Çarşamba, 31 Aralık 2008 22:39
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın yarattığı nesnelerden
biri de zamandır. Allah, yaratmış olduğu mekândan münezzeh olduğu kadar zamandan
da münezzehtir. Diğer bir deyişle Allah’ın dışında her şey zamanın tesiri
altındadır.
Zamanın
başlangıcı nedir, mekânın yani madde âleminin ilk yaratılışı ne zamandır, bunu
yüce Yaratıcı’nın dışında kimse bilemez. Bilinen şu ki; zaman her mahlûkun
üzerinde müessiriyetini göstermektedir. Zaman şeridi içinde mahlûkat vücuda
getirilir, büyür, yaşlanır ve ölür. Hiçbir zaman Allah’ın gayrında olan bir mahlûk
ebedi değildir ve zamanın etkileşimine tabidir.
Zaman,
Allah’ın izni ile insanların da üzerinde etkisini devam ettirmektedir. İnsanlar
da sair mahlûkatın tabi olduğu zaman mefhumundan ayrı düşünülemez. Onlar da
Allah’ın takdir ettiği bir vakitte dünyaya getirilir ve muayyen bir vakitte
ecellerinin gelişi ile birlikte dünyaya gözlerini kapatır. Bu zaman şeridi
içinde insanın sair mahlûkattan ayrılan bir yönü vardır ki, o da emanet-i Kübra
ile mükellef oluşudur. İnsan sayılı olan nefesleri zamanında kendisine tevdî
edilen emanete hakkı ile riayet etmek durumundadır.
Zaman
şeridi içinde ne zaman dünyaya geleceği ve ne kadar dünyada kalacağı ve ne
vakit dünyaya veda edeceği kendisi tarafından belirlenmiş değildir. Ezel ve
ebed sultanı olan yüce Yaratıcı, zamanı tayin eder ve insan ruhuna bir vücut
elbisesi giydirerek onu dünyaya gönderir. İnsan, dünyaya gelişi ve devamında
asla yalnız bırakılmaz ve sürekli kirâmen kâtibin denilen melekler tarafından
bütün söz ve fiilleri kayıt altına alınır. Bu kayıtlar dünya sonrasında ahiret
yurdunda çözümlenir ve hesap sorulur. Zira insan dünyanın bir meyvesi gibidir.
Pek çok şey onun hizmetine verilmiştir. Tabii olarak da kendisine bu kadar özen
gösterilen bir varlık şüphesiz ki, kendisine verilen nimetlerin hesabını
vermelidir.
İnsana
verilen nimetlerden biri ve en önemlisi şüphesiz ki, zamandır. Gerçekten zaman,
insan için en mükemmel bir değerdir. Zira insan hem dünyasını hem de ahiret
saadet ve mutluluğunu zaman içinde kazanır. İnsanın zaman içinde alıp verdiği
her bir nefes onun için tanınan ayrı bir fırsattır. Nefes öyle olduğu gibi,
dakikalar, saatler, günler, aylar, yıllar ve koskoca bir ömür de insan için
değer verilen altından gümüşten daha önemlidir. Çünkü zaman altın ve gümüş
kazanabilir; ancak altın ve gümüş hiçbir şekilde zamanı kazanamaz ve geçen
zamanı geri getiremez.
Çok önem
vermemiz gereken zamana gereği gibi ehemmiyet verdiğimiz söylenemez. Hele hele
oyunda ve eğlencede “zaman geçirelim” şeklinde zamanı hafife alan
insanların durumu çok daha vahimdir. Allah Resulü belki de bu açıdan, “İki
şey vardır ki, insanlar onun değerini tam anlamazlar. Bunlardan biri sıhhat
diğeri de boş vakittir.” buyurmuştur. Maalesef zaman içinde Müslümanların
vasfı olan “zaman”a değer verme özelliği kaybolmuştur. Buna mukabil
Avrupalılar, bizde olması gereken ancak sahip olmadığımız bu vasfı
benimsemişler ve zamanlarını çok iyi tanzim edip, değerlendirdiklerinden dolayı
bilinen maddi gelişmişlik seviyesine sahip olmuşlardır. Zamana gereği gibi
değer ve kıymet vermeyen Müslümanlar daha dünyada acilen cezalarını çekmekte,
Avrupa ve benzeri ülkelere el avuç açmak zorunda kalmaktadırlar. Günümüzde bu
yanlışlarından dolayıdır ki ezilenler, dilenenler genel anlamda Müslümanlar ve
Müslüman ülkelerdir.
İçinde
bulunduğumuz vahim durumdan kurtulmanın çok önemli şartlarından biri Allah’ın
bize verdiği imkânları en iyi şekilde değerlendirmektir. Bunlar içinde
özellikle zamanı en iyi şekilde tanzim etmek, planlar yapmak, projeler
geliştirmek ve daha da önemlisi bunları işler hale getirmektir. Yoksa zaman
zaman pek çoğumuzun yaptığı gibi, plan yapmaktan çalışmaya vakit ayıramıyorsak
olumlu bir sonuç almamız hiç mümkün değildir.
Her
başarılı iş adamı mutlaka geçmişinin muhasebesini yapar ve ona göre davranır.
Bir Müslüman da başarılı olmak istiyor ve ister dünyada isterse ahirette pişman
olmak istemiyorsa, geçmişinin muhasebesini mutlak surette yapmalıdır. Zaman
şeridini gözden geçirmek ve nerelerde hata ettiğini tespit etmek durumundadır.
Bundan dolayı her bir yılbaşı, -bu hicri olabilir, miladi olabilir veya kişinin
kendi doğum günü olabilir- Müslümanların zamanın sahibi Allah’a karşı
hesaplarını kesinlikle verecekleri inancıyla zamanlarını en verimli şekilde
değerlendirmeleri gerekmektedir.
Allah’ın
bahşettiği zamanı ileride pişman olmayacağımız şekilde yaşamamız temennisi ile…
Prof.
Dr. Sayın DALKIRAN
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için