Dr.Mustafa BAHADIROĞLU

nefs2Nefsin Mana Ve Mahiyeti

Kur'an-ı Kerim’de üç yüze yakın yerde "nefis" kelimesi geçmektedir. Bu kelime, filozoflar, kelâm, fıkıh ve tefsir âlimleri tarafından muhtelif manalarda kullanılmış; ruh, can, kalp, ceset, benlik, bir şeyin hakikati, özü ve bütünü gibi yirmiyi aşkın mana verilmiştir. Aslında Nefsin mahiyeti tam olarak kelimelere ve satırlara dökülemeyecek kadar derindir. O yüzden nefsi en iyi kavrayanlar kâmil velilerdir.

Sûfîler arasında da muhtelif makamlara göre, farklı manalarda kullanılmıştır. Fakat genel olarak bu kelime tasavvuf ıstılahında iki manaya gelir.

Birincisi: Kelime manası itibariyle "Bir şeyin özü, zatı, kendisi" anlamına gelen bu nefse hayvânî nefs de denir. Halk âleminden olup insânî nefsin bineği ve bilumum şehvetlerin kaynağıdır. His, hareket ve hayat menbaıdır. Beş duyu organı ve diğer kuvveler vasıtasıyla hayatı, eşyayı kavrar.

İkincisi: "Rabbin emrinden olan insânî ruh, mânevî sıfat" anlamındadır. Hayvanlarda bulunmayan bu nefse, konuşan insânî nefs, nefs-i nâtıka da denir. Emir âlemindendir. Allâh u Teâlâ tarafından insana üfürülen ruh, bedene taalluk edince nefs adını alır. Yeri iki kaşın ara­sıdır. İnsanın içi ve dışıyla irtibatlıdır. Asıl hâkimiyeti beyin ve mânevî bir latîfe olan kalp üzerindedir. Yürek dediğimiz kanı pompalayan maddî kalple de irtibatlıdır.

Bu nefs hayvânî nefse mağlup olursa hayvanların aşağısında şeytanların mertebesine düşebilir. Mevlâ'nın yardımıyla hayvânî ruha galip gelirse rûhânîleşip meleklerden üstün mertebelere çıkabilir.

Nefsin Lüzumu Ve Faydaları

Konuyla ilgili olarak akla şu sual gelmektedir: Nefs ve şeytan olmasaydı da hepimiz cennete gitseydik olmaz mıydı?

Böyle bir soru, öğrenmek kastıyla değil de itiraz maksadıyla olsaydı -Allah korusun- îmanı götürürdü. Çünkü Allah'ın c.c. takdirine rıza göstermek imanın şartlarındandır. O neylerse güzel eyler. Ayrıca mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Bizler O'nun işlerindeki hikmetleri tam manasıyla kavrayamayız. Ancak kömür ruhlarla elmas ruhları birbirinden ayırmak Allah'ın hikmet ve adaletinin gereğidir. Eğer nefs ve şeytan olmasaydı Hz. Ebubekir r.a. ile Ebu Cehil'in makamı bir olacaktı. Oysaki bunların biri elmas, diğeri kömür. O zaman şu imtihan dünyasının kurulmasının da bir mânâsı kalmayacaktı. Hem Allah'ın isim ve sıfatları günahkâr ve mücrimlerin bulunmasını da gerektirir. Meselâ "Ğafur" ismi affedilecek günah istediği gibi, "Kahhar" ismi de kahredilecek mücrim ister.

Nefis ve şeytan faydalı birer âlet mesabesindedir. Tıpkı ateş veya bıçak gibi. Ateşi evimizi ısıtmakta, yemeğimizi pişirmekte, etrafımızı aydınlatmakta ve daha birçok faydalı işlerde kullanırız. Ama dikkat edilmezse ateş insanın evini yakar. Bıçak elini doğrayabilir. Fakat kimse ateş evimi yakar, bıçak elimi doğrar diye bunları kullanmaktan vazgeçmez.

Aynen bunun gibi, nefsin sayısız faydaları, yanlış kullanıldığı takdirde de büyük zararları vardır. Meselâ nefs yaratılmasaydı insan ve hayvanlarda yeme, içme, evlenme, üreme arzusu olmayacaktı. Yaşamak ve hayatta kalmak için barınma, ısınma, tehlikelere karşı korunma, düşmanla savaşma, ihtiyaçları giderme, îcat ve keşiflerde bulunma… vs. gibi yetenekler de bulunmayacaktı. Kısacası hayat olmayacaktı. Daha da önemlisi, nefs ve şeytanla mücahede kalmadığı için mümin ahirete yönelik amellerden mahrum kalacaktı. Büyük cihat sevabı kazanamayacak, mertebesi yükselmeyip sabit kalacak, Cennet ve Cemâlullah'tan yoksun olacaktı.

NEFS VE DİĞER LATÎFELER

Fakat bunca faydalarına rağmen nefs, başıboş bırakıldığı zaman azgın bir at gibi binicisini helâke sürükler. Zira onun istekleri bitmek tükenmek bilmez. İnsanı şehvetlerinin esiri olan bir hayvan hâline getirmek için uğraşır. Bu yüzden bizlere acıyıp, merhamet eden Rabbimiz, nefse hâkim olup zararlı arzularından korunmamız için kalbin bir şubesi olarak aklı yarattı. Peygamberleri vasıtasıyla da önümüze bir kitap koyup iyilik ve kötülüğün ne demek olduğunu gösterdi.

Akıl, Allah'ın emirlerini ve nefsin, şeytanın arzularını inceler. İyiyle kötüyü, Allah'ın emrine nefs2bykuygun olanla olmayanı birbirinden ayırt eder. Ruhun bir başka alt kolu olan vicdan da doğruyu, güzeli, hakikati kalbe bildirir.  Ayrıca rûh vasıtasıyla hafıza, mürşit, melek ve direk Allâh'tan gelen tesirler de kalpte toplanır. Beyin vasıtasıyla beş duyu organından gelen tesirler ile nefsin şeytanın telkinleri de kalpte toplanır. Gelen bilgi ve telkinleri değerlendiren kalp; aklın, vicdanın veya top yekün ruhun dediklerini tercih ederse nefsin arzularını yerine getirmez. Yani beyin vasıtasıyla kendisine bağlı olan el, ayak, ağız, dil gibi uzuvlara nefsin isteğini yaptırmaz. Şehvet, gazap ve aklî hilelerin esaretinden kurtulur. Allah'ın emrettiği ahlâkla ahlâklanır. Namus, hayâ, takvâ, sabır, kanaat, şecaat, neşe, huzur, müsamaha, lütuf, yumuşaklık, vakar, metanet ve güzel suret sahibi olur. Latîfeleri zikirle cilâlanır, geldiği ulvî âlemlere, yükselerek Rabbine vâsıl olur. Ebedî saadete ulaşır.

NEFSİN HÂKİMİYETİ

Şayet kalp nefse tabi olursa o zaman hayvânî nefs; toprak, su, hava, ateş latîfelerinin yardımıyla ruh latîfesinin yolunu keser. İnsanı mütemadiyen aşağılara doğru çeker. Toprak, ibadette gevşekliğe ve Allah'ın emirlerine uymamaya sevk eder. Su, riya ve münafıklığa götürür. Ateş; gazap, kin, hiddet, intikama yöneltir. Hava ise, kibir ve enaniyete sevk eder. Böylece nefs askerleriyle birlikte akıl ve diğer latîfeleri emrine alır. Bu şekilde nefsinin emrine giren insan, yırtıcı hayvanlar gibi hiddetlenir, kızar, dövmek ve sövmekle etrafındakilere saldırır. Şehvet galebe edince, hayvanlar gibi boğazının ve eteğinin düşkünü olur. Firavun'un kendisini "Rab" olarak ilan ettiği gibi o da her şeyde üstünlük ve efendilik iddiasına geçer. Kulluk ve tevazudan hoşlanmaz. Bütün ilimlere heves eder, her şeyi bildiği iddiasına kalkışır. Âlim dendiği zaman sevinir, cahil dendiği zaman canı sıkılır. Bu şahsın bir de şeytanlık vasfı vardır ki, bununla akıl ve düşüncelerini kötülükte kullanır. Aldatma ve hile yollarına başvurur, kötülüğü iyiliği gibi göstermeye çalışır. İşte bu da şeytaniyet ahlâkıdır.

NEFS VE BERZAHÎ TABLOLAR

Söz konusu çirkin huyların hepsinin berzah âleminde bir resmi ve fotoğrafı vardır. Keşif ya da rüyada görülen hınzır, merkep vs. hayvanlar şehveti temsil ederler. Köpek hiddeti, tilki hîle ve aldatmayı temsil eder. Nefsin sıfatlarına göre daha başka hayvanlar veya canavarlar suretinde de tezahür edebilir. Gazzâlî'nin dediği gibi, putperestlerin taşlara tapmasına kızan adamın gözünden gayb perdesi kalkıp da kendi hâli keşfolunsaydı, bakacaktı ki kendisi bir hınzırın önünde eğilmiş duruyor, bazen dize gelerek secde, bazen da rükû ediyor. Onun emirlerini yerine getiriyor, yemek, içmek ve şehevî arzularından neyi istiyorsa onu tedarik ediyor. Veya saldırgan bir köpeğin karşısında eğilmiş ona tapıyor, emirlerini hassasiyet ve titizlikle yerine getiriyor.

HİLKATİN TERS YÜZ EDİLİŞİ

Bu adam basîret ve insafla bakarsa ömrü boyunca nefs ve şehveti uğrunda çalıştığını hemen anlar. Akıl ve ulvî latifelerini nefsinin emrine vermekle galibi mağlup, efendiyi köle, padişahı hizmetçi yapmış olur. Allah (c.c.), merkebi üzerine binip yularından tutarak sürmek veya sırtında yük taşımak için yaratmıştır. Şayet bu şahıs kalkar da merkebi kendi sırtına bindirir, boynuna taktığı esaret yularını da merkebe verirse yaratılış gayesini ters çevirmiş olur. İşte bu zulmün son haddidir.

Nefsin esaretine girip hürriyetini kaybeden ruh, malik ol­duğu itibar ve yüksek kıymetleri unutup, duygularının ve şehvetlerinin girdabına kapılmış­tır. Nefsin istilasıyla gönül puthaneye dönmüş, Allah u Teâlâ’nın zâtî tecellilerinden mahrum kalmıştır. Yüzü O’nun aşk ve sevgisinden dünyanın maddesine dönmüş, Allah sevgisi yok olmuştur. O aslî vatanı asla hatırına gelmeyip ilk geldikleri ve son gidecekleri asıl ülkesini büsbütün unutarak terk etmiştir. Kalp, ruh, sır, hafâ, ehfa gaflete girmiş ve harap birer şehir haline gelmişlerdir. Böylece Kur’an-ı Kerim’de ifade buyrulduğu gibi, ruhların çoğu hayvanların mertebesine düşmüş ve hatta onlardan da beter hale gelmişlerdir.

NEFSİN TABÎBİ

Nefsin hilesiyle kalp ve diğer latifeler koma halindedir. Zehirli yemler beden kafesindeki kekliği öyle uyuşturmuş ki uykusundan uyanamaz. Artık kâmil bir üstattan başka onları emir âleminden haberdar edecek, zikir kamçısıyla onları uyandıracak hiçbir kuvvet yoktur. Mürşit, sesiyle, nefesiyle, bakışıyla asli vatandan bahseder. Dilsiz dilsizle konuştuğu gibi, kâmil üstat da dilsiz latifelerle konuşur, onlara nereli olduklarını hatırlatır. Nebilerin ve bütün mürşitlerin yaptıkları iş, işte budur. Beşeriyete yüce âlemlerin kandilini yakarak gönülleri aydınlatmaktır. Ta ki beşer nasıl bir çamur deryasında yüzdüğünü görsün. Sonra da kabiliyetini işleterek asıl ülkesine dönmeyi arzu etsin.

(Devam edecek)

Ebediyet Yolculuğunda Nefs-1 için tıklayınız..

Dr. Mustafa BAHADIROĞLU

Ebediyet Yolculuğunda Nefs-3 İçin Tıklayınız..

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
+1 #1 Ziyaretçi 31-03-2009 17:06
Tşekkürler

çok güzel bir yazı. Allah razı olsun hocam.. devamını sabırsızlıkla bekliyorum
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile