Esintiler - Esâtiz

kerametYazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için tıklayınız.

 


İstidraç

Kerametin bir benzeri hatta aynı gibi görünen istidraç, kâfirlerin ya da takva, zühd, ihlâs vb. esaslarla alâkası olmayan müslümanların eliyle gerçekleşen meşum, uğursuz bir fevkaladeliktir. Bu, Allah’ın istidraç sahiplerine daha fazla azıtıp sapıtmaları ve böylece helâk olmaları için, kurduğu bir tuzak (mekr-i ilahi), nimet şeklinde gösterdiği bir musibettir.

İstidraç sahiplerinin bir bölümü insanlardan kaçarak çile odasında açlık vb. eğitimlerle kalplerini değil de nefslerini temizleyip parlatırlar. Kalpleri yine zulmet içinde kalmaya devam eder. Sonra derece derece azap ve felakete sürüklenirler. Cisim, madde, insan vb. gibi yaratıklar hakkında gaybi bilgiler verirler. Birçoğunda isabet de edebilirler. Hatta din, tevhid, ilâhiyat konularında içlerine doğan şeyleri söyler ve yazarlar. Hint fakirleri ve eski Yunan filozoflarında bu kabil bilgilere çokça rastlamak mümkündür. Fakat isabet dahi etseler, iman etmeden, itikat ve amellerini düzeltmeden Hak Teâlâ Hazretleri ile aralarındaki perde kalkmaz. Felâketten kurtulamazlar.

İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin buyurduğu üzere, Müslüman dahi olsa, Allah’ın emirlerinden, Ehli Sünnet itikadından kıl kadar ayrılan kimselerde görülen bütün haller ve zevkler istidraçtır. Ne yazık ki cahil halk, Allah u Teâlâ’dan haber veren hakiki marifet sahibi velilerden ziyade böyle ahmakların peşine düşerler. İçinden geçenleri kendilerine haber veren, geçmişteki gizli sırlarından, hatta günahlarından bahseden adamları seçilmiş veli kullardan zannederler. Onların keramete benzeyen bazı tasarrufları karşısında hayret ve dehşete düşerler. Hakikatten haber verenlere ise, dönüp bakmazlar. Bunların Allah u Teâlâ’dan bildirdiklerine inanmazlar. (Bunlar, dedikleri gibi evliya olsalardı, bizim hallerimizden ve yaratıkların hallerinden haber verirlerdi. Yaratıkların hallerini bilmeyen kimse, bundan daha yüksek olan şeyleri nasıl bilir?) derler, bu bozuk ölçüleri ile evliyaya inanmazlar, doğru sözü görmezler ve işitmezler. Böylece istidraç sahibi fasıklarla birlikte helâk olur giderler.

Ne yazık ki, dindar hatta sofi geçinenlerin arasından da zaman zaman bu gibi tipler çıkmakta, menfaat kazanmak veya egolarını tatmin etmek için etrafındaki insanları iğfal etmektedirler. Üstelik çocuğun elindeki topaç gibi şeytanın elinde oyuncak olmalarına rağmen kendilerini evliya zannetmektedirler. Aylar, yıllar sonra çevrelerindeki insanlar ayılıp kendilerine geldiklerinde ise, iş işten çoktan geçmiş olmaktadır. Maddi manevi yığınla zarar gören bu zavallılardan birçoğunun imanları dahi gitmektedir.

İstidraç Sahiplerini Nasıl Tanırız?

Feraset sahibi olmayan Müslümanların ilk bakışta istidraç sahiplerini tanımaları bir hayli zordur. Özellikle dindar geçiniyorlarsa bunları hakiki keramet sahiplerinden ayırt etmek daha da zor olabilir. Çünkü bunlar da kendilerine göre, namaz kılar, oruç tutar, Allah’ın yolunu ve dostlarını anlatır, teşvik ederler. Fakat genellikle her sözlerinin altında gizli bir “ben” düşüncesi, enaniyet yatar. Dolaylı-dolaysız, açık veya imayla lafı dönderip dolaştırıp kendilerine getirirler. Çünkü tam manasıyla nefis ehlidirler. Fakat bunlardan bazıları kendilerinin istidraç ehli olduğunu dahi bilmeyebilir, hatta kendilerini keramet sahibi veli zannedebilirler.

Konuşmalarında, hallerinde, davranışlarında; edep, nezahet ve incelik pek göze çarpmaz. Çoğu zaman kendilerinden zuhur eden harikalardan ve derin keşiflerden bahsederler. Hatta daha da ileri giderek kendilerinde bir kısım manevi yetkiler vehmederler. Akıllı olan bir kimse buradan onların sahtekâr veya aldanmış olduğunu bilmelidir. Çünkü “Bilen söylemez, söyleyen bilmez.” Kâmil veliler, muhataplarının hallerini, içlerinden geçirdiklerini Allah’ın izniyle bildikleri halde söylemezler. Ayrıca büyük velilerin bile keşiflerine az da olsa şeytan müdahale edebilecekken, sıradan bir talibin rüya ve keşiflerine nasıl itibar edilebilir ki? Bir kimse ulu orta kendi keramet ve keşiflerinden bahsediyor ve özellikle de bunları kendinden biliyorsa artık insaf edip o şahsın bir düzenbaz olduğunu anlamalıdır.

Bu tiplerin çoğunun akaidinde de bozukluklar vardır. Kendileriyle biraz sohbet edilse bunlar teker teker ortaya çıkar. Yeter ki, onlara muhatap olan şahısların akideleri düzgün ve bilgileri yerinde olmuş olsun. Ehl-i Sünnet âlimlerinin ortaya koydukları inanç esaslarına zerre kadar ters düşüyorlarsa, onlardan meydana gelen harika hallerin keramet değil istidraç olduğunu bilmek gerekir.

İstidraç ehlinin göze çarpan diğer bir yönü de amellerindeki bozukluktur. Bunların daha ziyade kadınlarla olan muamele ve davranışlarında adapsızlıklar göze çarpar. Meselâ herhangi bir kadın cemaatini karşılarına alıp sohbet etmekten, hatta daha da ileri giderek onlara el öptürmekten çekinmezler. Hâlbuki kâmil velilerin, Sadat-ı kiramın yolunda bu tip muameleler kesin bir biçimde şeriatsızlık olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla böyle davranış biçiminde bulunanların kötü niyet, gaflet veya düzenbazlıkları ortadadır. Bu tiplerin alış-verişlerinde, amellerinde ve ibadetlerinde de kuvvetle muhtemelen bozukluklar vardır. Çevresindekilerden menfaat elde etmek için de bazı telkinlerde bulunurlar.

Yukarıdaki ölçüler de kâr etmezse vicdanı dinlemek gerekir. Zira hakiki keramet sahibi bir kimse konuştuğu zaman talibin kalbinde, dünya sevgisi azalıp Allah u Teâlâ’nın sevgisi ve O’na olan bağlılığı artar. Şayet böyle olmuyorsa adamın istidraç gösteren bir yalancı olduğu anlaşılır.

Yukarıda anlattığımız tedbirlere ihtiyaç bırakmayacak en sağlam ölçü ise, hak bile olsa maddi kerametlerin hiç birine iltifat etmemek ve bu tür kerametlerin sahiplerinin ardına düşmemektir. Nazarı sadece kâmil Allah dostuna çevirmek ve ondan gayrisine kalbi bağlamaktan uzak durmaktır.

Dr. Mustafa BAHADIROĞLU

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile