Prof. Dr. Sayın DALKIRAN

ImageÂlemlerin Rabbi olan Allah’ın yarattığı nesnelerden biri de zamandır. Allah, yaratmış olduğu mekândan münezzeh olduğu kadar zamandan da münezzehtir. Diğer bir deyişle Allah’ın dışında her şey zamanın tesiri altındadır.

Zamanın başlangıcı nedir, mekânın yani madde âleminin ilk yaratılışı ne zamandır, bunu yüce Yaratıcı’nın dışında kimse bilemez. Bilinen şu ki; zaman her mahlûkun üzerinde müessiriyetini göstermektedir. Zaman şeridi içinde mahlûkat vücuda getirilir, büyür, yaşlanır ve ölür. Hiçbir zaman Allah’ın gayrında olan bir mahlûk ebedi değildir ve zamanın etkileşimine tabidir.

Zaman, Allah’ın izni ile insanların da üzerinde etkisini devam ettirmektedir. İnsanlar da sair mahlûkatın tabi olduğu zaman mefhumundan ayrı düşünülemez. Onlar da Allah’ın takdir ettiği bir vakitte dünyaya getirilir ve muayyen bir vakitte ecellerinin gelişi ile birlikte dünyaya gözlerini kapatır. Bu zaman şeridi içinde insanın sair mahlûkattan ayrılan bir yönü vardır ki, o da emanet-i Kübra ile mükellef oluşudur. İnsan sayılı olan nefesleri zamanında kendisine tevdî edilen emanete hakkı ile riayet etmek durumundadır.

Zaman şeridi içinde ne zaman dünyaya geleceği ve ne kadar dünyada kalacağı ve ne vakit dünyaya veda edeceği kendisi tarafından belirlenmiş değildir. Ezel ve ebed sultanı olan yüce Yaratıcı, zamanı tayin eder ve insan ruhuna bir vücut elbisesi giydirerek onu dünyaya gönderir. İnsan, dünyaya gelişi ve devamında asla yalnız bırakılmaz ve sürekli kirâmen kâtibin denilen melekler tarafından bütün söz ve fiilleri kayıt altına alınır. Bu kayıtlar dünya sonrasında ahiret yurdunda çözümlenir ve hesap sorulur. Zira insan dünyanın bir meyvesi gibidir. Pek çok şey onun hizmetine verilmiştir. Tabii olarak da kendisine bu kadar özen gösterilen bir varlık şüphesiz ki, kendisine verilen nimetlerin hesabını vermelidir.

İnsana verilen nimetlerden biri ve en önemlisi şüphesiz ki, zamandır. Gerçekten zaman, insan için en mükemmel bir değerdir. Zira insan hem dünyasını hem de ahiret saadet ve mutluluğunu zaman içinde kazanır. İnsanın zaman içinde alıp verdiği her bir nefes onun için tanınan ayrı bir fırsattır. Nefes öyle olduğu gibi, dakikalar, saatler, günler, aylar, yıllar ve koskoca bir ömür de insan için değer verilen altından gümüşten daha önemlidir. Çünkü zaman altın ve gümüş kazanabilir; ancak altın ve gümüş hiçbir şekilde zamanı kazanamaz ve geçen zamanı geri getiremez.

Çok önem vermemiz gereken zamana gereği gibi ehemmiyet verdiğimiz söylenemez. Hele hele oyunda ve eğlencede “zaman geçirelim” şeklinde zamanı hafife alan insanların durumu çok daha vahimdir. Allah Resulü belki de bu açıdan, “İki şey vardır ki, insanlar onun değerini tam anlamazlar. Bunlardan biri sıhhat diğeri de boş vakittir.” buyurmuştur. Maalesef zaman içinde Müslümanların vasfı olan “zaman”a değer verme özelliği kaybolmuştur. Buna mukabil Avrupalılar, bizde olması gereken ancak sahip olmadığımız bu vasfı benimsemişler ve zamanlarını çok iyi tanzim edip, değerlendirdiklerinden dolayı bilinen maddi gelişmişlik seviyesine sahip olmuşlardır. Zamana gereği gibi değer ve kıymet vermeyen Müslümanlar daha dünyada acilen cezalarını çekmekte, Avrupa ve benzeri ülkelere el avuç açmak zorunda kalmaktadırlar. Günümüzde bu yanlışlarından dolayıdır ki ezilenler, dilenenler genel anlamda Müslümanlar ve Müslüman ülkelerdir.

İçinde bulunduğumuz vahim durumdan kurtulmanın çok önemli şartlarından biri Allah’ın bize verdiği imkânları en iyi şekilde değerlendirmektir. Bunlar içinde özellikle zamanı en iyi şekilde tanzim etmek, planlar yapmak, projeler geliştirmek ve daha da önemlisi bunları işler hale getirmektir. Yoksa zaman zaman pek çoğumuzun yaptığı gibi, plan yapmaktan çalışmaya vakit ayıramıyorsak olumlu bir sonuç almamız hiç mümkün değildir.

Her başarılı iş adamı mutlaka geçmişinin muhasebesini yapar ve ona göre davranır. Bir Müslüman da başarılı olmak istiyor ve ister dünyada isterse ahirette pişman olmak istemiyorsa, geçmişinin muhasebesini mutlak surette yapmalıdır. Zaman şeridini gözden geçirmek ve nerelerde hata ettiğini tespit etmek durumundadır. Bundan dolayı her bir yılbaşı, -bu hicri olabilir, miladi olabilir veya kişinin kendi doğum günü olabilir- Müslümanların zamanın sahibi Allah’a karşı hesaplarını kesinlikle verecekleri inancıyla zamanlarını en verimli şekilde değerlendirmeleri gerekmektedir.

Allah’ın bahşettiği zamanı ileride pişman olmayacağımız şekilde yaşamamız temennisi ile…

Prof. Dr. Sayın DALKIRAN

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #1 halil ibrahim akgün 30-01-2012 21:12
merhaba..eh be hocam biri cıkıp neden bu gavurlar hep bizden ilerde ve cok modern ler ve biz bunlara hep muhtacız,ve bunu sebebini mantıklı ve cesur bir şekilde nakletmiş olmanız harika..tespit harika,umarım herkes kendi payını bulur..selamlar.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile