Şükürler
olsun olmasına da, şükrümüzü nasıl eda edelim ki; ayette va'd edilen mağfiret
ve mükâfata(1) mazhar olabilelim. Bunun için evvela
karakteristiğimiz olan 'Müslüman' kelimesinin ne demek olduğuna bakalım.
Müslüman kimdir, kime denir? Nasıl Müslüman olunur?
Teslim olan manasında ki kelimemizin ıstılahı manası; Allah(c.c.)'tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in O (c.c.)'nun kulu ve elçisi olduğuna iman ve şahadet eden kimsedir Müslüman. Terim anlamı böyle. Bu tarife bakacak olursak kelime-i şahadet bir kimsenin 'Müslüman' sıfatını almasına kâfi gibi görünüyor. Oysa Müslümanlık bu kadar basit, bu kadar ucuz elde edilen bir şey değildir, olamaz da. Sahiplendiğimiz şeyler, harcadığımız emek, döktüğümüz ter kadar bizimdir. Elde etmek istediğimiz şeyler varsa onlar için çaba sarf etmeliyiz. Nitekim Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'de İslam'ı yaymak için acılar çekmemiş midir? 'Mecnun' denmiş, Taif’te taşlanmış, olmadık işkencelere maruz bırakılmış ama nihayetinde 'tebliğ' görevini en güzel şekilde ifa etmiş, dinimizin bize kadar ulaşması için gerekli zemini asırlar öncesinden -her şeye rağmen- hazırlamıştır. Keza Edison'u tarihe geçiren icadının arkasında yine -biri hariç diğerleri nihayetsizde olsa- vazgeçmeyerek devam ettiği deneyleri vardır.
Peki, biz İslâmiyeti sahiplenmek için neler yapıyoruz,
nelerden ödün veriyoruz? Bu soruya verebilecek bir cevabımız olmalı. Eğer ki
yoksa 'Müslüman'ım' derken bir kere daha düşünelim... İslam'ın beş şartından
başka ödev edindiğimiz şeyler yoksa eğer, bize yeniden bir iman gerekir.
Müslüman olmak gerekir. Evet, 'Müslüman olmak'. Çünkü biz Müslüman
doğduk ama Müslüman olmadık. Bunun şimdi tam zamanı.
Müslüman
kimliğine bürünmek için neler yapmalıyız? Biz'i biz eden Rabb’imiz(c.c.)'e boyun
eğmeli(2), teslim olmalıyız.
Allah'a teslim olmak: Kul olmaktır, şükretmektir, ana-babaya iyilik etmektir, tüm zorluklara sabretmek, her türlü şerden O (c.c.)'na sığınmaktır. Emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmaktır. Haramlardan sakınmak, helallerden yemektir. Doğru sözlü, alçakgönüllü ve güler yüzlü olmaktır. Bizlere dinimizi getiren, Müslümanların ilki(3) olan Efendimiz (s.a.v)'i tanımak, O (s.a.v.)'nun hayatından alacağımız örnekleri kendi hayatımıza tatbik etmektir. Elimizden ve dilimizden, başka Müslümanları emin kılmaktır. Sevmektir, Allah c.c.) için. O (c.c.)'nu ve Resulü(s.a.v.)'nü her şeyden çok sevmektir. Allah(c.c.) imanı kendisine nasip ettikten sonra tekrardan küfre dönmeyi, cehenneme yüzüstü atılmaktan daha tehlikeli görmektir. Diğer Müslümanların, canına, malına ve namusuna saygı duymaktır. Kardeşine zulmetmemek, başkalarının da zulmetmesine razı gelmemektir. Özü, sözü ve işleriyle doğru hareket etmektir. Haksızlık yapmamaktır. Daima her işin iyi yanını görmeye ve almaya çalışmaktır.
En
büyük sanatkârlık olan, hareketleri ve sözlerini akort edebilmektir.(4) Aldığı
nefesin hakkını vererek hayat sürmektir. Bu dünyada O (c.c.)'nun halifesi,
Peygamber(s.a.v.)'in varisi olduğunu bilmektir. Müslüman olmanın şu ahir
zamanda ne gerektirdiğini bilerek yaşamaktır. Cennet'i ve Cemâlullah'ı dileyip,
Cehennem'den O (c.c.)'na sığınmaktır -ki Cennet ucuz değil, Cehennem dahi
lüzumsuz değildir-. İlim bilmektir, ilmi ile amil olmaktır. O(c.c.)'na itaat
etmektir. Rızasını kazanmaktır, O(c.c.)'ndan razı olmaktır. O(c.c.)'ndan
geldiğini ve O(c.c.)'na döneceğini daim hatırda tutarak, kısaca O(c.c.)'nu
görüyormuşçasına yaşamaktır. Eğer ki Müslüman olma yolunun yolcuları isek, tüm
bunlara ve sayamadığımız daha nicelerine de heybemizde yer verelim. Malumunuz
azıksız yola çıkılmaz
Genelde
itikadi boyutu ele alınan Müslümanlığın ameli boyutuna değinmek istedim ben.
Ama yine de söylemeliyim ki, asıl Müslümanlık bu ikisini dengede tutabilmekte
gizlidir. Bu noktada şu ayeti kerimeyi örnek verebiliriz: “Eğer şükreder ve
iman ederseniz, Allah size niye azab etsin ki? Allah, şükrün karşılığını
verendir, hakkıyla bilendir”.(5) Bu ayette İmandan başka buradaki şükür
kelimesine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Kâl dili ile şükretmekten başka bir
de hâl dili ile şükretmenin olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde anladığımız zaman
ise az evvel değindiğimiz itikadî ve amelî boyutların ehemmiyetini bir kez daha
idrak ediyoruz.
Bizleri
İslam fıtratı üzere yarattığı için hamd ettiğimiz Rabb(c.c.)'imiz, hepimizi
ismiyle müsemma kullarından eylesin inşallah. Vesselam...
Esra
Dursun
(1) "Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, Mümin erkekler ve Mümin kadınlar,
taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru
kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı
kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler
ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan
kadınlar, Allah´ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte
Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır."
(2) “Deyiniz
ki, «Biz, Allah´a iman ettik ve bize ne indirildiyse, İbrahim´e, İsmail´e,
İshak´a, Yakup´a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa´ya ve İsa´ya ne
indirildiyse ve bütün Peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman
ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O´na boyun eğen
(müslümanlar)ız.»”(Bakara-136)
(3)
"O´nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların
ilkiyim."(Enam-163)
(4) Eflatun.
(5) Nisa
Suresi, 147. Ayet.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge


Yorumlar
selametle....
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.