Abdullah Cengiz

Makale İçeriği
Gençliğin Buhranları
Sayfa 2
Tüm Sayfalar
ImageGençlik; insan hayatının çöl fırtınaları. Estiği her yeri kasıp kavuran, hayatı ve düzeni bitip tükenmeyen bir arzuyla kendine uyduran kasırgalı dönem. Bindiği atı sürekli kamçılayan bir jokey.

Gençliğin içindeki bu nükleer enerji toplumun da en güçlü iç dinamiği. Toplum bu güneşlerin ışığı sayesinde ayakta durmakta. Ama nasıl ki güneş ışığının gerektiği kadarı iyi, fazlası veya çok azı da zararlıysa, bu, hoş bir rüzgâr veya şiddetli bir kasırga da olabiliyor.

Gençlik dönemi bir ağacın çiçeklendiği dönemdir. Bu çiçeklerin meyveye dönüşmesi için bazı dış etkilere maruz kalması veya kalmaması gerekir. Bu yüzden gençlik dönemi olabildiğince dış etkilere bağlıdır. Toplum için bu çiçeklerin meyve vermesi o kadar önemlidir ki hayatının ve istikbalinin temelinde bu yatar.

Eski Sümer metinlerinde bir baba ile oğlun diyalogları var. Bu diyalogda; baba oğlundan şikâyetçidir. Okuluna yeteri kadar gitmediğinden, kendisine diğer babaların vermediği imkânları vermesine rağmen onun haylazlıklarından yakınır. Bu diyaloglar 3700 yıl öncesine ait olmasına rağmen o kadar güncel bir yapıya sahiptir ki, sanki kendinizi az önce birisinden dinlemiş gibi hissedersiniz. Yine meşhur Hammurabi hukukunda devlet gözüyle bir yakınma ve sorunun çözümü: “Eğer bir oğul babasına vurursa eli kesilir.” Sanırım bu örnekler bile gençliğin her dönemde insanlığın en büyük madeni olduğu kanıtlamaya değer.

Bir gencin zihinsel gelişimini; sosyoloji, psikoloji vb. ilim dalları bol bol araştırmış ve incelemişlerdir. Ortak kanaat ise her zaman var olan ve en büyük etkiye sahip dış etkilerdir. Her toplumun yapısına göre farklılık arz ettiği gibi bizim toplumuzda da “çevre” denilen bu faktör gençliğimizin zihnindeki hammaddeyi kendi becerisine göre işlemiştir.

Neredeyse 300 yıldır toplumumuzun geçirdiği değişimin getirdiği yeni kalıplar, her nesile farklı boyut kazandırdı. Modernleşme, savaşlar, siyaset, felsefe velhasıl hepsi bunların farklı işçileri. Fakat bu değişim, soruları ve sorunları sürekli biriktirmiştir. Artık genç zihinler, düşebileceği en güçlü örümcek ağına yani belirsizliğe düşerek hayata başlıyor. Peki, belirsizlik ağının örümcekleri neler? Gençliğimizin seçebileceği yollar hangileri?

Ülkemizde dünyaya gelen bir çocuğun hayatta karşılaştığı en önemli çevre, anne- babadan sonra okuldur. Gençlik dönemine girdiğinde ise anne-baba kısmen önemini yitiriyor. Günümüzde okullar ise kapitalist sistemin bekçileri, zihne ilk yerleştirilen şey “rekabet”. Bu cinnetliğe aile de katılıyor. Genç, sonu gelmez bir pragmatistliğe doğru ilk adımlarını atıyor. Bu gençlerden kazanılması istenilen bilgi, gurur, tecrübe, ahlak değil, gösteriş, küçük hesapların sonundaki büyük kibir, hedefe ulaşmada her şeyin mubahlığı gibi tümörler. Bu tümörler, en pragmatist, en merhametsiz insan tipini oluşturuyor. Liseye kadar bitmeyen bu şaşkınlık üniversite kapılarında ve içinde de devam etmekte. Bunları her yıl görüyoruz, izliyoruz. Okumayanlar ise toplumdan tecrit edilmeye, dışlanmaya çalışılıyor. Para kazanmanın ve büyük adam olmanın tek yolu tahsil yapmak. Çalışan gençler küçük hırsızlıklara veya geleneksel soygunlara, tahsil yapanlar ise daha karmaşık, daha profesyonel yolsuzluklara hazırlanıyor. Bunun ülkemizdeki ekonomik durumla da ilgisi var fakat bu zihniyetin dayanacağı bir ekonomik sistem falan da yok. Hiçbir zaman da olmadı ve olmayacak.

Gençlerin önünde alternatif diyebileceğimiz yollar da var. Özellikle imkânları kısıtlı olanlar için, bir siyasi veya ideolojik oluşuma, düşünce akımlarına vb. toplum mıknatıslarına bel bağlamak. Bu iki taraf için de fırsatçılık gibi gözükse de bir alışveriş aslında. Emeğinizi, düşüncenizi, her şeyinizi feda edersiniz, karşılığında vaat edileni alırsınız. En zor yol ise; bu karmaşıklığın, dalaşmanın, ahlaksızlığın karşısında olup, onlardan uzak durmak, onları eleştirmek, onlara tenezzül etmemek. Ahlaka, değerlere sahip olmak ve korumak. Bunun karşılığında ise çoğu kimse tarafından sevilmezsiniz. İşte bu seçeneklere sahip olan bir toplumda, gençler, kastettiğimiz belirsizliğe burada düşüyorlar. Hangi yolu seçmeli. Kendini düşünmeden hayatın akışına bırakanlar olsa da herkes, hayatının bir yerinde durup düşünüyor. Belirsizliğe düşenlerin hayatı ise perişan oluyor ve hayvani hazların hâkim olduğu bir dünyaya transfer oluyor. Küçüklüğünden beri kendisine öğretilen tüm değerler ya kokmuş balıklar ya da hayatına son veren ölüm meleklerine dönüşüyor.



Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile