Ali HÜSREVOĞLU

ImageYaygın kanaate göre düşünerek cennetle müjdelenen sahâbîleri yalnızca on kişiyle sınırlı zannederiz. Elbette Aşere-i Mübeşşere diye anılan ve cennetle müjdelendikleri bildirilenler şüphesiz sahâbenin büyükleri ve önde gelenleridirler. Fakat cennetle müjdelenen başka sahâbîler de vardır.


Meselâ erkeklerden Hazret-i Hamza, Sa‘d bin Muâz, Zeyd bin Hârise, Bilâl-i Habeşî, Suheyb-i Rûmî, Amr İbnu’l-Cemûh, Ukâşe bin Mihsan… Kadınlardan ise Hazret-i Hatîce, Nesîbe Bint-i Kâ‘b, Rubeyyi‘ Bint-i Muavviz, Ümm-i Rûmân Bint-i Âmir... Bu dizide bu güzel insanlarla yaşamaya, onların acı-tatlı hâtıralarını paylaşmaya çalışacağız.

Yesrib geniş ve güzel bir vadide yer alıyor. Etrafında alabildiğine bahçeler, ağaçlar, gölgelikler bulunuyor. Sayısız pınarları ve su kaynakları mevcut. Havası mûtedil, çevresi güzel. Eski kitaplarda Peygamberimiz’den bahsedilirken; «iki taşlık bölge arasında yer alan hurmalık bir vadiye hicret edeceği» bildirilmekte idi. Bu iki taşlık bölge sönmüş lâv ovası olup bunlar Medine’nin doğusunda ve batısında bulunurlar. Kuzeyinde Uhud Dağı, güneyinde Ayr Dağı Medine hareminin sınırını oluştururlar. Havası mûtedil, kaynak suları bal gibidir. Hurmanın Medine’de yüz yirmi çeşidi yetiştirilir, içinde hurma bulun¬mayan ev, aç kalmış sayılırdı.

Sâbit bin Kays bin Şemmâs bö¬le bir şehirde yetişti. Devrin edebî mahfilleri onu güçlü belâgati ve seçkin hitabetiyle tanıdı. Yaşadığı dönemin Arap kabileleri arasında hitabet sanatının çok önemli bir yeri vardı.

Sâbit bin Kays, Yesrib’i kasıp kavuran ve bitmek-tükenmek bilmeyen savaşlarda mükemmel kullandığı kılıcının yanında hitabet gücünü ve kabiliyetini de aynı ustalıkla kullanır, özellikle asırlık rakipleri Evs kabilesine karşı bu iki yeteneğiyle etkili olurdu. Yesrib’de Sâbit’in kabi¬lesi Hazrec ile Evs arasında korkunç savaşlar olurdu. Bu savaşların iki kabile hayatında bitmez-tükenmez acılarla dolu, uzun bir tarihi vardır.

Yesrib’de bu iki kabile ile beraber yaşayan Yahudiler bu savaşları durmadan körüklüyor, aralarındaki düşmanlık ve kin tohumlarını sinsice besliyorlardı. İş, artık iki kabileyi tamamen yok olmaya götürecek bir duruma gelmişti.

Bu savaşların sonuncusu Buâs idi ki, hicretten beş yıl kadar önce olmuştu. Buâs Harbi günü talih Hazrec’in aleyhine dönmüş, bu savaşta Evs kabilesi Hazrec’i tek kişi kalmayıncaya kadar öldürme fırsatını yakalamış, yurtlarını ateşe verip yakmak ve köklerini kazımak istemiş, fakat Evs’in önde gelenlerinden biri buna engel olmuştu. Bu savaşta Sâbit bin Kays, Evs’in müttefiki Zübeyr bin Bata adlı Yahudi’ye esir düşmüştü. Yahudi, Sâbit’in alnı¬na bir çizik atıp serbest bırakmıştı. Sâbit, Hazrec’in hem Evs ile bu ka¬dar zıtlaşmasına, hem Evs karşısın¬daki mağlûbiyetine çok üzülüyordu. Olayı şöyle bir incelediğinde görü¬nen manzara şu idi:

Zararda olanlar Evs ile Hazrec, kazançlı olanlar ise sadece Yahudilerdi.

Hac mevsiminde Hazrec’den altı kişi çıkıp Mekke’ye gittiler. Burada Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve İslâm’la tanıştılar. Peygamberimiz onları Müslü¬man olmaya davet etti. Bu altı kişiyi Müslüman olmaya iten bazı sebepler vardı. Bunlardan biri de şu idi:

Yahudiler Yesrib’de onları putperest olmaları sebebiyle daima horluyor, çıkış zamanı yaklaşan peygambere tâbî olup onları Âd ve İrem halkının öldürüldükleri gibi öldüreceklerini ve köklerini kazıyacakları¬nı söyleyerek tehdit ediyorlardı.

Unutmamak gerekti ki Hazrec, Evs karşısında daha yeni mağlûp olmuştu. Henüz kanları kurumamıştı ve Yahudiler Buâs Harbi’nde Hazrec’i mağlûp eden Evs’in müttefiki idiler. Hazrecliler, Evslilerin daha çabuk davranarak İslâm’a girip, gelen peygamberin desteğini alarak kendilerini yok etmelerinden ve Yahudilerin tehdidinin gerçek olmasından korkuyorlardı. Hazret-i Peygamber bu altı kişiyi İslâm’a çağırınca bunlar birbirleri ne dediler ki:

“Arkadaşlar, açıkça görüyorsunuz ki, vallâhi bu zat Yahudilerin sizi kendisiyle tehdit ettikleri peygamberin ta kendisidir. Kimse sizden daha önce Müslüman olmasın.” Bu düşünce ile Peygamber’in çağrısını hemen kabul ettiler.

Bu altı Hazrec’li kendi şehirlerindeki bütün ahvali Hazret-i Peygamber’e anlattılar. Yesrib’e döndüklerinde çevrelerini İslâm’a çağıracakları sözünü de verdiler. Evs’le aralarındaki ihtilâfı ortadan kaldırma hususunda Allâh’ın O’nu vesile kılmasını umduklarını belirttiler. Hazret-i Peygamber’e dediler ki:

“Biz buraya gelirken arkadaşlarımızı düşmanlığın ve kötülüklerin zirveye tırmandığı bir şekilde bıraktık, buraya geldik. Allâh’ın onları Sen’in elinle birlik ve beraberliğe kavuşturmasını umuyoruz. Biz, şimdi onlara gidiyoruz. Sen’den kabul ettiğimiz bu çağrıyı iletip onları İslâm’a çağıracağız. Eğer Allah bu iki kabileyi Sana îmanda birleştirirse Sen’den daha güçlü kimse olamaz.”

Yesrib’de İslâm’ın kabulü çok hızlı gerçekleşti. Neredeyse hiçbir ev kalmamıştı ki orada Rasûlullâh’ın sözü geçmesin. Yıl biterken on iki kişi hac mevsimi için Mekke’ye geldiler. Bunların onu Hazrec’li, ikisi Evs’li idi. Bu on iki kişi Rasûlullah ile Mina/Akabe’de buluşup O’na bey’at ettiler. Bu, «Birinci Akabe Bey’atı» diye anıldı. Rasûlullah bunlardan şu maddeler üzerine bey’at aldı:

“Allâh’a hiçbir şeyi ortak tutmayacaklar, hırsızlık etmeyecekler, zina etmeyecekler, elleriyle ayakları arasında bir iftira düzüp getirmeyecekler ve herhangi bir iyilik hususuna Peygamber’e âsî olmayacaklar.” Eğer bu sözlerinde dururlarsa cenneti kazanmış olacaklardı.

Hazret-i Peygamber bu on iki kişi şehirlerine dönerlerken ilk Müslümanlardan olan Mus‘ab bin Umeyr’i beraberlerinde gönderdi. Bu müstesna insan, İslâm dinine ve Müslümanlara karşı tartışmasız samimiyeti ile tanınmıştı. Aile efradından gördüğü sert tepki onun Müslümanlığını sarsmamış, daha da güçlendirmişti. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onu Yesrib’e gönderirken Medinelilere Kur’ân okumasını, Müslümanlığın ne anlama geldiğini öğretmesini ve dini anlatıp ibadetler konusunda şuurlandırmasını emretmişti. Mus‘ab -radıyallâhu anh- orada Kur’ân öğretmenliği yaptığı için «Kur’ân Hocası» diye anılıyordu.

Aralarına katıldığı andan itibaren Mus‘ab, onlara namaz kıldırmaya başladı. Bunun sebeplerinden biri Evs’liler Hazrec’lilerden birinin, Hazrec’liler de Evs’lilerden birinin arkasında namaz kılmak istemiyorlardı. Çünkü aralarında daha dün biten savaşın bıraktığı yaralar taze idi.*

Devamı Cennet Müjdesi 2 için tıklayınız..

Ali Hüsrevoğlu

* Bu çalışma, Ahmed Halil Cum‘a’nın telifi olan «Ricâlun mubeşşerûn bi’l-cenne» adlı eserin ilgili bölümünden istifade edilerek hazırlanmış, gerekli görülen düzenlemeler yapılarak tercüme edilmiştir.

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile