Salı, 18 Ekim 2011 20:16
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme.. Sokaklarda bir hareketlenme, yeni bir günün uyanışı vuku buluyor.. Kuş cıvıltıları,
ayakkabı sesleri, çöp arabasının gürültüsü, simitçinin "taze, sıcak simit" nidaları, açılan dükkanların kepenk şıngırtıları, dükkan sahibinin anahtarlarından gelen şıkırtı, ekmek fırının buharlanan camları, ışığı henüz söndürülmemiş bir kaç sokak lambası ve uzakları görmemi engelleyen sisli hava..
Mutfaktan gelen tabak kaşık tıkırtıları, evi saran bir çay kokusu, uykusuzluktan gözleri şişen bir çocuk.. Okula geç kaldığı için telaşla hazırlanan bir öğrenci matematik defterini nasıl da unutuyor, bineceği otobüsü kaçıran bir öğretmen bir yandan kravatını bağlarken bir yandan da otobüsü yakalamaya çalışıyor, bir kız ayakkabısının bağlarıyla uğraşıyor, aynı hatayı tekrar tekrar yaptığı için bir bayan kendine kızıyor, kendi kendine konuşan bir aile babası bugün hangi faturaları nasıl yatıracağını mırıldanıyor, göç eden bir kuş sürüsü gök yüzünü süslüyor, kırmızı ışık yandı insanlar yeşil yansa da hemen geçsek diye saniyeleri sayıyor, bir kız mendilini yere düşürdü göz yaşlarını eliyle siliyor, çocuk hem yürüyor hem de poğaçasını yemeye çalışıyor, yanından süratle geçen arabanın seslerini duymayan bir genç kulağında müzik çalarla bastırıyor insanın bitmeyen sesini, bir okulun zili çalıyor, öğrenciler sırtlarında çanta koşa koşa bahçeye giriyor ve hep aynı cümle "günaydın öğretmenim", rüzgarla ağacın yaprakları düşüyor, şu düşen yaprak dalından koptuğu için mi sarardı, yoksa dalındayken zaten sararmış mıydı?
Bir adam sigarasını yaktı, durakta 26 numaralı otobüsü bekleyen bayan sigara dumanından rahatsız oldu, beşiğinde bir bebek ağlayarak uyandı, bir kız çocuğu düştü ve dizi kanadı, parkın birinde bir birini seven iki insan buluştu, diğer tarafta bir boşanma salonunda bir aile daha son buldu, trafiğin en sıkışık olduğu bir anda taksinin arkasında bir ambulans bağırıp duruyor, dükkanı soyan bir hırsız tüm hızıyla koşarken ardında iki polis "dur, kaçma" diyor, bir evi su basmış hemen tamirci aranıyor, apartmanın asansörü bozulmuş içinde biri mahsur, kendini kurtaracak bir yardım eli bekliyor, elektrikler kesilince kadının en sevdiği program yarım kalmış, biri almış eline kalemi kağıdı konuşturmuş yüreğini, radyonun araba tamircisinin en sevdiği türkü çalmaya başlamış. Hastanenin aciline getirilen hasta kalp krizinden öldü, yeşil bir araba geçiyor insanların arasından içinde bir tabut, bir anlık bile olsa herkes yüreğinden ölümü geçiriyor, "bir gün ben de..." diyor, ama devamını getiremiyor, sakin ölüm ona hiç uğramayacakmış gibi geliyor, bir kızın telefonuna mesaj geldi heyecanla onu okuyor, bir çocuğun kaleminin ucu kırıldı ve o esnada öğretmen öğrencilerine ev ödevi veriyordu, pencereden bakan bir yaşlı yalnız kaldığını düşünüp hüzünlenmiş, bir baba fotoğraf albümüne bakıp evlatlarının küçüklüğünü hatırlamış, bir kız baba ocağından gözü yaşlı ayrılırken beline kırmızı kurdeleyi abisi bağlamış, düğün konvoyu kız evinin önünde durmuş, kornalar çalmaya başlamış. 
Akşam ezanı okunuyor, şadırvanlar dolu, caminin avlusu kalabalıklaşıyor, birini gördüm kimseciklerin olmadığı bir köşede Allah'a yalvarıyor. Anne yemek yaparken tuz eklemeyi unuttu, pilavın altı yandı, ocağın üstündeki kahve taştı ve saat öğle tatilini gösteriyordu, fabrikaların sesleri durdu, bir anda her yeri uçak gürültüsü sardı ve tren kalkış emrini verdi, terminalde evladını askere yollayan anne gözyaşlarına boğuldu, bir askerin tezkeresine on gün kaldı ve sayılı gün çabuk geçer diye kendini avutuyordu.
Bir adam randevusuna geç kaldı, bir tavuk yumurtladı, biri aksırdı, bir çocuk top oynarken komşunu camını kırdı, şimdi dünyaya yeni bir bebek geldi, diğer tarafta bir mezar kazıldı, melekler "Rabbin kim?" dedi ve ilk suali sordu.
Bir delikanlı dalında duran bir gülü kopardı ve bir çiçek soldu, bir çocuk okumayı söktü, bir kız günlüğüne bugün onu mutlu eden şeyi yazdı, adam gazete okurken üzerine kahve döküldü, Güneş saltanatını Ay'a bıraktı, eylül bitti ekim başladı, akşam yemeği yendi herkes odasına çekildi, anne bulaşıkları yıkadı, teker teker evlerin ışığı söndü ve adam yorgunluktan televizyonun karşısında uyuya kaldı, genç başını yastığına koydu ve göz kapakları gözlerini usulca örttü..
Bir gün daha böylece bitti, hayat aktı, insanlar aktı. Bir gün son buldu ama hayat tekrar kuruldu. Gündüz sona erdi gece doğdu, işte yeniden gece biterken güneş doğuyordu. Bir gün tüm telaşıyla, koşuşturmasıyla ömür de sona erecek, yeniden her bir yürek sonsuz hayatın başlangıcında dirilecek...
Esra Ekinci
Sakarya İlahiyat
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




