Akıl almaz işkencelerle can veren yerin altındaki şehitlere "Hakkınızı helal edin" dedim. "Etmiyoruz" dediler. "Peki, helal etmeniz için ne yapmam gerekiyor" dedim. "Bir şey yapman zamanı çoktaaan geçti. Seni Allah’a havale ediyoruz" dediler. Böylece onlardan ayrıldım.
Tuleytula (Toledo) merkez camiinden görüşme talebinde bulundum. “Sen kimsin, hayrola. Ben kilise olalı yüzyıllar oldu, o zaman neredeydin, şimdi başımdan git, beni meşgul etme” dedi, bana hiç mi hiç yüz vermedi. Muhatap bulamayınca oradan ayrıldım.
Elli bin kişilik sur gibi muhteşem Kurtuba (Cordoba) camiine gittim. Görüşme talebinde
bulundum. Görüşme talebimi kabul etti. İçinde tahiyyetü'l-mescidle selam verdim. Yanına oturdum, ne kadar konuştum ve çabaladıysam da benimle konuşmadı. Gözyaşı döktü durdu. Baktım konuşmuyor, o ağlarken usulce yanından ayrıldım. Muhteşem camii beni kilise çan sesleriyle uğurladı.
İşbiliyye (Sevilla) Ulu Camii'den görüşme talep ettim. Görkemli fakat görkemi kadar hüzünlü cami görüşmemi kabul etmedi. "Hıristiyanlar benim içimde yumurta yortusu kutluyorlar, görüşemeyiz. Zaten görüşmek de istemiyorum" dedi. Beni çan sesleriyle adeta kovdu.
Gırnata’da (granada) el-Hamra Sarayı’na vardım. Görüşme taleb ettim. "Sen kimsin" dedi. "Türkiye’den bir Müslüman" dedim. "Müslüman var mı ki dünyada. Müslümanlar yok olalı 500 yıl oldu. Yok olmasaydı şimdiye kadar bana hal hatır sorarlardı. Sana inanmıyorum, Müslüman yok, sen takiyye yapıyorsun" dedi. Ne kadar uğraştıysam da Müslüman olduğuma ve dünyada Müslüman yaşadığına inandıramadım. “A.a.a. ama…” diyerek mazeret beyan etmek istedim. “Sus! Hiç konuşma. Hiçbir şey mazeret olamaz” dedi.
“Durumu karşılaştığım Müslümanlara anlatayım mı” dedim. “Müslüman bulabilirsen anlat” dedi. “Mescidinde iki rekât namaz kılabilir miyim” dedim. Seslenmedi. Sessizliğinden bil-istifade mahzun mu mahzun kilise / camide mahcubane iki rekât namaz kıldım. Çaresiz oradan da ayrıldım.
Kurtuba'da Müslümanlara yapılan işkence müzesini (Galeria de la Tortura) gezdim. Müze çıkışında ayakta durmada zorlandım. Oturacak yer aradım. Burada şunu düşündüm: Resulullah’A ümmetinin sıkıntısı çok zor gelir (Tevbe 128). Endülüs Müslümanları bu işkencelere uğrarken Efendimiz; O nasıl dayandı.
Prof. Dr. Orhan ÇEKER
| < Önceki |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge


Yorumlar
umulur ki bu sızıyı yüreklerde hepimiz hissedebilrlim..
Alıntı:
Endülüs dile gelmiş, bizden hesap soruyor..
Ne dese az...
Bir grubun arasında tefrikaya düşmesi sebebiyle küffara karşı mağlub olması, bu yüzden torunlarının eziyet çekmesinin sorumlusu neden başkası olsun?
O dönem de dünyanın gördüğü en büyük devlet yükseliyordu doğuda... Öyle büyük bir devletti ki, Haçlıların, moğolların yok ettiği toppraklardan yeni bir hayat oluşturdu.
Evet, belki sızısını içinde hissetmesine rağmen Endülüs'ü kurtaramadı fakat elinden gelen yardımı yaptı onlara. Yetinmedi elini kuzey Afrika'ya uzattı. Bari onlar Endülüs'ün kaderini yaşamasınlar diye...
15-16 değil 19. asırda Kuzey Afrika işgal olundu Avrupalı medeniler (!) tarafından.
Bence her konuda Osmanlı'ya vurmadan düşünelim. Ne yapmalıydı? Ne yaptı? Biz ne kadarını biliyoruz?
Yoksa tüm yenilenlerin sorumlusu Osmanlı olur...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.