Çarşamba, 27 Ağustos 2008 13:09
İslam dini insanın,
dünya ve ahiret huzuru için yüce yaratıcı tarafından gönderilmiştir. Huzur ve
mutluluğu arayan insan, Allah’ın rahmet ve merhametinin tecellisi olarak
gönderilen dine uymalı ve onun diğer insanlara ulaştırılması için örnek olarak
gayret göstermelidir.
Ruhî niteliklerini
bozmayan insan, dünyayı verimli kılacak ve onun nimetlerinden istifade
edecektir. Hayat sermayesi, maddi dünyanın en uygun şekilde kullanılarak, insan
ve toplum hayatına hizmet eder hale getirilmesi için bahşedilmiştir.
Dini yaşamak ve
yaşatmak noktasındaki faaliyetlerin tamamına hizmet ismi verilebilir. Müslüman;
dürüst, çalışkan, iyi niyetli, insanları seven ve dinine hizmet etmeye gayret
eden bir kişi olmak durumundadır. İslam’da ferdi sorumluluğun ötesince ailevi
ve çevresel sorumluluk da vardır. Bu hususta Rabbimiz; “Ey iman edenler, kendilerinizi
ve ailelerinizi bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı
insanlar ve taşlardır; onun başında son derece katı, çetin mi çetin melekler
görevlidir. Allah kendilerine ne emrettiyse ona isyan etmezler ve
emrolundukları her şeyi yaparlar” (Tahrîm,
6/66) buyurarak bizleri uyarmaktadır.
Diğer bir ayette
Rabbimiz bizlere sorumluluklarımızı ve O’nun yardımının nasıl gerçekleşeceğini
hatırlatmak üzere; “Ey inananlar, eğer
siz Allah(ın dinin)e yardım ederseniz (Allah da) size yardım eder;
ayaklarınızı (hakkı koruma yolunda) sağlam tutar” (Muhammed,
47/7) buyurarak, dualarımızın kabulü için O’nun dinine hizmet etmemiz
gerektiğini bildirmektedir.
Bazı insanlarımız dini
bir hassasiyeti olmaksızın kalp temizliği iddiasında bulunmaktadır. Kalbin
temizliği, Allah’ın dinine uymaksızın gerçekleşmez. Hiçbir karşılık beklemeden,
ilahi emaneti gerçekleştirme ve hizmet bilinci içinde hareket etmeksizin
Allah’ın razı olacağı bir kalp temizliğine erişmek mümkün değildir. İç
güzellik, kalp ve ruhun temizliği, hayâ ve iffet gibi güzel ahlaklardır ki,
bunlar en değerli ve maddi külfet gerektirmeyen ziynetlerdir. İç gözlem/nefis
muhasebesi şuurlu müslümanın en önemli özelliklerinden birisidir.
Kendi kalbine bakmayanın yaşamı bulanıktır.
Dini hizmet,
İslâmiyeti samimi bir şekilde yaşamak ve yaşatmakla mümkün olur. İslam’a
gönül verip Kur’ân rehberliğinde bir hayat sürmek isteyen, onu içselleştirmeli
ve bu güzellikleri de davranışlarına yansıtmalıdır.
Müslüman; ibadetlerinde ihlâslı, dürüst, çalışkan, iyi niyetli, insanları seven
ve hizmet şuuruna sahip bir kişi olmak durumundadır.
Sağlıklı toplum,
temel umdelerden taviz vermeyerek; ihtiyaca göre, istikrar içinde değişme
gösteren toplumdur(1). Gerçek değişim, içeriden dışarıya doğru bir yol takip
eder(2). Toplumsal gelişme de
bozulma da fertten başlar. Çünkü toplumların yapı taşları
fertlerdir. Tarih dikkatle incelenecek olursa, bütün sosyal değişmelerin
başlangıcında, davasına inanmış ve onu hayat prensibi haline getirmiş fertler
görülür. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v.) başlangıçta tek kişidir. Ama mükemmel
bir kişilik ve inanmışlık seviyesine sahiptir. Başlangıçta yavaş
gibi görünen sirayet ve mükemmelleşme, zamanla çok hızlı seviyelere erişmiş,
toplu ihtidalar gerçekleşmiştir.
Samimi bir iletişim
ve hizmet şuurunun önemli bir parçasıdır. Söze selâm ile başlamak, karşımızdakine
değer verme ve sünnetin ihyası açısından önemlidir. Selâm verdiğimiz insana
dost olduğumuzu bildirmiş oluruz. Bu da verimli bir iletişim ve toplumsal
huzurun ilk basamağıdır. Hizmet noktasındaki başarı da cesaret ister,
başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. Bu samimiyet ve inanç, Allah’ın
dinine ve insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde maddi ve manevi
fırsat kapıları açılır.
Dava Adamı
Herkes dini için
çalışırken, bazılarının dinde derinleşmeleri gerekmektedir. Bu da dava adamı ve
temsil noktası gibi bir hususu gündeme getirmektedir. Rabbimiz savaş halinde
bile İslamî ilimlerin ihmal edilmemesini istemektedir. Ayet-i Kerime’de; “Bununla
beraber müminlerin hepsinin birden, topyekûn savaşa katılmaları uygun değildir.
Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde
derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince
onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar”
(Tevbe, 9/122) şeklinde bizlere yol gösterilmektedir.
Fert ve toplum
hayatında inanç ve tutumlar, ferdin davranışlarını bir düzene sokar ve idare
eder(3). İslam dinine inananlar uyanık olmalı, deruni ve afaki fitneye
düşmemelidirler. Müslümanların birlik ve beraberliğini parçalayan, İslami
hizmetlerin zarar görmesine neden olan fitne, toplumdaki huzurun
bozulmasına sebep olur. İslam, bütün mezhepleri, meşrep ve
yollarıyla bir bütündür. Bu gerçeği çok iyi görmeli ve İslam düşmanlarının
çeşitli oyunlarını bozabilmek için buna uygun hareket etmelidir.
Samimiyet, ihlâs ve
halis niyet insan davranışlarının kıvama ermesi açısından büyük önem taşır.
Müminin samimiyeti, hiç kimseden övgü, ilgi, destek ve takdir beklememesiyle
belirginleşir. Samimi Müslüman, kapsamlı bir bütünün anlamlı bir parçası
olmanın bilinci ve ‘hizmet sorumluluğu’ içinde hayatını düzenler. O kâinatın
sorumlu bir vatandaşıdır; o bilinç içinde duyar, algılar, düşünür ve eyleme
geçer. Halifeliğe layık olabilmek için, zaaflar ve öfke kontrol edilmelidir. Bu
durum dini hizmetlerin muvaffak olması açısından önemlidir.
Müslümanlık gibi bir
davası olanlar günümüzde olup biten hadiseleri iyi değerlendirmek suretiyle
değer hükümlerini netleştirmelidirler. Aksi halde yeni olaylar ve yeni
gerçekler karşısında gerekli yorumlar yapılamadığından, özden uzaklaşmak veya
başkasını taklit etmek, toplumun helakini hazırlar. Özgün beyinlerin
bulunmadığı bir toplum, ‘yeni’ olan hiçbir şeyi ortaya koyamayacağı
gibi, ‘eski’ olanı da bugüne uyarlama becerisini de gösteremeyecektir(4).
Bu da, bu tür toplumlar için tehlike çanlarının çaldığını göstermeye
yeterlidir.
Toplumun düzelmesi,
ferdin düzelmesiyle mümkündür(5).
Çirkin hareket ve davranışların rahatça işlendiği toplumlar, fertlerin
davranışlarının düzelmesi önünde ciddi bir engeldir. Sirayet ve örnekleme bu
hususta kendini göstermektedir. İslâm Dini, iman, ahlâk ve ibadet terbiyesiyle
insanın din, tabiat ve toplum içindeki yerini ve görevlerini kesin olarak tayin
etmiştir(6). Dolayısıyla, Müslüman içinde yaşadığı toplum ve
dünyayı iyi analiz etmeli ve özden
taviz vermeden yaşama stratejileri geliştirerek dünya hayatını en iyi şekilde
ahiretin tarlası olarak değerlendirmelidir.
Rabbim, hizmet
şuuruna sahip dava adamı olarak, hayat sermayemizi rızasına giden yolda
değerlendirmeyi müyesser kılsın.
Dr. Emin Sert
1)Bkz. Erol Güngör, Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk,
s. 21.
2)Covey, The Seven Habits, s. 317.
3)Kresh, Sosyal Psikoloji, s. 43; Sezen,
Sosyoloji
Açısından Din, s. 28.
4)Soyalan, Kur’ân ve İnsan, s. 71, 72.
5)Yalçın, Devru’t-Terbiye, s. 5
6)Sezen, İslâm Sosyolojisine Giriş, s. 73.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




