Prof. Dr. Sayın DALKIRAN

Imageİnsanların mahiyetinde mevcut olan farklı duyguların yanında nefis de vardır. Nefis kelimesi, yirmiyi aşkın anlamda kullanılmaktadır. Ruh, can, kan, benlik, iç, kalp, büyüklük, yücelik, irade gibi.

Fakat biz burada “dine uymayan isteklerin kaynağı” anlamındaki nefsi konu edineceğiz. Bu manadaki nefse, nefs-i emmâre de denir. Nefis genellikle kötülüğü emreden, kötülüğe sevkeden bir sâik olarak bilinir. Hz. Yusuf’un “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder…1 ifadesinden de rahatlıkla anlaşılmaktadır ki, nefis daima kötülüğü emreder. Tabiri caiz ise o, şeytanın insanın içindeki temsilcisi gibidir. Şeytan dışarıdan nefis ise içeriden insanı dalâlete, kötülüğe teşvik etmektedir. Şeytan insanın nasıl iyiliklerinden memnun olmazsa, nefis de aynı şekilde iyiliklerden, hayırdan, güzellikten sevinç duymaz. Allah’ın emirlerine karşı lâkayt iken, haramlara ve yasaklara karşı özel bir istek duyar. İnsan bu anlamdaki nefse ve isteklerine karşı koyduğu ölçüde manen terakki eder, yükselir. Nefisle yapılan bu mücadele hayat boyu devam etmektedir. Hiçbir zaman bu mücadele bitmemektedir ve bitmeyecektir. Bundan dolayıdır ki; Hz. Peygamber (s.a.v.), ölüm kalım savaşı olan Bedir’den dönerken küçük cihattan büyük cihada döndüklerini ifade etmişlerdir. Büyük cihadın da nefisle yapılan mücadele olduğunu beyan buyurmuşlardır.

Allah yolunda cihat mutlaka iyidir, makbuldür. Ancak cihat asla silahlı mücadele demek değildir. Tabii ki, din, vatan, millet ve benzeri mukaddesat için gerektiğinde bu tarz mücadele yapılır ve sonuçta şehit ya da gazi olunur. Fedâle b. Ubeyd (r.a.), Efendimizin; “Her ölen kimsenin amel defteri kapanır; ancak Allah yolunda kalbi cihada bağlı olarak ölen kimse müstesna. Onun ameli kıyamet gününe kadar çoğalıp artar ve o kimse kabir fitnesinden de güvendedir” dedikten sonra, şöyle dediğini nakleder: “Mücahid nefsinin isteklerine karşı cihat ederek günahlardan uzak durmak için mücadele eden kimsedir.2

Bu hadisten de anlaşılmaktadır ki, nefsinin kötü istek ve arzularını terk edenler “mücahid” vasfını kazanmışlarıdır. Bu vasfı kazananları da Allah Resulü şu ifadelerinde zeki ve akıllı kişiler olarak nitelemektedir: “Gerçekten zeki ve akıllı kişi, nefsinin kötü arzularına hâkim olup ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise, nefsinin her türlü arzu ve isteklerine uyarak hayatını devam ettirip, Allah’tan her şeyi ve Cenneti isteyen kişidir.” Hz. Ömer de: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesa­ba çekin, büyük hesap günü için kendinizi donatın! Çünkü kıyamet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesaba çekenler için kolay olacaktır.3 diyerek nefsin daima hesaba çekilmesi gerektiğine dikkat çeker. Gerçekten bir iş adamı başarılı olmak istiyorsa nasıl günlük, aylık ve yıllık hesap tutmak zorunda ise, insan da hayatının her safhasında zamanının muhasebesini yapmak durumundadır. Bu muhasebeyi yapanlar şüphesiz fazla yanlış yapmazlar ve dolayısıyla da Hz. Ömer’in de buyurduğu gibi ahiretteki hesapları kolay olur.

Rasulullah (s.a.v.)’in, “Mümin kişiye nefsini küçük düşürmesi uygun değildir” buyurması üzerine yanında bulunan sahabiler; “Nefsini küçük düşürmesi nasıl olur?” diye sorarlar. Hz. Peygamber, kişinin nefsini küçük düşürmesini; “Gücünün yetmediği bir belanın peşine düşmesi4 olarak nitelendirir. Demek oluyor ki, bir müminin kaldıramayacağı bir yükün altına girmesi caiz değildir. Girdiği takdirde bu işi sonlandıramayacak ve sonuçta gülünç duruma düşecek ve kendisisini küçük düşürecektir.

"Pehlivan (güreş meydanlarında başkalarını) yenen değildir. Asıl pehlivan kızgınlık anında nefsine hâkim olan kimsedir5" buyuran Hz. Peygamber, şüphesiz çok önemli bir konuya temas etmiş olmaktadır. Aynı mananın dile getirildiği bir diğer hadiste de “Sabır musibetin ilk anında olanıdır” buyrulmaktadır. Zira nefis daima kötülüğü emretmekte ve kişi onun karşısında sabrederek dimdik ayakta durmak durumunda kalmaktadır. Nefsin her bir isteği reddedildiğinde kişi rakibi karşısında puan kazanan pehlivana benzemektedir. Tersinde de şüphesiz puan kaybetmektedir. İş hiçbir zaman öfkelenmeye gelmemektedir. Sabır ve tahammül içinde aklın, kalbin, ruhun ve vicdanın sesi dinlenecek ve nefsin kötü olan istek ve arzuları ise reddedilecektir. Nefis işin üzerine öfke ile gitmek isterse de, kişi akıl ve mantığı ile hareket edecek ve Allah Resulü’nün şu müjdesini hatırlayacaktır: “Allah rızasını dileyerek öfke yudumunu yutan bir kulun yudumun­dan, Allah katında sevapça daha büyük bir yudum yoktur.6

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in müminlerle ilgili yaptığı şu tasnif dikkat çekicidir. Bunlardan sonuncusu konumuzla ilgili olmak üzere çok önemlidir. O, şöyle buyurur: "Müminler dünyada üç kısımdır: Bir kısmı; Allah ve Resulüne iman eder, bu konuda şüpheye düşmezler ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat ederler. Bazıları, insanların mal ve can yönüyle güvendiği kişilerdir. Sonuncusu da, arzu edilen bir konuda eline fırsat geçtiği halde onu izzet ve celal sahibi olan Allah için terk edenlerdir.7 Görülmektedir ki; özellikle nefsin ve pek çok kişinin elde etmeye çabaladığı bir şeyde, eline imkân geçen bir kişi bu fırsatı nefsin isteğine rağmen Allah için terk etmesi son derece önemlidir.

Bazı ibadetler vardır ki, nefis, hiçbir şekilde onlara yanaşmaz. Belki de ondandır ki bu ibadetler çok daha kabule yakın görülmektedir. Farzlar konusunda bir şey söylemeye gerek yok. Çünkü onlar Allah’ın emridir ve mutlak surette yapılacaktır. Bu Müslüman olmanın gereklerinden biridir. Bunların terki haramdır. Özellikle günümüzde farzların yerine getirilmesi ve büyük günahlardan şiddetle kaçınılması büyük bir öneme haizdir. Bir farzın yerine getirilmesi binlerce sünnetten daha evlâdır. Ancak Allah Resulü’nün hayatında farz olmaksızın yerine getirdiği, sürekli ifa ettiği ibadetler vardır. Şüphesiz bunlar da farz veya sünnet olmayan nafilelerin binlercesinden efdaldir. Şüphesiz nefse kalsa hiçbirini istemez. Hele hele farz olmayan ancak kuvvetli sünnetlerin içinde yer alan teheccüd namazını hiç istemez. Allah Resulü teheccüde şu sözleri ile teşvikte bulunur:

"Ümmetimden iki kişi olsa, bunlardan birisi üzerinde (şeytanın) düğümleri (bağları) bulunduğu bir halde gece kalkıp temizliğe yönelerek nefsini tedavi/terbiye etse ve abdest alsa; ellerini yıkadığında bir düğüm çözülür. Yüzünü yıkadığında bir düğüm çözülür. Başını mesh ettiğinde bir düğüm daha çözülür. Ayağını yıkadığında da bir düğüm çözülür ve azîz-celîl olan Rabbimiz perde arkasındaki kullarına (meleklere) hitaben der ki: Şu kuluma bakın, nefsini nasıl tedavi/terbiye ediyor, artık kuluma istediği verilir (duası kabul edilmiştir).8

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz nefis, Kur’an ve Hadislerde zikredildiği üzere sürekli kötülüğü emreder. Her ne kadar nefisle ilgili pek çok mertebelerden söz edilmekte ise de biz burada kötülüğü emreden nefs-i emmâreyi konu edindik. Konuyla ilgili pek çok âyet ve hadis var ise de biz bunlardan örnek kabilinden bir kaçına temas ettik. Rabbimizden temennimiz Resulünün buyurduğu gibi nefsin kötü istek ve arzularını terk eden gerçek bir pehlivan olmaktır. Hz. Peygamber’in dili şu duayı yapıyor ve binlerce kez âmin diyorum; “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime, Allah’a karşı sorumluluk bilinci nasip et ve nefsimi günahlardan temizle, onu en iyi temizleyecek olan sensin. Onun sahibi ve efendisi sensin. Allah’ım! Huşu ve itaat duygusundan yoksun kalpten, aç gözlülükten, faydasız ilimden ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.9

Prof. Dr. Sayın DALKIRAN

---------------

1 Yusuf, 53.

2 Tirmizi, Fedailü'l-Cihad, 2.

3 Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyâme, 25.

4 İbn Mâce, Fiten, 21.

5 Muvatta, Hüsnu'l-Hulk, 3.

6 Buhari, Edebü'l-Müfred, 446.

7 İbn Hanbel, III, 8.

8 İbn Hanbel, IV, 159.

9 Nesai, İstiâze, 13

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #2 halil ibrahim akgün 30-01-2012 21:03
merhaba.. güzel ...
Alıntı
 
 
0 #1 Ziyaretçi 21-08-2010 02:41
Çok güzel bir yazı .Ne mutlu nefsini elinde tutana .
İnsana kendi nefsi yeter.Allah'a Emanet Olun.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile