Pazar, 21 Aralık 2008 22:25

Bu ziyaretten en çok akılda kalacak olan, şüphesiz, Muntazar Ez-Zeydi’nin ABD başkanına fırlattığı ayakkabılardı. Bu ayakkabılar artık direnişin simgesi haline geldi.
Irak’ta 2003 yılından beri süregelen acımasız savaş, 1,5 milyon insanın canına mal oldu. Mezhep savaşları, etnik savaşlar, yıkılan rejimler, sömürülen zenginlikler derken 5 seneyi doldurduk. Fakat Irak’ı kimse duymadı, kimse anlamadı. Çoğumuz görmezden geldik. Savaşı “hak eden bir Saddam” kişiliğiyle buluşturmak hepimize kolay geldi. Saddam asıldı, kanlar hala dinmedi. Saddam ülkeyi öyle bir bozmuştu ki(!), demokrasi abidesi(!) ABD bile düzeltemedi. 5 yıldır kendimize sormaya cesaret edemediğimiz bir iki soru:
Saddam’ın kellesi 1,5 milyon insan eder mi veya daha ne kadar kan bu bedeli ödeyecek?
Bağdad…
Ağlamaya mahkûm şehir. Bu şehrin vizesi kanınız ve neslinizdir. Bu şehirde yaşayan herkes, burada yaşamasının bedelini kanıyla ve nesliyle ödedi. Dünyada, kurulduğundan bu yana bu kadar çok işgale, yıkıma uğramış bir şehir daha yoktur. Tüm bunlara rağmen yok olmayan ve tekrar tekrar dirilen eşsiz bir şehir…
ABD işgali beşinci senesini doldurmasına rağmen Bağdat hala dirilme çabalarına sahne oluyor. Oysa hepimiz canlı yayında bombaların yağışını izledik. Üç-beş insanın toplandığı her yerde patlayan bombalara şahit olduk. Tüm bunları es geçip hayata yeniden sarılan insanların toprakları yine yeşillendi 14 Aralık’ta…
İşgalin babası Bush tam sözüne başlayacaktı ki; şimdiye kadar hiçbir canlı bombanın bombaları, hiçbir direnişçinin silahları, hiçbir mazlumun ahları bu kadar anlamlı bir tepki veremezdi ona. Fırlatılan “ayakkabı” toplumun en büyük ve en anlamlı tepki aracıydı. Daha beş sene önce Saddam heykellerinin yüzünü döven bu pabuçlar, şimdi kendisine canlı bir hedef arıyordu.
Olayı tekrarlamanın lüzumu yok. Zeydi’nin sarf ettiği sözler Bush için yeterliydi. Fakat Bush şaşkınlığını espriyle gizlemeye çalıştı. Batı ve ona yandaş medyalar da öyle… CNN ana haberinde olayı aktaran muhabir, “Vaaav… Great reflex” diye söze başlarken, iki gün sonra Basra’da konuşan İngiliz Başbakanı Gordon Brown olayın esprisini yapmakla meşguldü. Daha olay soğumadan bilgisayar oyunu bile çıktı. 18 Aralık’ta Nuri el-Maliki Zeydi’nin mektup aracılığıyla özür dilediğini beyan etti. Tam da sömürge valisine yakışır bir sadakatle…
Tarihimiz Hasan Tahsin, Sütçü İmam gibi gururlu insanlara şahittir. Irak toprakları da kendi gururuna artık yeterince sahip. Sahiplendiğini ise çok açık bir şekilde gösterdi. Sadr kentinde Zeydi için bir destek mitingi düzenlendi. Saddam’ın avukatı dâhil iki yüz avukat gönüllü olarak Zeydi’yi savunacaklarını beyan ettiler. Ülkemizde ise -uyuşmanın etkisinden olacak- konu küçük bir magazin haber olmaktan öteye geçemedi. Olayı en çok sahiplenmesi gereken gazetelerin yazarları, çarşaf ve ergenekon kavgalarından kafalarını kaldırıp tek kelam edemediler.
Tüm bunlara rağmen Memur-Sen Ankara’da bir destek mitingi yaptı. En ilgi çekici destek Kayserili bir grup iş adamından geldi. Zeydi davasında sonunda ortaya çıkabilecek tazminatı üstleneceklerini beyan ettiler ve bunun için ABD elçiliğine başvurdular. Her şeye rağmen duyarlı vatandaşlarımızı görmek gurur veriyor. Önümüzdeki günlerde de devamının geleceğine şüphe yok.
Son iki yazımızda Haçlı Seferleri’ni konu almıştık. Seferlerin siyasi boyutunu ele almadan önce direnişin simgesi “pabuçları” sahiplenmek adına bu konuya değindim. Bu olayın da parçası olduğu günümüz işgalleri de Haçlı Seferleri ile kıyaslanmakta. Gelecek yazıda; siyasi açılımla bu kıyaslamaların doğruluğunu ele alacak ve olayın Doğu-Batı tenis maçından öte nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlamaya çalışacağız.
Abdullah Cengiz
| Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
bu nasıl bir toprak par çası ki tarihin kavga ile yaşıt olduğu bir yaşam
bu nasıl bir eylem (ise eğer) ki her taraftan savaş sesleri doğuyor ve
giderken bir adam(!) dahi vurulamıyor. Obama sen sen ol sakın ayak izi altında kalma.
Abdülhamit kendisi i çin hazırlanan suikastten sağ kurtulunca suikast çiye hitaben söylenmiş..
Son Papu ç Olayıyla Anlam Buldu Bizim Dünyamızda da Bu Beyit..
â??â??Eyy şanlı avcı damını beyhude kurmadın
Attın fakat yazık ne yazık ki vurmadın!!â??â??
Tevfik Fikret
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için