda
işlerlik kazandığı ölçüde daha güzel bir iletişim ve atmosfer oluşturmamız
mümkün olabilecektir.
[1] Stephen R. Covey, The
Seven Habits of Highly Effective People, Simon and Schuster, London, 1994,
s. 185.
[2] Doğan Cüceloğlu,
Yeniden İnsan İnsana, Remzi
Kitabevi, İstanbul, 1997, s.
44.
[3] Ahmet b.
Muhammed eş-Şeybanî, ez-Zühd
l’ibni-Hanbel, Daru’l-Kütübi’l-Ilmiyye, Beyrut, 1398, c. 1, s. 35.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge

