Dr.Mustafa BAHADIROĞLU

namazhusuGözümün Nuru Namaz I

Gözümün Nuru Namaz II

Namazsızlıkla Küfür Arasındaki İlişki

Her bir günahın içinden küfre giden bir yol vardır. Zira işlenen her masiyet kendi hacmince kalpte karanlık bir leke oluşturur. Sabahtan akşama kadar binlerce günah işleyen kimsenin kalbi binlerce karanlıkla dolar. İlk masiyeti işlediğinde yanıp yakılarak tövbe etmezse ikinci masiyeti işlemek birinciye nispetle daha kolaylaşır. Sonra bunu diğerleri takip eder. Artık hiç sıkılmadan günah işleyen, rahatlıkla namazlarını terk edebilen bir insan vardır karşınızda. Hz. Kur’an bu gerçeği ifade ederken şöyle buyurur: Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.” (Mutaffifîn, 83/14) Bir Hak dostunun işaret buyurduğu gibi, günah soba kurumu gibidir. Silkelenip temizlenmezse orada aydınlık namına hiçbir şey kalmaz. Kalbin nuru bir zaman sonra tamamen yok olur gider. Daha doğrusu yok olmaz. Ait olduğu makama çıkar ve orada asılı kalır. İşte bu nurun tamamen kalpten silindiği gün –hafezanallah- küfre ilk adımın atıldığı gündür. Söz konusu kalbin sahibinde bazen açıktan bazen de zımnen inkâr halleri zuhur etmeye başlar. Ya da kendi düşüncelerini din zannetme eğilimi baş gösterir. Birçoğu farkına bile varmadan iman dairesinden çıkar. Sonuçta Allah c.c. o kalbi mühürler. “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır.” (Bakara, 2/7)

Müslümanlıkla kâfirliği birbirinden ayıran en büyük fark namazdır. Namazı terk etmek küfre benzetilmiştir. Müslim’de geçen bir hadis-i şerifte: “Kasten namazı terk eden kâfir olur” buyrulmaktadır. Hanefiler bu tür hadisleri “farziyyetini inkâr ederek kasten namaz kılmayanlar” diye tevil ederler. Fakat ne kadar tevil edilirse edilsin namazsızlığın küfre yakın bir hâl olduğu muhakkaktır. Böyle zayıf bir imanla kabir kapısına varabilmek, kabir kapısına varılsa bile, ötesine geçebilmek oldukça zor ve risklidir. Allah’ın lütuf, hidayet ve affını dileriz. O’nun lütuf ve keremi olmazsa namaz kılanların işi de zordur.

Farz, Nafile ve Kazalar

Hiç şüphesiz nafile ibadetlerin kendi zatında kıymeti pek büyüktür. Meselâ zikir çekmek kalbi çalıştırmaya vesile olmaktadır. Mânevî ilerleme, Allah’ın c.c. emirlerine riayete vesile olma, ibadetleri gafletsiz yapma ve imanı takviye noktasında son derece önem arz eder. Nafile namaz, oruç vb. ibadetler de kalbi nurlandırır ve sevap kazandırır. Fakat bunlar farzları gözeterek, haram ve mekruhlara sebebiyet vermeden sünnet ve âdâba uygun olarak yapılırsa güzel olur. Aksi halde zarar verir.

İmam-ı Rabbani Hazretleri k.s, farzların bin senelik sünnetten, sünnetlerin de bin senelik nafileden daha önemli ve faydalı olduğunu belirtmektedir. Bir farzın kaçmasına meselâ bir vakit namazın kaçmasına sebep olan şey, nafile hac bile olsa hiçbir işe yaramaz. Bazı cahil dervişlerin cemaatle namazı terk edip kırk gün çile, riyazet vs. ile uğraştıklarını belirten İmam-ı Rabbani Hazretleri k.s, bir farz namazı cemaatle kılmanın binlerce kırk günlük çile ve riyazetten daha hayırlı olduğunu haber vermektedir. Farz namazın içindeki sünnetlerin de gölgeye değil, asla kavuşturmaları itibariyle farzlardan sayılacağını ilave etmektedir. Geçmişte gafletle namazı kazaya bırakan veya namaza geç başlayanlar bütün borçlarını hesap edip kaza etmeli, kazaya bıraktıkları için de tövbe-i istiğfarda bulunmalıdırlar. Kılınmayan namazları kaza etmek de farzdır. Hanefî mezhebinden olanlar namazın sünnetlerini terk etmemeli ve kaza borçlarını ayrıca eda etmelidirler.

NAMAZDA HUŞUnamazda

Namazın gerçek bir zikir, yalvarış ve dua yerine geçmesi yani hakiki bir namaz olabilmesi için onun gafletsiz kılınması gerekir. Cenab-ı Hakk c.c. dilerse gafletle kılınan bir namazı da borçtan düşürür. Fakat böyle bir namaz ile istenilen manevi fayda elde edilmez ve insanı kötülüklerden de alıkoymaz. Nesai’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: “Nice namaz kılanlar var ki, onların namazdan nasibi, yorgunluk ve zahmetten başka bir şey değildir.” buyrulmaktadır. O bakımdan ancak akıl erdirerek yani aklı başka yerde değilken kılınan namaz arzu edilen faydayı temin eder. Sarhoşlarla ilgili ayet-i kerimede: “Ta ki, dediğinizi, (okuduğunuzu) bilinceye kadar namaza yaklaşmayın” (Nisa, 4/43) buyuruyor.

Namazı şuurlu olarak kılmanın birinci yolu kalpten masivayı (Allah’tan başka şeyleri) temizlemektir. Bunun da yolu zikirdir. Zikir olmadan kalbi tahliye edip Allah c.c. muhabbetini kazanmak çok zordur. Bundan sonra ana hatlarıyla şu hususlara dikkat etmek gerekir:

1. Abdest alırken kalben işlenen günahlara istiğfar etmelidir.

2. Ezan okunurken bunu İsrafil Aleyhisselâm’ın suru gibi, din gününün sahibi Allah’ın huzuruna davet olarak algılamalı, cemaate giderken böyle bir manevi heybet ve mesuliyetle gitmelidir.

3. İstikbal-i kıble ile manen karşısına Kâbe’yi almalıdır.

4. Kıyamda Allah’ın huzurunda durduğunu bilmeli, başını tevazuyla hafifçe eğmeli, sual, cevap için hazır olmalıdır.

5. Niyet ederken Allah’ın azabından korkmalı, mükâfatını ummalı, mükemmel bir namaza niyet etmelidir.

6. Tekbir esnasında “Allahu Ekber: Allah her şeyden büyüktür” derken kalp dili yalanlamamalı, dünya ve bütün zevklerinin Cenab-ı Hakk’ın emirleri yanında bir hiç mesabesinde olduğunu idrak etmelidir. Aslında nefis ve şeytanın emirlerine uyan bir kimsenin Allahu Ekber sözü samimi değildir. Bu bakımdan hiç değilse tekbir esnasında bundan sonra nefis ve şeytana değil Allah’a itaate azmetmelidir.

Bütün bir namaz esnasında huşu sağlamak kâmil olmayanlar için zordur. Öyleyse helâke gitmemek için elinden geldiği kadar huşua azmetmeli, hiç değilse bir bölümünde bunu sağlamalıdır. Huşuun en lüzumlu yeri de iftitah tekbiridir. Bunu da yapmayanlar hakkında İmam-ı Gazali Hazretleri k.s. durumlarının tehlikeli olduğunu haber vermektedir.

Namaz kılan her mümin, önce namazda okuyacağı sure ve duaları düzgün telaffuz edebilecek Kur’an ilmini ve usulüne uygun bir şekilde eda etmeye yarayan fıkıh bilgilerini öğrenmelidir. Bu kadın erkek herkese farzdır. Sonra imkân nispetinde namazda sıklıkla okuduğu surelerin manalarını öğrenmeye gayret etmelidir. Hususan günde en az kırk defa okuduğu Fatiha suresinin manasını ayet ayet bilmelidir. Tefekkür açısından bu önemlidir. Namazın içinde dikkat edilecek hususları da kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1. Yalnız okuduğumuz Kur’an âyetlerini düşünmeli, ne dediğimizi bilmeliyiz.

2. Okuduğumuz ayetlerin manalarını düşünüp anlamaya çalışmalıdır.

3. Allah u Teâlâ’nın muhabbetini hissetmeli heybetinden de korkmalıdır.

4. Rahmetinden ümitvar olmalı, günahlarının affedilip inşallah kurtulacağını düşünme­lidir.

5. Hata ve kusurlarını hatırlayınca bunca günahla Rabbi’nin huzuruna çıktığından dolayı utanmalıdır.

6. Rüku ve secdeye gidince kibrine kement atıp boğmalı, her gidişte tekbir getirirken kalben af ve mağfiret dilemelidir. “Sübhane Rabbiye’l-Azim” derken Rabbi’nin azametini bir kere daha idrak etmelidir. “Semiallahu limen hamideh: Allah kendine şükredene icabet eder” derken rahmetini ummalıdır. Tahiyatta Peygamber Efendimize sallallahu aleyhi vesellem selâm verdiğini, O’nun da daha mükemmeliyle selâm vereceğine inanmalıdır. Sonra kendine ve bütün salihlere de selâm verdiğini buna mukabil bütün salihlerin sayısınca Allah u Teâlâ’nın sana selâm vereceğini yani rahmet edeceğini düşünmelidir.

7. Selâm verirken orada bulunan cemaate, seninle birlikte safları dolduran meleklere ve ruhaniyeti ile orada hazır olan zevat-ı kirama selâma niyet etmelidir.

Bu ibadeti Allah u Teâlâ’nın c.c. fazlıyla yapmaya muvaffak olduğunu düşünerek O’na şükretmeli, belki de kıldığı namazın son namaz olduğu endişesini taşımalı, namazlarındaki gizli ve açık kusurlarından dolayı istiğfar ederek en az 25 kere şuurlu olarak “Estağfirullah” demelidir.

Dr. Mustafa BAHADIROĞLU

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile