Gerçekleri kabul, bilinçli yaşamanın;
bilinçli hayatta, kişisel bütünlüğün gereğidir. Bütün kötülük, yanlışlık ve
geriliklerin kaynağı, gerçeğe karşı duyarsızlık ve saygısızlıktır. Gerçeğe
saygı, kişisel bütünlüğün temelidir. Bilinip anlaşılan gerçeğe, kişi şartsız
saygılı olmalıdır. Hakikatlere saygısı olmayan insanın, kişisel bütünlük
içinde kalması mümkün değildir.
Sorumluluk bilinci, dünyada hatasız yaşamak için gerekli
bir tutumdur.
Her türlü sorumluluk ve ahlâkî
yükümlülüğün temeli, insandaki, bilgi, akıl ve iman kabiliyetidir. İnsana irade
ve seçme hürriyeti verilmiş, “insan
Peygamber” ve “kitap” larla, iyi ile kötü, doğru ile yanlış da
gösterilmiş olunca, onun yaptıklarından sorumlu olması kadar tabiî bir şey
olamaz. Dolayısıyla, insanın her işine, sorumluluk duygusu yön vermelidir.
Sorumluluk insanın ne yapacağını belirlediği gibi, yaptığının iyi ve kötü
sonuçlarına katlanmasını da zorunlu kılar.
Gerçekleri kabul, bilinçli yaşamanın;
bilinçli hayatta, kişisel bütünlüğün gereğidir. Bütün kötülük, yanlışlık ve
geriliklerin kaynağı, gerçeğe karşı duyarsızlık ve saygısızlıktır. Gerçeğe
saygı, kişisel bütünlüğün temelidir. Bilinip anlaşılan gerçeğe, kişi şartsız
saygılı olmalıdır. Hakikatlere saygısı olmayan insanın, kişisel bütünlük
içinde kalması mümkün değildir.
Kişinin hakkaniyet içinde davranıp
davranmadığını ancak, dejenere olmamış beyin, kalp ve vicdan bilebilir. Çünkü
kaçılamayacak en büyük otoritelerden biri, kişinin bizzat kendi vicdanıdır.
Kişisel bütünlüğe eremeyen insan, çelişkiler içinde kendisini sürekli zehirliyor
demektir. “Haksızlığa sapıp bütün insanlık seni takip
edeceğine, adaletle hareket edip tek başına kalsan daha iyi!”
Adalete riayet etmeyenlerin önder olması ve eşit olmayan insanların eşitmiş
gibi muamele görmesi, aslında büyük haksızlıktır!
Sorumluluk bilinci içinde davranan ve hesap
vermeye hazır olan insanın; “o şunu dedi, bu şunu yaptı” gibi şeylerle
harcanacak zamanı yoktur. Çünkü sorumluluk ferdîdir; eğer kişi, başkalarını yaptığından vazgeçiremiyorsa, Allah
Teâlâ’nın da Yunus Suresi 10. Ayet-i kerimede buyurduğu gibi: “Benim
yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir; siz benim yaptığımdan sorumlu
değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim” diyerek işine
bakar.
İnsanın her işine, sorumluluk duygusu
yön vermelidir. Sorumluluk, insanın ne yapacağını belirlediği gibi, yaptığının
iyi ve kötü sonuçlarına katlanmasını da zorunlu kılar. Bu anlayış ve yaklaşım,
insanı insan kılan birinci özelliktir. Kişi, kendini ve sorumluluklarını hesaba
katmalıdır. Mesuliyet duygusu, verilen
sözlere riayeti gerektirir. İnsan kendi sözüne değer verip gereğini
yapmazsa, başkası, ne o söze, ne de sahibine değer verir. Sözünde durmak
insana, “zaman yönetimi”ni de öğretir. Sözünü tutan insan, işinden,
okumasından, istirahatından zamanında ayrılmasını bilir.
İnsan, kendinden sorumlu olduğu gibi,
ailesi ve kontrolü altındakilerden de sorumludur. Allah Teâlâ, Tahrim Suresi 6.
Ayette de şöyle buyurmaktadır: “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi,
yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü,
Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan
melekler vardır.” Sorumluluk ve ölüm bilincine sahip olarak “verimli
bir hayat” yaşama temennisiyle.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge

