Prof. Dr. Murat SARICIK

Image

Mahalle bakkalı kuş meraklısıydı ve özellikle papağanları; dudu kuşlarını çok seviyordu. Neden mi? Çünkü onları yaratan, mavi, yeşil ve sarı rengârenk boyamıştı. 

Ayrıca onlara Âdemoğlunun dili öğretilirse konuşabiliyorlardı. Bu kuşlar alış verişe gelenlere hoş vakit geçirtir, onlarla şakalaşabilirlerdi.

Bir gün bakkalın işi çıktı ve yarım saat kadar eve gitti. Papağan (dudu kuşu) her zamanki gibi dükkândaydı ve etrafı gözetliyordu. O sırada dükkânda bir kedi gördü. Kedi küçük fareyi kovalıyordu. Papağan çoğu kuş gibi kediden korktu ve kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Korkusu bir kartopu gibi büyüyordu. Hemen bir yerlere sığınmayı ve saklanmayı istedi. Fazla düşünmeden heyecanla uçtu. Kendisine güvenli bir yer ararken bir gülyağı şişesine çaptı ve şişeyi yerinden aşağı düşürdü. Şişe yere düşünce gürültüyle parçalandı ve içeriyi güzel bir gül kokusu kapladı. O zamanlar bakkal dükkânları mini marketler gibiydi. Onlar parfümeri mağazalarının işlerini de yapıyorlardı.

Papağan elbette gülyağının ne kadar değerli ve pahalı bir şey olduğunu bilemezdi. Ama yine de üzüldü. Çünkü sahibine zarar verdiğini düşünüyordu.

 

Bakkal evden dönüp dükkânı açınca, kendisini nefis bir gül yağı kokusu karşıladı. Etrafı kontrol edince değerli şişenin yerinden aşağı düşüp kırıldığını gördü. Papağan bir köşede sessiz ve suçlu bir çocuk gibi bekliyordu. Adam her şeyi anlamıştı. Öfkeyle papağanı yakaladı ve başına kamçıyla vurdu.

 

Vuruşla papağan kendinden geçti, az sonra kendine geldi ama o günden sonra bir daha hiç konuşmadı. Bu arada nedendir bilinmez, kafasındaki süslü ve onu güzelleştiren tüyleri de dökülmeye başladı. Çok geçmeden dazlak ve biçimsiz bir kuş olmuştu.

Bakkal yaptığına bin pişmandı. Dükkânın eski neşesi kalmadığı gibi, müşterileri de azalmaya başlamıştı. Adam kendi kendine şöyle düşünüyordu:

“Ne yaptım ben? Elim kırılsaydı da başına vurmaz olaydım.”

Kuşun tekrar konuşması ve eski günlerin geri gelmesi için çok şey denedi, hatta fakirlere sadakalar bile verdi. Üzgün dudu kuşu ne zaman konuşacak, eski neşeli ve güzel günler ne zaman geri dönecekti?

Bir gün sokaktan kel kafalı biri geçiyordu. Kafasının yalnız arka tarafında azıcık bir saç vardı. Adam papağanın dikkatini çekince birden ona şöyle seslendi:

 “Beyefendi! Sen neden kel oldun, yoksa benim gibi gülyağı şişesi mi döktün?”

Hikâye neler söyler?

  • İnsanlar da hikâyedeki papağan gibi zaman zaman, hatta sık sık hata ederler. Herkesin iyi yanları olduğu gibi kötü yanları da olabilir.
  • İnsanların iyilikleri kötülüklerine baskınsa, böylelerini “iyi insan” olarak görmek yerinde olur. Çünkü hatasız insan olmaz.
  • Bir başka açıdan; papağan gibi gereksiz şeylerden korkmak ve kendimizi korkuya şartlandırmak zararlara sebep olabilir. Ayrıca akıl ve mantıkla değil de, kör his ve yersiz heveslerle hareket etmek, bize de gülyağı şişelerini döktürebilir.
  • Cezalar hatalara göre verilmelidir: Küçük hatalara büyük cezalar adaletsizlik ve zulümdür. Bu tür yersizliklerin sonu pişmanlıktır. Hatta bazı küçük hata ve kusurlar affedilmeli ve onların düzeltilmesine imkân verilmelidir.
  • Her insan kendi dünyasının rengiyle dış âleme bakar ve ona göre dış dünyayı anlar ve idrak eder. İç dünyası bulutluysa,  dış dünyayı ve olayları da o atmosferde değerlendirir. Papağan kelin kelliğini gül yağı şişesini dökmeye bağlamadı mı? Çünkü kendisi de gülyağı şişesini döktükten sonra kel olmuştu.

                                                                                         Prof. Dr. Murat Sarıcık

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #1 Ziyaretçi 07-11-2009 13:06
"İnsanlar da hikâyedeki papağan gibi zaman zaman, hatta sık sık hata ederler. Herkesin iyi yanları olduğu gibi kötü yanları da olabilir." Bütün iş bunun farkında olmak ve ona göre davranmak insanlara.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile