Prof. Dr. Orhan ÇEKER
1953 senesinde Ankara/ Haymana’nın Yenice kasabasında dünyaya gelen hocamız, 1965 senesinde Yenice Merkez İlkokulu’nu, akabinde de 1972 senesinde Yozgat İmama Hatip Okulu’nu (ortaokul ve liseyi) bitirdi. 1976 senesinde Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitiren hocamız yüksek lisans tezinden muaf olarak 1981 senesinde Konya Yüksek İslam Enstitüsü öğretim üyeliği için İslam Hukukunda Akidler isimli çalışmayı yaptı. Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakültelerine dönüşmesi üzerine çalışma 1986 senesinde doktora tezi olarak kabul edildi. 1977 senesinde Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nde Fıkıh Asistanı olarak başladığı akademik görevine, 1988 tarihinde doçent, 1996 tarihinde de profesör olarak devam etti. Hocamız halen Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam Hukuku Öğretim Üyeliği vazifesini idame ettirmektedir. İyi seviyede Arapça, Farsça ve Fransızca bilen hocamız evli ve beş çocuk babasıdır.
Mail:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Eserleri:
1. Fıkıh Dersleri, Ensar Yayıncılık, 1999; 216 sayfa
2. İslam Hukukunda Çocuk ve Hakları, Kayıhan Yayınları, 2004, 238 sayfa

İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge