Safiye Gölbaşı

Sen beKendineaitoda3nden vazgeçmezsen her şeyin çaresi bulunur, diyor Mümtaz Nurana Tanpınar’ın Huzurunda. Nuran önünde başka bir uçurum daha açılmış gibi geriliyor ve Bütün felaketim herkesin bana yüklenmesinden geliyor.

 

 

 

 

İcap ederse kendi başına yaşayabileceğini düşün. Kendi başına yaşayamayanlar beni böyle harap ediyor, diye mukabele ediyor Mümtaza.kendine_ait_oda_1

Nuran o an Mümtaz’ın yanında kızını, eski eşini, okul arkadaşını, annesini, dayısını, dayısının oğlunu da görüyordu muhtemelen. Ve önünde başka bir uçurum daha açılmış gibi geri geri giderken sadece Mümtazdan değil hepsinden kaçmak istiyordu belki. Gücü sadece Mümtaza mı yetecekti?

Nuran küçük bir kadındı. Etrafında o olmadan yaşayamayan yarım düzine insan vardı. Bir kadının olduğu her yerde kendi başına yaşayamayan insanların da olmasını bir hayat kanunu telakki ederek yaşayan başka küçük kadınlar ve onları saran başka düzinelerce insan gibi.

Yalnızlık kadının üstüne geçirebileceği en iğreti elbisedir sanki. Bir kadın kendisine hiç yakışmayan bir elbiseyi niye giymek istesin ki? Olsa olsa sarsıcı ve acıklı bir hikâyesi vardır bu elbiseyi giymekteki ısrarının. Sinsi bir şüphe uyandırmıyor da değildir aynı zamanda. Neden yalnızdır bir kadın? Neyse ne bu iğreti elbise tez zamanda ve mutlaka bir izdivaç gömleğiyle değiştirilmelidir ama. İçinde kendisine ait tek bir odanın değil herkese cömertçe açılmış odaların bulunduğu bir hayat olmalıdır yalnızlığın ucunda. Yalnızlık asla nihai bir hedef olamaz zira. Oysa ancak yalnızken kullanır bir kadın kendisi için nefes alıp verme hakkını. Kendi başına yaşayamayan her insan harap eder, etmiştir ve ediyordur çünkü her küçük kadını.

Çeşitli nefes alma teknikleri vardır neyse ki. Yazmak bunlardan biridir söz gelimi. Yazan kadınlar, yazdıkça nefes alır, yazdıkça tazelenir, yaKendineaitoda2zdıkça kuvvetlenir, yazdıkça kendilerine ait bir oda inşa ederler. İçine yalnız kendilerinin girdiği bir oda, içinde yalnız kendileri gibi oldukları bir oda, içinde hikâye üstüne hikâye hayat üstüne hayat koydukları dolu dolu bir oda, içinde ne, nasıl, ne kadar, ne zaman, kaç tane, ne renk, hangi şekil istiyorlarsa onları içkin bir oda. Yalnız yazdıklarına bakınca görülebilen kendilerine ait bir oda

Kendine ait o odada oturup durmadan yazan bir kadın, İman Malekinin çizdiği o tabloya benzer biraz da. Hani duvara tebeşirle bir pencere çizen ve tuğlalara bakıp bulutları, kuşları, güneşi, ayı, yıldızı gören o çocuğa. Yazan kadın da cümleler dizer peş peşe ve onlara bakıp gidemediği yolları, göremediği şehirleri, söyleyemeyeceği sözleri, kâğıda dökülünce değişen çocukluğunu, karakterize edilince varlığı hafifleyen bir aile büyüğünü, dile getirilmeyen öfkelerini, gönlü alınmamış kırgınlıklarını, düştükleri sudan çıkardığı planlarını ve hayalinin uçsuz, dipsiz, rengârenk kudretini görür. Ve bir kez bunları görene artık her şey başka türlü görünür.

Safiye Gölbaşı

Ankara İlahiyat

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile