Zeitgeist’in Hz. Musa ve Hz. Nuh Hakkındaki İddiaları,
Burada Gılgamış Destanı ve ilgili notta şu ifade yer almakta; “Nissir Dağı: Bugünkü Irak ve İran sınırında, Rumiye Gölü’nün güneyinde bulunan yüksek dağlardan biri olsa gerekir. Bu yazma, İsrailoğulları yazmasından ayrılıyor.
İsrailoğulları yazmasına göre, Nuh’un gemisi, Ağrı Dağı’nın üstüne oturmuştur.
(Prof. Landsberger) Kur’an-ı Kerim’e göre de Cudi Dağı’na.”
Şimdi Gılgamış’a göre gemi Nissir Dağı’na, Eski Ahit’e göre Ağrı Dağı’na ve Kur’an-ı Kerim’e göre Cudi Dağı’na oturmuştur.
Soru 1: Zeitgeist “Nuh tufanının” yaşanmadığını, salt bir hikaye olduğunu iddia ettiğine göre hiç değilse bu hikayeyi insanlığa hangi toplumun hediye ettiğine dair yalan yanlış da olsa bir tez ortaya atması gerekirdi. O ondan, bu berikinden arakladı, anladık ama anlamadığımız ve merak ettiğimiz husus “hikâyenin orijinali kime-hangi kültüre, aittir? Zeitgeist’te bu sorunun cevabı yok, aslında bunu düşünmenize de gerek yok! Araklanma safsatasına inanın yeter!
Soru 2: Zeitgeist’in araklama iddiasını varsayalım ve soralım; Gılgamış’taki Nissir Dağı Kitabı Mukaddes’e neden Ağrı olarak geçti? Cevap basit “araklamayı çaktırmamak için!” Peki, Kur’an’da neden Cudi Dağı olarak geçti? Diyelim ki bu da “araklamayı çaktırmamak!” için. İyi de Mekke’de yaşayan Hz. Muhammed Türkiye’nin Şırnak ilinde bulunan Cudi Dağı’nı nereden biliyor? Niye Arabistan da bir dağ değil de Cudi Dağı?
Aynı yerde Cudi Dağı ile ilgili dipnota bakalım; “Kur'an tefsirlerinde Cudi'nin Musul'a yakın bir yerde olduğundan bahsedilir. Bahsedilen dağ, bugün Cizre sınırları içinde bulunan dağ, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nin Şırnak ili sınırları içine düşmektedir. Şırnak ismi, "Şehr-i Nuh" anlamında çok eski bir isimdir. Cudi Dağı'nın eteğinde ismi "seksenler" anlamına gelen Heştan Köyü bulunmaktadır. Heştan köyünün Nuh tarafından kurulduğuna inanılır ve köyün ismi Nuh'un Gemisi'nde bulunduğuna inanılan seksen kişiye atfen böyle anılmaktadır”
“Şimdi de Musa’nın çalıntı hikâyesi. Musa’nın doğumundan sonra hasır bir sepete konulduğu ve nehre bırakılıp ölümden kurtarıldığı söylenir. Daha sonra Firavun’un kızı tarafından bulunur ve bir prens olarak yetiştirilir. Sepetteki bebek hikâyesi direkt olarak M.Ö. 2250 civarında yazılmış olan Akkadlı Aargon un hikâyesinden alınmıştır.” [The Movie]
Hz. Musa’dan önce Hz. Yusuf’tan başlayalım. Kur’an’da Tevrat ve İncil’in “aslen” Allah’ın vahyi olduğu ancak zamanla tahrif edildiği beyan edilir (muharref metin; doğrularla yanlışların karıştırıldığı, içerisinde doğrularla beraber yanlışların da bulunduğu metin demektir). Kuran’da Hz. Yusuf’un kıssası anlatılırken zamanının Mısır yöneticisi için “melik-kral-“ ifadesi kullanılır. Buradan hareketle Harun Yahya, Hz. Yusuf’un “firavunlardan” önce yaşadığını iddia eder ki biz de katılıyoruz. Mısır’da firavunlar dönemi -ilk firavunun kim olduğu tartışmalı olmakla beraber- son bulgulara göre Narmer ile (eski krallık M.Ö. 3100-M.Ö. 2150) başlar. Dolayısı ile Hz. Yusuf M.Ö. 3100’den önce yaşamış olmalı. Kitabı Mukaddes’teki anlatıma göre İsrailoğulları Hz. Yusuf’tan sonra piramitlerin yapımında köle olarak çalıştırılmışlardır. Süreç oldukça uzun olmakla beraber bizim iddiamız şudur ki; [Müslüman dünyasında genel kabul Hz. Musa’nın II. Ramses (M.Ö. 1302–ö. M.Ö. 1212) zamanında yaşadığı yönünde olsa da] Hz. Musa, (M.Ö. 2551–M.Ö. 2528) yıllarında yaşamış olan Khufu zamanında peygamber olarak gönderilmiştir. Eski krallık, Hz. Musa zamanında firavun ve ordusunun kızıl denizde yok olmasından sonra çöküş dönemine girmiştir.
Dolayısı ile M.Ö. 2250 civarında yazılmış olan Akkadlı Sargon’un hikâyesinin Hz. Musa’nın hayat hikâyesinin uyarlanması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Zeitgeist, “bu iddia çok fantastik ve mesnetsiz ve dahi bilim dışı” diyebilir. Tabi ya! Zeitgeist’in hiçbir delil göstermeksizin bütün bu anlatılanların, bütün bu kişilerin, mitoloji olarak, astrolojik alegori olarak anlatılması çok gerçekçi! Çok mesnetli! Ve son derece bilimsel!
Mısır hiyerogliflerinin mahiyeti hakkında tarihçilerin hemfikir olduğu bir gerçek var; bu metinlerde tarihi gerçekler çarpıtılarak yer almıştır. Firavunların memurları tarafından yazılmış olan bu “kutsal!” metinlerde firavunların olumsuz yönleri dile gelmediği gibi “gerçek çarpıtılmıştır” da. İşte size somut bir örnek; Hititlerle Mısırlılar arasında yapılmış olan Kadeş Savaşı’nı kim kazanmıştır? Tartışmalı olmakla beraber Tarihi bilgiler Hititlilerin kazandığı yönünde. Ancak hiyerogliflere bakarsanız “Mısır büyük bir zafer” kazanmıştır.
İki devlet arasında yapılmış büyük bir savaşı dahi dürüstçe kayda geçirmemiş olan firavunun kutsal yazıcılarının “köle halkın” arasından çıkmış ve firavunu ve ordusunu alaşağı etmiş bir kişiyi kayda geçmelerini beklemek fazlası ile safça olur doğrusu.
Hiyerogliflere bakarak birinin, “Mısır’da Musa isminde bir peygamberin yaşadığı yargısı” bilim dışıdır iddiası, bizatihi “bilim dışıdır”. Böyle bir yargının bilimsel bir yargı olabilmesi için arkeologların “Mısır’da arkeolojik araştırmalar nihayete ermiştir” demeleri gerekir. Arkeolojik araştırmalar halen devam ederken ve elde edilen yeni bulgular kimi zaman “mevcut bilgilerimizin” değişmesine neden olurken gerçek şu ki; yukarıdaki iddia bilimin asli tabiatı olan “gelişimci vasfına aykırı” ve salt “ideolojiktir.” Daha da kötü olanı bu tür tavırlar bizatihi bilimi “ideolojikleştirmek”tedir. Darwin’in “teorisinin” dogmatik bir inanç sistemi halini alıp “Darwinizm”e dönüşmesinin nedeni de bilimin “ideolojikleştirilmesi”dir.
Zeitgeistin Amacı Nedir?
“Zeitgeist, Kuantum ve Kuran” isimli kitabın yazarlarına göre amaç; gerçeği örtmek. Şöyle ki ilk elden “dini” hedef almakla insanlarda bir “inkâr” psikolojisi oluşturulmak suretiyle belgeselin geri kalan kısımlarında anlatılanların da inkâr edilmesi amaçlanmış. Böylece Zeitgeist gerçekte sisteme hizmet ediyor olmakta. Bizce de Zeitgeist sisteme hizmet etmekte.
İki yönden:
1. Zeitgeist’in anlattıkları yeni bir şey değil. Özellikle Hıristiyanlık hakkında anlatılanlar akademik boyutta da halk boyutunda da yaygınlaşarak tartışılan ve bilinir hale gelen şeyler. Hıristiyanlıktaki bu gerçekleri gören insanlar “boşlukta” kalıyor; ya ateist oluyor ya da paganist. İşte Zeitgeist tam da bu noktada insanların “İslam” ile tanışmalarını engelleyip paganist- ateist kitleler oluşturmak istemektedir. Addenum’un son bölümünde gerek sözlü ve gerekse –özellikle ve etkili bir şekilde- görsel olarak “bütün dinler” reddedilmiş. Ki bu görsel anlatımla ateizm insanların bilinçaltına doğrudan doğruya “idealize” edilmekte.
Oluşturulan ateist-paganist kitlelerle kendilerinin de ifade ettiği gibi “dünyanın daha önce hiç görmediği büyüklükteki kitle eylemi başlatmak”. Oluşacak olan kaos ortamı sadece kendi tabirleri ile “beş bin dolarlık takım elbise giyen dünyanın gerçek teröristlerinin” işine yarayacaktır.
Zeitgeist baştan sona çelişkilerle dolu; “toplumlar kurulmamıştır kendiliğinden oluşur” diyen birinin kendini “toplum mühendisi” olarak sunması pek de anlaşılır değil. Öyle görünüyor ki “dinler insanları yönetmek için icat edilmiştir” diyenler artık dinin yerine “teknolojiyi” koymak, insanları teknoloji ile yönetmek istemektedirler.
Teknoloji insanı mutlu kılacakmış! Teknoloji insanı mutlu kılamaz sadece “mekanik” boyutta insanın yaşamına kolaylıklar sunabilir.
Ve daha da önemlisi teknoloji git gide insanın özgürlüğünü kısıtlayıcı bir hal almaktadır.
“Dinler insanları bölüp parçalar, kutuplaştırır” diyorlar. Oysa gerçek “tek olan hak dini” insanın bölüp parçaladığıdır. Ve işin daha ilginci, dinleri insanları kutuplara ayırmakla itham eden Zeitgeist’in kendisi de bizatihi bölücü ve kutuplaştırıcı hatta “çatıştırıcı”. Zeitgeist şunu deseydi; “hangi dinden hangi etnik kökenden olursak olalım Venüs’te hep beraber yaşayabiliriz” daha tutarlı ve gerçekçi olurdu.
Esas olan farklılıkları reddetmek değil, farklılıklara saygı duymasını bilmek olmalı. Galiba Zeitgeist’in öngördüğü Venüs toplumunda “farklılıklar olmayacak”; insanın “mide ve bağırsağa” indirgendiği tek tipleştirilmiş diyebiliriz ki köleleştirilmiş bir insanlık olacak.
Zeitgeist insanları seviyor ama aynı zamanda insanları “kendilerini dinlemezlerse” dünyanın yaşanmaz bir hal alacağından, diktatörlüklerin kurulacağından ve insanların köleleştirileceğinden bahsediyor.
Yani şunu diyor; bizi dinlerseniz dünyanız “cennet olur” ama bizi dinlemezseniz dünyanız “cehenneme döner”. Tabi burada biz dünyanızı cehenneme çeviririz diye “tehdit” etmiyor. Her ikisi de sizin “tercihiniz” ve “eliniz ile işlediğinizin” sonucudur diyor.
İşte şimdi Zeitgeist tıpkı Tanrı gibi davrandı.
Yaradan şöyle demiyor mu: Ey insan! Benim sözümü tutar ve iyi bir insan olursan dünyan da cennet olur, ebedi hayatın da,
Ve eğer benim sözümü tutmaz kötülük işlemeye devam edersen dünyan da cehennem olur ebedi hayatın da.
Yaptığımız her iş sonsuzlukta yankılanır; birine gösterdiğimiz bir güler yüz cennette bir gül olarak karşılar bizi. Birine attığımız haksız bir tokat ise cehennemde tutuşturulmuş odun kümesi.
Yani, yanisi şu ki cennet de cehennem de insanın bu dünyadaki eylemlerinin ebedi hayattaki karşılığıdır.
Ve Yaradan insana hep seslenmiştir: Ey kulum! Ecel kapın çalıp, ölüm meleği karşına durup, artık vakit doldu demezden önce af dilersen, beni affedici olarak bulacaksın.
Sanal Sihirbaz
“Ve Hz. İsa; Luke 22-10’a göre havarilerin; ‘senden sonra bir dahaki paskalya nerede olacak diye sormaları üzerine’ İsa, ‘bir şehre gireceksiniz orada elinde testi ile su taşıyan bir adam göreceksiniz. Onu takip edin ve gireceği eve girin’ diye cevap verir.”
Zeitgeist’e göre burası astrolojik bir alegoridir. Oysa bu ifade gerçeğe işaret etmektedir;
İnsanlara su dağıtan adam Hz. Muhammed,
Ve onun girdiği ev Kâbe’dir.
Kâbe; inanan insanlar için toplanma yeridir,
Ve Kâbe’de yerine getirilmesi gereken görevlerden biri,
Hacılara “su dağıtmak” olan “sikaye”dir.
Hz. Muhammed vakti saatinde çıkarıldığı Mekke’ye,
Yeniden ve galip olarak döndüğü zaman,
Kâbe’nin görevlerinden “sikaye”yi (su dağıtıcılığını) üzerine aldı,
İşte insanlara su dağıtan adam Hz. Muhammed,
Ve onun girdiği ev Kâbe’dir.
O Kâbe ki dünyanın “altın oran” noktasıdır.
Zeitgeist antik toplumlardaki “sihirbaz”ın modern versiyonudur. Sihirbaz gerçeği çarpıtan kişidir, Zeitgeist de gerçeği sanal ortam da çarpıtan “sanal sihirbazdır”.
Bu gün yeryüzünde bir tek “Kur’an” nüshası vardır ve son peygamberin hayatı tarihçiler tarafından en ince detayına varana kadar kaydedilmiştir.
Eğer böyle olmamış olsa idi eminiz ki Zeitgeist Hz. Muhammed için de aynı astrolojik uyarlamayı yapardı.
Ama Kuran’ın safiyeti, Hz. Muhammed’in kayıtlara geçmiş hayatı, gerçekleştirdiği büyük devrim “burada” iken Zeitgeist çaresizdir.
Sonsöz
“Gerçeği otorite olarak kabul etmek yerine otoriteyi gerçek kabul edenler için bu çok zor olmalı.” [The Movie]
İşte bu ifade doğru; yanlış olan ise Zeitgeist iddialara inananların bu ifadeyi “dogmalaştırması”. Öyle ki Zeitgeist iddialara “inanan” birine; “sen bir hakikate inanmıyorsun, bir yalana kanıyorsun” dediğiniz anda size yukarıdaki dogma ile karşılık verecektir. Kendisi gerçeği otorite olarak kabul ettiği için gerçeği görmüş, siz ise hala “otoriteyi gerçek olarak” kabul ettiğiniz için gerçeği göremiyorsunuz!
Bu cümle Zeitgeist iddialara inanan kişiler için Hasan Sabbah’ın haşhaşıdır.
Zeitgeist’e göre dinler insanlara masallar anlatmış ve onları bir “ütopya-cennet-” vaadi ile kandırmıştır.
Soru şu: Ya Zeitgeist’in “Venüs projesi” ve anlattıkları neyin nesi?
İnsanları uyutmanın en güzel yolu onlara “gerçekler” eşliğinde ninniler söylemektir.
Tıpkı Zeitgeist’in yaptığı gibi.
[SON]
Saim Erduru
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge


Yorumlar
saglikla kalin
İnsan hata edebilir, bir hatamız varsa bunu usulünce dile getirirseniz, şahsınıza teşekkür eder,hatamızda ısrar etmez düzeltiriz. Öyle görünüyor ki siz bizde bir kasıt görmüşsünüz insanları kandırmaya dair; bizim tek kastımız hakikattır.
Şimdi;
1) söz konusu paragrafı daha dikkatli bir şekilde okursanız şunu görürsünüz: Kuranı kerimde hz.Yusuf zamanında mısır yöneticilerine “arapçada;melik ” yani “kral” denilmekte. Dolayısı ile bizim “melik-kral-“ ifademiz bir isim değil başbakan veya imparator vb gibi siyasal bir terim olarak kullanılmıştır.
2) İsrailli arkeologlarla ilgili sorunuzun muhatabı İsrailli arkeologlar olmalı:) daha sıkı çalışırlarsa belki bulurlar:)
3) Hz Musanın yaşadığı dönemle ilgili ifade benim tamamen indi görüşümdür. Başka bir yerde dile gelmiş mi gelmemiş mi bilmiyorum,doğr u da olabilir yanlış da,hiç önemli değil,kimseyi bağlamaz. Bizim işimize gelip gelmeme gibi bir takıntımız yok. Takıntı nedir biliyormusunuz: musa 2.ramses dönemimde yaşamıştır denildiği zaman koro halinde “misir pramitlerin insaatinda israilliler calistiysa neden israilli arkeologler 50 yildir, misirda tek bir israilli bulgusuna rastlamadi. “ diyen insanların bir anda musa 2.ramses dönemimde yaşamıştır yargısı söz konusu olunca bunu ispatlanmış tarihi bir bilgi gibi kabul edip de “musanın hikayesi daha önce yaşamış olan akkadlı sargonnun hikayesinden uyarlamadır” diyenlerin çelişkili durumudur takıntının ta kendisi.
Tarihi iyi okumak.. hangi tarih? Fiavunların kutsal yazıcılarının “yazdığı” tarih mi? Sizin “iyi okumanıza” göre kadeş savaşında mısırlılar Hititlilere karşı parlak bir zafer kazanmış olmalı!
Not:sözümüzün başında söylediğimizi yineleyelim;biz im tek derdimiz hakikattir. İnsanları kandıranlar, hiyerogliflerin kesinlikle “objektif” olmadığını bildiği halde oralardaki verilerden hareketle insanlara masal anlatanlardır. Uzağa gitmeye gerek yok, mısır hakkında net üzerinden birkaç kalem araştırma yapan birinin ulaşacağı sonuç; mısır hakkında kesin pek bir bilginin olmadığı ve mısırın hala bir muamma olmaya devam ettiği olacaktır.
2-misir pramitlerin insaatinda israilliler calistiysa neden israilli arkeologler 50 yildir, misirda tek bir israilli bulgusuna rastlamadi.
3-bu sacmalikta ne: [Müslüman dünyasında genel kabul Hz. Musa’nın II. Ramses (M.Ö. 1302–ö. M.Ö. 1212) zamanında yaşadığı yönünde olsa da] Hz. Musa, (M.Ö. 2551–M.Ö. 2528) yıllarında yaşamış olan Khufu zamanında peygamber olarak gönderilmiştir.
sen bence tarihi iyi oku:)))isine oda gelmezse m.ö 5000 yilinda yasadi de:)))
not: lutfen insanlari kandirma!!!!
elinize sağlık..
siteyi de içtenlikle kutluyorum..
kanaatimce çok önemli bir yazı dizisinin yayınlanmasını sağladınız..
evvelce, nette zeitgeist'ı arattığımda bizim mahalleden bir tane ciddi değerlendirmeye rastlayamamıştı m..
bu üç yazı bir yönüyle neoateizmin restini müstehzi bir tebessümle görürken öyle inanıyorum ki bir diğer yönü ile de halen nette bulunan yukarıda anılan boşluğu
doldurmaktadır..
son olarak,
yeni yazılarınızı merakla beklediğimi ifade etmek istiyorum..
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.