Perşembe, 15 Eylül 2011 21:02
Masumiyet, saflık.. Üzerinde hiç bir yükün sorumluluğu olmayan, dünyanın kirine buluşmamış tertemiz bir yürek. Ahh! Çocukluk.. Şimdi verseler elime çocukluğumu, o saf, temiz yürekli çocuğun masumiyetini ne kadar da mutlu olurdum, kim bilir?
Masumiyet, saflık.. Üzerinde hiç bir yükün sorumluluğu olmayan, dünyanın kirine buluşmamış tertemiz bir yürek. Ahh! Çocukluk.. Şimdi verseler elime çocukluğumu, o saf, temiz yürekli çocuğun masumiyetini ne kadar da mutlu olurdum, kim bilir?
Çocukluk işte..
Sen ağlayınca annen anlar ne demek istediğini, kelimelerin yoktur senin, alfaben kimi zaman gözyaşın kimi zaman söylemeye çalıştığın bir kaç harften ibarettir. İlk "baba" deyişin, bunu söylediğinde babanın yüzündeki o sevinç, insanın gözlerini nasıl kamaştırır. Sözlüğüne eklediğin ilk kelime hangisidir, o küçücük halinle kimi sevindirdin kim bilir..
Dizlerinin üzerinde emekleye başlarsın, sonra bir yerlerden sıkıca tutunup doğrulmaya, yürümeye çalışırsın.
Bir gün, ilk adımlarını atmaya başlarsın, kollarını iki yana açar, bir sağa bir sola yalpalayarak, her an düşecekmiş gibi, nefes nefese koşarsın annene ve hep yaptığın gibi bırakırsın kendini şefkat kokan anne yüreğine, güven dolu ellere. Yürümeye başladığında ayağındaki ilk ayakkabıları saklamıştır annen, bir gün açar sandığı, "bunlar senindi", der; kırmızı küçük pabuçların. İlk oyuncağın, mavi kocaman bir araba ya da saçları sarı, gözleri yeşil olan bir bebek, belki hatıra kalsın diye bunu da saklamışsındır.
Ve bir gün, hava güneşli, tutmuşsundur babanın elinden yürürsün cıvıl cıvıl olan parkın birinde. Annenin ikiye ayırıp topladığı beyaz kurdeleli saçların ve pembe eteğin uçuşur rüzgarın ahenginde. İlk salıncağın, göğe yükseldikçe korkarsın nereye gidiyorum diye, ama çıktıkça anlarsın orası bir başkaymış diye. Bir baloncu geçer yanından, baban alır sana en güzeli. Şu karşıdaki pamuk şekerci değil mi? Gülümsenin büyüklüğünde bir pamuk şeker o küçük ellerinde, yüzün, üstün başın hep pembe pamuk şeker olmuştur. Bırak olsun, çocukluk işte...
Mis gibi kokan kareli küçük gömleğin ne çok yakışır sana, hele bir de annen saçlarını yandan taramışsa. Alırsın topunu çıkarsın sokağa, toza toprağa karışmış bir şekilde bir maç yapmışsındır, bir kaç golde sen atmışsan değmeyin keyfine. Kıyafetin kir, pas içinde de olsa bile, ayakların çamura bulansa da, sanki büyük bir şey başarmış edasıyla bir elinde topun vardır, diğer elin ise en sevdiğin arkadaşının omzundadır.
En mutsuz olduğun anda asmışken yüzünü, bir çikolata uzatılır sana ve sen gülmeye başlarsın, unutursun her şeyi bir çırpıda, sanki az önce ağlayan sen değilmişsin gibi... Dört tekerlekli bir bisikletin, evcilikte oyun arkadaşların vardır, saçını çektiğin veya tokat atıp kaçtığın arkadaşların. Ama yarın sokağa çıktığında yine onlarla oynarsın, ilk onların ziline basarsın, küçük dostlarındır bunlar büyüyünce kolay kolay unutamazsın. Cebinde şu meşhur yüz kuruşların vardır ve sen hep yaptığın gibi dayanamaz, gizlice gidersin bakkala sakızlı bir jelibon alırsın... Dünü unutmuşsundur, yarından endişe etmezsin, kaygı, tasa olmadan anın tadını çıkarırsın. Bütün gün senindir, ama akşam ezanından önce evde olmak şartıyla. Sınırsız oyun ve eğlence, seksek oynarsın, ip atlarsın, saklambaç ve körebe.
Çocukluk işte...
Şimşek çakar, gök gürler hele bir de geceyse soluğu annenin yanında alırsın, yaslarsın başını şefkat abidesinin göğsüne ve o uyku en güzel uykundur belki de. İlk kar keyfin, rengârenk beren, atkın ve eldivenlerin beyazlar içinde ne de güzel duruyorsun öyle. Koşarken sevinç çığlıkların, karda bıraktığın küçük ayak izlerin ve bir de yamuk yumuk, gözleri taştan, kolları ağaç dallarından, güneşi görünce eriyip giden ilk kardan adamın hatıra kalır sana..
Çocukluğun bir de bayramlarla başkalaşır. Yeni kıyafetler alınır senin için, bir sabah başucunda yeni
ayakkabılarınla uyanırsın. Daha belki de iki yaşındasın ama nasıl el öpeceğin öğretilir sana ve her öpüşten sonra cebin dolar ve sen para biriktirmeyi öğrenirsin. Bayram sabahı bir başkadır, ailenle yaptığın kahvaltı bir başkadır senin için. Her yer kolonya kokar ve çikolata, şeker yemekten dişlerin ağrır, işte senin bayramın böyledir. İlk resmi kıyafetin mavi önlüğün ve beyaz yakalığındır. Akşam erken yatıp, sabah erken saatte kalkmaya başlarsın. Sırtında yepyeni bir çanta, boynunda en güzel suluk, elinde ufak bir beslenme. Her gün yaptığından farklı bir şey yapıyorsun o gün. Okulun ilk günü, etrafında sana benzeyen bir sürü çocuk. Annenden ilk ayrılışındır belki de, bir daha hiç göremeyecekmişsin gibi gelir, herkes gibi sende ağlarsın. Koca bir bina, içinde kaybolacaksındır sanki. Hâlbuki annen akşam olunca seni kapıda bekliyor olacaktır. Annenden, babandan sonra hayatında yeni biri, seni seven başka biri, "öğretmenim" diyeceksin ona. Bir zaman sonra oyuncaklarının yerini defterin, kalemin; sokak arkadaşlarının yerini okul arkadaşların; en sevdiğin topunun ya da bebeğinin yerini ise ev ödevlerin alır..
Çocukluk işte..
Safça, tasasız, hemen geçmesini istediğimiz, bitince de özlem beslediğimiz, ömrümüzün en güzel ama geri gelmeyen anıları.
Çocukluk işte... En güçlü olanımızın, yaşça en büyüğümüzün içinde bile bir küçük çocuk vardır. Yüreğimizin bir yerlerine saklanmıştır. Bir küçük çocuk; kimisi en mutlu kimisi en üzgün haliyle..
Esra Ekinci
Sakarya İlahiyat
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




