Perşembe, 06 Kasım 2008 01:07
Sözlük
anlamı itibariyle emniyete kavuşan demek olan mümin; Allah’ın birliğine, Hz.
Muhammed (s.a.v.)’in peygamberliğine ve İslam Dini’nin diğer esaslarına inanan
iman sahibine denilmektedir.
Kur’an ve sahih sünnette müminin
pek çok vasıflarından söz edilmektedir. Biz burada müminlerin vasıflarından söz
eden birkaç ayet ve birkaç hadisi ele alacak ve değerlendireceğiz. Ancak her
şeyden önce günümüzde en çok muhtaç olduğumuz kardeşlikle ilgili bir ayet ve
bir hadisi nakledelim.
Allahu Teâlâ, müminlerin kardeş
olduklarına ilişkin şöyle buyurmaktadır: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin
arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.1” Rabbimiz
müminleri bu ayeti ile kardeş ilan etmiştir. Evet, kardeşler arasında ister
istemez bir takım anlaşmazlıklar, görüş farklılıkları bulunabilir. Bir
birlerinden farklı düşünebilirler. Farklı yollara sülûk edebilirler. Parti
görüşlerinde farklılık olabilir. Bütün bunlar birer renkliliktir. Yüce Allah’ın
mümin kullara yüklediği pek çok görevin yanında anlaşmazlığa düşen müminlerin
arasını düzeltmek de ayrı bir görevdir, sorumluluktur. Bunu da yaparken
anlaşmazlıkları daha da derinleştirmemek için dikkatli olmaları gerekir. Zira
bazen düzelteyim derken iyice bozmak da mümkündür. İşi pedagojik olarak
yapmakta mutlaka yarar vardır.
Allah Rasûlü de müminleri bir
vücuda benzeterek şöyle buyurur: “Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini
korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer
uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.2” Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu hadisi ile
müminleri mükemmel kardeşler olmaya teşvik etmektedir. Her bir Müslüman diğer
kardeşlerinin sevinci ile sevinecek ve tasasıyla üzülecek ve onu teselli ederek
kederine ortak olacaktır.
Hadiste ifade buyrulduğu gibi
müminler bir vücudun azaları gibi olmalıdırlar. Nasıl bir uzvumuz
rahatsızlandığında diğer azalarımız adeta onunla ilgilenmekte, onlar da acı çekmektedirler.
Aynı şekilde, müminin yakın komşusu veya uzak komşusu, yakın akrabası veya uzak
akrabası fark etmez, her hangi bir kardeşi sıkıntıya düştüğünde mutlaka onun
sıkıntısını elinden geldiğince gidermeye çalışacaktır. Zira Efendimiz (a.s.v.)
şöyle buyurur: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve
onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da ona
yardım eder. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da onun kıyamet
günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse
Allah da kıyamet gününde onun ayıplarını örter.3”
Şu hususa dikkat etmek lazımdır: Rabbimiz
insanoğlunu ne melek ne de şeytan olarak yaratmıştır. İnsan imanı ve ubudiyeti
ile kendisini celal sahibi olan Yaratıcısına bağlamakla yücelerin en yücesine
çıkıp meleklere bile gıpta ile baktırabilirken; küfür, inkâr ve isyan ile de
şeytanları bile kendisinden kaçırabilecek bir alçaklığa düşebilir. Bu nedenle
insanın çok dikkatli olması icap eder. Bir tarafta melekî bir hayat diğer tarafta
şeytanî bir hayat. Evet, insan her zaman aynı istikameti koruyamayabilir. Zaman
zaman da yanlışlar yapabilir. Yanlış yaptığında özür dilemesini bilmeli, tövbe
ve istiğfarda bulunmalıdır. Kendisinin sürekli olarak affını isteyen müminin
diğer bir kardeşini affetmemesi gerçekten düşündürücüdür. Affetmeyen kişi af
beklememelidir. Mümin özellik olarak affedici olmalıdır. Zira onun Rabbi çok
affedicidir ve affı sevendir. Hz. Aişe validemizin kadir gecesinde nasıl dua
etmeliyim diye sorusuna Efendimiz (s.a.v.), “Allahım affedicisin affı
seversin beni de affet” şeklinde dua etmesini söylemiştir.
Evet, af isteyen mümin kendisi de yanlış yapan diğer
bir kardeşini affetmesini bilmelidir. Mümin kardeşinin kusurlarını araştırmaktan,
başkalarına duyurmak bir tarafa, gördüğü duyduğu kusurlarını bile örtmelidir.
Eğer böyle hareket ederse Allah da onun kusurlarını örter. Zira Allah Resulü “Kim
bir kardeşinin ayıbını görür ve onu örterse Allah da onu cennetine kor.”
buyurmaktadır.
Müminlerin bir vasfı da yardımseverliktir. Başta
zorunlu bir ibadet olan zekât, sadaka-i fıtırla yardımda bulunacak ve
sonrasında da cömertçe diğer kardeşlerine yardımını esirgemeyecektir. “Ancak
sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz” diyen ve Rabbinin yardımı,
inayeti ve lütfu ile hayatını devam ettiren insan, Allah’ın verdiği mal ve
mülkten diğer kardeşlerine de yardımda bulunacaktır. Efendimiz (s.a.v.) bir
hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Kul kardeşinin yardımında olduğu müddetçe
Allah da onun yardımındadır.4” Tabi ki, yardım asla sadece maddi değildir. Mümin kardeşinin yanlış
bildiği bir şeyi düzeltmek, ona bilgi desteği vermek, ahlaki olgunluğa erişmesi
için ona örnek olmak da bir yardımdır.
Müminler kendi aralarında son derece merhametli
olmak durumundadırlar. Bir âyette Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Muhammed,
Allah’ın Rasûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin,
birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde,
Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan
alametleri yüzlerindedir…5” Tabii ki,
müminler insani ilişkiler içerisinde her zaman, mümin olsun müşrik olsun medeni
ve güler yüzlü, tatlı sözlü olacaklardır. Ancak işin garip tarafı genel hatları
ile müminler başkalarına gösterdikleri müsamaha ve yumuşaklığı bir birlerine
göstermemektedirler. Bu ise tek kelime ile zikri geçen ayetin anlamına ters bir
davranıştır ve mutlaka gözden geçirilip düzeltilmesi icap eden bir durumdur.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz.
Müminde olması gereken ve Yüce Yaratıcımız ve Rasûlü tarafından bize talim
edilen pek çok güzel vasıf bulunmaktadır. Zira Rabbimiz elçisi için “Muhakkak
sen yüce ahlak üzerinesin” buyururken, Efendimiz de “Ben güzel ahlakı
tamamlamak üzere gönderildim” buyurmaktadır. Bize düşen Kur’an’ı ve sahih
sünneti çok iyi öğrenmek ve hayatımıza tatbik etmektir. Burada bahsettiğimiz
ise müminin affedici olması, mümin kardeşlerine yardımcı olmasıdır.
Prof.
Dr. Sayın DALKIRAN
-----------------------------------
1) Hucurat
(49), 10.
2) Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66.
3) Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim,
Birr, 59; Ebû Davud, Edeb, 38; Tirmizî, Hudûd/3; Ahmed, Müsned, 2/91.
4) Müslim, Zikir, 38; Ebû Davud,
Edeb, 68; İbn Mâce, Mukaddime, 6; Hâkim, Müstedrek, 4/383.
5) Fetih
(48), 29
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
Günümüzdede herkez kendi derdine düşmüş..Gününü kurtarmanın peşinde
Keşke tüm inanan ve inançlı insanlar tek bir yürek ve bir vücut olsa. Bütün dünyaya barış islam hakim olsa zulum ve vahşetler dursa..Rabbim nurunu tamamlayacaktır . İyişallah.....A.E.O.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için