Pazartesi, 16 Şubat 2009 22:49
İnsanoğlu değerli olan şeyleri
bayağılaştırmayı ve sıradanlaştırmayı kolayca beceriyor artık. Kalp, çiçek,
yüzük ve muhabbet bu kolayca basitleştirilen şeyler arasında yer alıyor. Sağa
sola çizilen kalp resimleri, kalpli yastıklar, kalpli pijamalar, kalpli
kartpostallar; her gün gönderilen, her gün verilen,
kime verildiği fark etmeyen,
verildiği kişi daima değişen çiçekler, seviyor-sevmiyor falı için yaprak yaprak
yolunan papatyalar, özel hormonlu güller, parfüm sıkılan, amblajlanarak bir
şeye benzetilen türlü türlü demetler; pırlantadan ışıldak gibi sinyal veren,
altından minyatür külçe yüzükler; basitlik örnekleri olarak köşe bucak
karşımızdalar. Muhabbet ise hakkında konuşmaya başlayamadan susmayı tercih ettiğimiz
basitleşmeyeceği halde basitleştirilen yitiğimiz.
Bunca fasıl, bunca sitem, bunca
basitlik vurgusu boşa değil. 14 Şubat denilen;
Sevgililer Günü diye şöhret kazanan, bütün özel anlamlı değerlerimize
kastetmiş Aziz Valentin’in günü sebebiyle kaybettiklerimizi dile
getirmek maksadımız.
14
Şubat Nerden Çıktı? Kim Çıkardı?
14 Şubat’ın sevgililer günü olarak
kutlanmasının ardında birçok tarihî olay vardır. Ancak bakıldığında bu olaylar,
Yunan ve Hıristiyan dünyasının inanışlarının ve adetlerinin neticesinde
yaşanmış ve sevgililer gününün doğuşuna sebep teşkil etmiştir.
Şubatın 14’ünde kutlanan
sevgililer günü, antik yunan kültürünün ürünüdür. Ocak
ayı ile şubat ayının
ortası antik yunan takviminde yunanlı tanrılardan Zeus ile Hera’nın
evliliğine adanmıştır. 14 Şubat’ın sevgililer günü olarak kutlanmasına sebep
teşkil eden tarihî olaylardan biri budur.
Öte yandan bugün bereket günü
olarak da kutlanmıştır. Yunanlıların kabulüne göre Bereket tanrısı olan Lupercus'un
din adamları tanrıya keçi kurban ederlerdi.
Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus'u
simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları
herkese dokunurlardı. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve sözde bereket
tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş
sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı.
Lupercalia bayramının
arifesi olan 14 Şubat'ta genç erkekler, genç kızların isimleri yazılı olan
kâğıtlardan kura çekerek, kurada çıkan kızlarla bayram boyunca 'çift'
olurlardı. 469'da Papa bu gayri-Hıristiyan bayramını
yasaklayarak sadece kura çekilişine izin verdi. Ancak artık kuralarda kızların
değil azizlerin isimleri yazılacaktı. 14 Şubat’ın sevgililer günü olarak
belirlenmesinin sebeplerinden bir diğeri ise genç kızlar ile erkekler
arasındaki bu gayr-i ahlakî kura olayıdır.
14. yüzyılda, Fransa'da ve İngiltere'de 14 Şubat geleneksel olarak
kuşların çiftleşme günü olarak belirlenmiştir. Günün bu özelliğinden dolayı
sevgililer birbirlerine güzel sözler yazan notlar verir ve bu notlarda
birbirlerine Valentine diye hitap ederlermiş. 14 Şubat’ın sevgililer
günü olmasının sebeplerinden bilinen bir diğeri de bu mektuplaşma âdetidir.
Ancak yukarda aktardığımız olaylar
dışında 14 Şubat’ın sevgililer günü oluşundaki asıl etken Aziz Valentin’dir.
Aziz Valentin, Romalı askerlerin evlenmelerinin yasak oldukları bir
dönemde askerlerin evlenmelerine gizli gizli yardım etmiştir. Bunun dışında Valentin’in
zindana atıldığında ölümünden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine “Valentinin’den”
imzası taşıyan bir aşk notu vermiş olması, bugünün Aziz Valentin günü
yahut sevgililer günü olarak kutlanmasına sebep teşkil etmiştir.
Bakıldığında sevgililer gününü
sevgililer günü yapan olayların kişisel ve küçük çapta hadiseler olduklarını
görürüz. Bu dar alanlı olaylardan ve kişisel sevdalardan dünya çapında kutlanan
bir günün çıkarılmış olması, bilhassa dikkat edilmesi gereken noktalardandır.
Sevgili
Olmak Ya Da Sevgisiz Kalmak
1800’lü yıllarda Amerika'lı Esther
Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana çok sayıda
insan sevgilisine kart yollamaktadır. Bu kart yollama âdetinin insanlığa
faturası oldukça büyüktür. Son yapılan tespitlere göre her yıl 14 Şubat’ta 1
milyar civarında kart gönderilmektedir. Bu kartlara ise sevgi mesajları, aşk
şiirleri vs. yazılmaktadır. Sevginin kartlar gibi basit ve müsrifçe yollar
aracılığıyla ifadesi değerlerimizi tahrip etmektedir. Öyle ki gençler arasında
sevgilisi olmamak bir bunalım sebebi olarak görülmekte, sevgilisi olmayanlar,
sevgilisi olanlarca dışlanmaktadır.
Özellikle batıda, sevgilisi
olmayanlar hoşlandıkları kişilere kart göndererek bugünü sevgili bulma aracı
olarak da değerlendirmektedir. Alıcı kişi, içinde genellikle "Sevgilim
olur musun?" yazan bu imzasız kartın kimden geldiğini bulmaya
çalışmakta, böylece sevgi gibi ulvî tarafı ile kalbî ve eşler arasında
olduğunda ancak hayırlı olan eşsiz insanî his, süflî bir merak ve temayül
haline gelmektedir; getirilmektedir.
Sevgililer gününde adet edildiği
üzere hemen herkes sevgililerine veya eşlerine bugünde karşı tarafa sevgilerini
anlatan hediyeler verir. Bu hediyelerin başında çiçekler ve çikolata gelir. Verilecek bu
hediyeler gayet isabetlidir. Evet, yanlış okumadınız. Bu hediyeler gayet
yerindedir. Solan çiçekler ve yenilince tükenen, hevesleri kısa süreli bir
uyarıcı olarak harekete geçiren çikolata, bu özellikleriyle sevgililer gününe
yakışmaktadır. Daha açık ifadesi ile sevgi gibi özel ve ilahî tarafı olan bir
duyguyu; gelip geçen, çoklu bir duygu haline dönüştürenler için en güzel ve
yerinde hediye olarak suni yöntemlerle yetiştirilmiş çiçekler, çapı dar kartlar
ve eriyip giden çikolatalar doğru bir tercihtir. Ayrıca herkesin sevgisi 14
Şubat’ta bütün bir dünya ile aşikâr olmaktadır. Sıradanlık, sevgi gibi bir
histe kimseyi rahatsız etmemektedir.
Âdemler
Ve Havvalar
Ezelde insana verilen duygulardan
biri muhabbettir. Muhabbet hem neslin devamı hem de insanın yeryüzü hayatındaki
yalnızlığını gidermesi açısından kalbe adeta ilga edilmiş bir histir. Nimettir
ve şükrü gerektirir. Alenen ve edebe aykırı olarak muhabbetin yaşanması -ki
artık o aşamada muhabbete muhabbet denilemez hale gelmekte- cismani anlamda
mümkün olmayan kalbin dışarıda oluşunu ruhanî anlamda sanki gerçekleştiriyor.
Cismen mümkün olmayan kat ve kat ruhen mümkün olmazken hem de. İşte bu sebeple
sevginin itirafı ve daha doğru ifadesi ile beyanı, şahsî olmalıdır. Çünkü insan, insanına özeldir. Allah insanı, Âdem ve Havva olarak yaratmıştır.
Ancak her Âdem’e yalnızca kendi Havva’sı helaldir. Âdemler Havvalar ile
karıştıklarında; nesiller ve karakterler, ahlaklar ve huylar karışacaktır.
İnsanlık geleceğinden işte o zaman korkmalıdır. Ki bugün yaşanan ahlaksızlığın
başlıca sebebi, sevgililer günü gibi batı kaynaklı günler aracılığıyla Müslüman
toplumumuzun ahlak bilincinin yıpratılmasıdır.
Muhabbetullahın, sevgi hastalarına
şifa vermesi temennisiyle…
Necla Ceyhan
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
Ama yaşamaksa illaki dünyalığı bir gülü soldurmadan , çikolata tadını gönülden alarak sarılmalı adem ya da havva kendi helaline ....
Ey nefisperest nefsim, ey dünyaperest arkadaşım! Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur, hem şu kâinatın râbıtası-)ır, hem şu kâinatın nurudur, hem hayatı-)ır. İnsan kâinatın en câmi' bir meyvesi olduğu i çin, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir. İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.
İşte, ey nefis ve ey arkadaş! İnsanın, havfa ve muhabbete âlet olacak iki cihaz, fıtratında derc olunmuştur. Alâküllihâl, o muhabbet ve havf, ya halka veya Halıka müteveccih olacak. Halbuki halktan havf ise, elîm bir beliyyedir; halka muhabbet dahi belâlı bir musîbettir. Üünkü, sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez veya senin istirhâmını kabul etmez. şu halde, havf elîm bir belâdır.
Muhabbet ise, sevdiğin şey, ya seni tanımaz, Allaha ısmarladık demeyip gider (gen çliğin ve malın gibi); ya muhabbetin i çin seni tahkir eder. Görmüyor musun ki, mecâzî aşklarda yüzde doksan dokuzu mâşukundan şikâyet eder. Üünkü, Samed aynası olan bâtın-ı kalb ile, sanem-misâl dünyevî mahbublara perestiş etmek, o mahbubların nazarında sakîldir ve istiskâl eder, reddeder. Zîrâ fıtrat, fıtrî ve lâyık olmayan şeyi reddeder, atar. (şehevânî sevmekler, bahsimizden hari çtir.) Demek, sevdiğin şeyler ya seni tanımıyor, ya seni tahkir ediyor, ya sana refâkat etmiyor, senin rağmına müfârakat ediyor. Mâdem öyledir, bu havf ve muhabbeti, öyle birisine tevcih et ki, senin havfın lezzetli bir tezellül olsun, muhabbetin zilletsiz bir saadet olsun. (Sözler sh.322)
Bediüzzaman Said Nursi
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için