Prof. Dr. Orhan ATALAY

Image

İslam’da İnsanın Saygınlığı

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, mevcut dünya dinleri içerisinde İslâm Dini kadar insana değer veren bir başka öğreti yoktur. Nitekim Kur’ân'ın birçok yerinde Yüce Yaratıcı’nın insana nispet ettiği bu yüceliğe ve saygınlığa göndermelerde bulunulmaktadır.

Bu bilincin zihinlerde daha da derinleşmesini temin etmek amacıyla da insanın yaratılış serüveni sıkça hatırlatılır. Hatırlanacak olursa, Yüce Rabbimiz meleklere yeryüzünde ulvi ve kutsi bir amacı gerçekleştirmek amacıyla bir halife yaratacağını söylemiş, onlarda: ‘Biz seni hamd ile tesbih ve takdis eder iken, yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?’ demişlerdi. Bunun üzerine Cenabı Allah yaratacağı varlığın nasıl bir kudret ile donatılacağını göstermek amacıyla ilk insan Âdem (as) ile melekleri bir imtihana tâbi tutmuştu. Bu imtihan sonucunda insanın, kendilerinden farklı olarak, eşya üzerinde akıl yürüterek, bilinenden hareketle bilinmeyenlere ulaşacak bir donanıma sahip olduğunu gören melekler hemen secdeye kapanmış, tür olarak insanın kendilerinden üstün olduğunu kabul etmişlerdi. İblis’in Âdem’e secde etmekten kaçınmasının yegâne nedeninin ise, kıskançlıktan kaynaklanmıştı.

Melekleri imrendirecek, İblis’i ise kıskandıracak böylesi bir üstünlüğe sahip insanın da elbette ki yeryüzünde kendisinden başka hiçbir varlığın ifa edemeyeceği bir vazifesinin olması gerekirdi. Bilindiği üzere bu kutsî ödev Kur’ân’da ‘ubudiyet’ kavramıyla ifade edilmektedir. Nitekim Zariyat Suresi 56. ayette: ‘Ben cinleri ve insanları sadece bunu ubudiyet etsinler diye yarattım’ denilmektedir. Peki,‘ubudiyet’ kavramından ne anlamalıyız?

Hemen belirtelim ki, ‘ubudiyet’ kelimesi son derecece önemli delaletlere sahip odak bir kavramdır. 'Ubudiyet' terimini kendi anlam alanını oluşturan ‘ibadet, hilafet, emanet, adalet ve isti’mar’ gibi kavramlarla birlikte düşündüğümüzde bunun insanın hem dinî hem de dünyevî birçok alanda yüklendiği rolleri daha iyi anlaşılacaktır. Gerçekten insan ancak bu roller ile hem dinî hayatı, hem toplumsal hayatı, hem de çevreyi imâr etme imkânı bulur.

Ne var ki, insanın bu rolleri hakkıyla yerine getirmesi için bir takım ön şartlara ihtiyaç vardır ki, bunların başında insanın yüceliğine paralel bir ‘eğitim-öğretim’ gelmektedir. Kesin olarak bilmeliyiz ki, insan ancak böylesi bir eğitim-öğretim sürecinde kendi değerini bulur. Eğitim-öğretimden yoksun kalmış bir insanın kendi değerini bilmesi beklenemeyeceği gibi, başkasının da ona kıymet vermesini beklemek oldukça zordur.

Yüce İslâm Dini, bu ulvi gayeleri gerçekleştirmek için yaratılmış bulunan insana son derece büyük bir kıymet vermiştir. Bu nedenle insanın canına, namusuna ve malına dokunmayı haram kılmıştır. Maide Suresi 32. Ayetinde; Bir insanı haksız yere öldürmenin bütün insanları öldürmek kadar büyük bir suç ve günah olduğu; aynı şekilde bir insana hayat vermenin de bütün insanlara hayat vermeye denk bir yücelik olduğu çok çarpıcı bir şekilde ifade edilmektedir.

Bu nedenledir ki, bir anlamda ‘insanın değerini’ oluşturan bu kıymetlere yönelik işlenen cürümler en büyük suç ve günah olarak tanımlanmış olup, cezaları ise o oranda ağırlaştırılmıştır.

Aziz Kitabımız Kur’ân’a göre, bütün insanlar aynı anne ve babanın çocukları olmaları hasebiyle aynı biyolojik kökene sahiptirler. Sonra da birbirlerini daha iyi tanımaları için ilahi irade tarafından farklı milletlere ve kabilelere ayrılmışlardır. Bu ayrışma ise, sadece birbirlerini tanımalarına yöneliktir. Bu nedenle de bütün insanlar esasında kardeştirler. Dolayısıyla bugün bir kardeşin diğerine göre durumu ne ise farklı kültürlere mensup insanların birbirlerine nispeti de odur. Öyle ise bir insanın sahip olduğu fiziksel özelliklerden dolayı diğerine karşı hiçbir üstünlüğü olamaz. Buna göre üstünlük sadece takvada olup, kimin daha muttaki olduğunu ise ancak Allah bilir. Bu temel öğretiden zorunlu olarak çıkaracağımız sonuç ise, Kutlu Peygamberin buyurduğu gibi, ‘insanların tarağın dişleri gibi eşit olduklarıdır’. Bu esasa inanan bir insanın da bir ötekisine kendisine verilmesini arzu ettiği değeri vermesi en temel ahlâkî gerekliliktir.

Prof. Dr. Orhan ATALAY

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #2 Ziyaretçi 12-11-2008 21:42
Hocamızın "bütün insanlar aynı anne ve babanın çocukları-)ır" ifadesi ile ne demek istediğini anlayamadım. Tek ebeveynden çoğalmak kardeşler arasında 'insest' ilişki i çerir. Aksi takdirde soy nasıl devam edebilir? Herhalde ortada benim yanlış algıladığım bir durum var. Son paragrafı a çıklayabilirse niz sevinirim.
Alıntı
 
 
0 #1 Ziyaretçi 17-10-2008 16:19
Gayet yalın bır dılde ıslam ve ınsan arasındaki ilişkiyi anlatmış eline ve dılıne sağlık.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile