Abdurrahman MIHCIOĞLU

Nazargah_ilahiBazılar kâmili bul, dâmeni[1] hiç terk etme

Tut izin der, gözün aç, işte budur habl-i visal[2]

 



Bazılar dâmeni koy, tut yed-i ulyâyı[3] diyor

El tasarruf yeridir, dâmeni terk et eli al


Bazı arif de diyor, el etek de boştur

Kâmilin gönlüne gir ki bulasın istikbal[4]


Bir bayram sabahı… Zulmetin çepeçevre kuşattığı gönül iklimimizde heyecan uyandırmayan, neşve vermeyen, sıradanlaşan, manasını yitirmeye yüz tutmuş bir bayramın sabahı… Ümmetin nüvesini teşkil eden cemaate dâhil olma zarureti de olmasa, bayram olduğunun dahi hatırlanmayacağı bir günün sabahı… Bir haber yayılıyor kulaktan kulağa; “efendimiz teşrif edecek!” Sultanımız, efendimiz, mürşidimiz teşrif edecek! Gün yeni baştan anlam kazanıyor zihnimde ve dalga dalga büyüyen bir heyecan sarıyor tüm bedenimi…

Gün akşama dönerken ve güneş gurubu muntazırken, âlemin nuru, efendiler efendisinin pâk neslinden mübarek evladı, nuru ile gönüllerimize neşe saçarak bulunduğumuz mekâna teşrif ediyor. “Allah erleri onlardır ki, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatırlar” şeklindeki nebevi haberin tecellisi efendim teşrif buyuruyorlar ve o an Yunus’un mısraları düşüyor aklıma:

Evliyâdur Hakk'un sırrı alnındaki Allah nûrı

Anı seven âh u zârı kılsa gerek şimden girü…

Evet, anı seven âh u zârı kılsa gerek şimden girü ancak gafletle taş kesilmiş, sevgi ve muhabbetten yoksun kalbim ah u enîn ile feryattan dahi aciz, çaresiz…

Bu ahval içerisinde iken yaklaşın diyor bir ses ve kendime geliyorum, bir de bakıyorum ki bizleri çağırıyor… “Yaklaşın; size Hakk’a ermek, hakikati bulmak için gereken reçeteyi sunacağım” diyor ya da ben öyle anlıyorum ve “hakikat ne Nazargah_ilahibüyük muamma” diye tekrarlıyorum kendi kendime… Hani diyor ya Yunus:

Hakîkat bir denizdür şerî'atdur gemisi

Çoklar gemiden çıkup denize talmadılar…

Şeriat gemisinden çıkıp hakikat ummanına dalmanın her kişinin harcı olmadığının farkında olmak kifayet etmiyor diyorum kendime ve “Kâmilin gönlüne gir ki bulasın istikbal” mısraı dikiliyor karşıma ve soruyorum: “O gönle girebilmek, bilmem ki ne zaman mümkün?”

“Sadık olun” diyor ilkin, “sadık olun.” Sıddîk-i Ekber düşüyor aklıma… Hani İsra-Miraç hadisesi vuku bulduğunda bunu evvela müşriklerin ağzından duymuştu da; “o diyorsa doğrudur” demişti ya… Âlemlerin efendisi bu hadiseyi duyunca kendisine Sıddîk sıfatını layık görmüştü ve cümle melâike tasdik etmişti gönülden… Sıddîk-i Ekber; Resulün yol arkadaşı, dünya ve ukbasını sadakatle mamur eden o yüce sahabi, ilk halife…

Kıtmir geliyor aklıma; Allah erlerinin eteğinden, meskenlerinin kapısından ayrılmayan, her dem onlarla, her an onlara murabıt Kıtmir… Ne ulvi bir haslettir ki Rabbi Teâlâ sadakatten ötürü cennetle mükâfatlandırıyor Kıtmiri… Bir köpek, sadakatiyle, binlerce, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insana üstünlük kesbeden alelade bir köpek...

Diğer yandan Şemseddin canlanıyor gözümün önünde sadakat denince… Cihan sultanı II. Mehmed’in hocası, fethin manevi mimarı Akşemseddin… Efendisi, mürşidi Hacı Bayram Hazretleri’nin bir çadır kurup; “beni seven şu çadıra girsin, onu kurban edeceğim” hitabına tereddütsüz mukabele eden, bir gönle girmenin, bende olmanın nasılını ve ne idüğünü cihana gösteren Şemseddin…

“Halim olun” diyor efendim; daldığım düşüncelerden sıyrılarak irkiliyor ve kendime geliyorum… “Halim olun” cümlesi yankılanmaya başlıyor zihnimde ve efendim: “tüm peygamberler halimdi” diyor devamla… Nebiler serverinin kaba ve sert tabiatlı bedevilerle halim münasebeti, onlara her daim hilm ile mukabelesi, mütebessim çehresi düşüyor aklıma…

“Mazlum olun” diyor akabinde ve “unutmayın, tüm peygamberler mazlumdu” diye ekliyor… Ateşe atılmak suretiyle Nemrud’un zulmüne maruz kalan Hazreti İbrahim, yahudilerce bir ağaç kovuğunda iken testere ile kesilerek şehid edilen Hazreti Zekeriyya, kavmine; “Rabbim Allah” dediği için uğramadığı eza ve cefa kalmayan Habib-i Ekrem geliyor gözlerimin önüne… “Zalim olmaktansa mazlum olmak yeğdir elbet şu fani dünyada” diyor, diğer yandansa Allah’ın her günü, kendime, bu emanete ettiğim zulümleri hatırlıyorum… “İşlenen her günah sahibine zulüm değil mi zaten; kişinin kendisine ettiği zulümden daha büyüğü var mı acep şu âlemde” düşüncesi bir mıh gibi çakılıp kalıyor beynime ve devamla birçok sual dolduruyor zihnimi…

Boyun büküp halimi, acınası halimi, aczimi itiraf ediyorum huzurda ve efendimin dilinden üç kelime kalıyor zihnimde: “Sadık, Halim, Mazlum olun”…

Selametle efendim…

Abdurrahman MIHCIOĞLU


[1] Dâmen: Etek.

[2] Habl-i visal: Kavuşma ipi.

[3] Yed-i ulyâ: Pek yüce el.

[4] Hüseyin Şemsi Efendi’nin divanından.

Yorumlar  

 
0 #1 Ziyaretçi 23-07-2010 20:01
teşekkür ederim,
devamını canı gönülden dileriz..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile