Çarşamba, 13 Ağustos 2008 19:30
| Makale İçeriği |
|---|
| Gençliğin Buhranları |
| Sayfa 2 |
| Tüm Sayfalar |
Gençlik;
insan hayatının çöl fırtınaları. Estiği her yeri kasıp kavuran, hayatı ve
düzeni bitip tükenmeyen bir arzuyla kendine uyduran kasırgalı dönem. Bindiği
atı sürekli kamçılayan bir jokey.
Gençliğin içindeki bu nükleer
enerji toplumun da en güçlü iç dinamiği. Toplum bu güneşlerin ışığı sayesinde
ayakta durmakta. Ama nasıl ki güneş ışığının gerektiği kadarı iyi, fazlası veya
çok azı da zararlıysa, bu, hoş bir rüzgâr veya şiddetli bir kasırga da
olabiliyor.
Gençlik dönemi bir ağacın çiçeklendiği
dönemdir. Bu çiçeklerin meyveye dönüşmesi için bazı dış etkilere maruz kalması
veya kalmaması gerekir. Bu yüzden gençlik dönemi olabildiğince dış etkilere
bağlıdır. Toplum için bu çiçeklerin meyve vermesi o kadar önemlidir ki
hayatının ve istikbalinin temelinde bu yatar.
Eski Sümer metinlerinde bir baba
ile oğlun diyalogları var. Bu diyalogda; baba oğlundan şikâyetçidir. Okuluna
yeteri kadar gitmediğinden, kendisine diğer babaların vermediği imkânları
vermesine rağmen onun haylazlıklarından yakınır. Bu diyaloglar 3700 yıl
öncesine ait olmasına rağmen o kadar güncel bir yapıya sahiptir ki, sanki
kendinizi az önce birisinden dinlemiş gibi hissedersiniz. Yine meşhur Hammurabi
hukukunda devlet gözüyle bir yakınma ve sorunun çözümü: “Eğer bir oğul babasına vurursa eli kesilir.” Sanırım bu örnekler
bile gençliğin her dönemde insanlığın en büyük madeni olduğu kanıtlamaya değer.
Bir gencin zihinsel gelişimini;
sosyoloji, psikoloji vb. ilim dalları bol bol araştırmış ve incelemişlerdir.
Ortak kanaat ise her zaman var olan ve en büyük etkiye sahip dış etkilerdir.
Her toplumun yapısına göre farklılık arz ettiği gibi bizim toplumuzda da “çevre”
denilen bu faktör gençliğimizin zihnindeki hammaddeyi kendi becerisine göre
işlemiştir.
Neredeyse 300 yıldır toplumumuzun
geçirdiği değişimin getirdiği yeni kalıplar, her nesile farklı boyut
kazandırdı. Modernleşme, savaşlar, siyaset, felsefe velhasıl hepsi bunların
farklı işçileri. Fakat bu değişim, soruları ve sorunları sürekli
biriktirmiştir. Artık genç zihinler, düşebileceği en güçlü örümcek ağına yani
belirsizliğe düşerek hayata başlıyor. Peki, belirsizlik ağının örümcekleri
neler? Gençliğimizin seçebileceği yollar hangileri?
Ülkemizde dünyaya gelen bir
çocuğun hayatta karşılaştığı en önemli çevre, anne- babadan sonra okuldur.
Gençlik dönemine girdiğinde ise anne-baba kısmen önemini yitiriyor. Günümüzde
okullar ise kapitalist sistemin bekçileri, zihne ilk yerleştirilen şey “rekabet”.
Bu cinnetliğe aile de katılıyor. Genç, sonu gelmez bir pragmatistliğe doğru ilk
adımlarını atıyor. Bu gençlerden kazanılması istenilen bilgi, gurur, tecrübe,
ahlak değil, gösteriş, küçük hesapların sonundaki büyük kibir, hedefe ulaşmada
her şeyin mubahlığı gibi tümörler. Bu tümörler, en pragmatist, en merhametsiz
insan tipini oluşturuyor. Liseye kadar bitmeyen bu şaşkınlık üniversite
kapılarında ve içinde de devam etmekte. Bunları her yıl görüyoruz, izliyoruz.
Okumayanlar ise toplumdan tecrit edilmeye, dışlanmaya çalışılıyor. Para
kazanmanın ve büyük adam olmanın tek yolu tahsil yapmak. Çalışan gençler küçük
hırsızlıklara veya geleneksel soygunlara, tahsil yapanlar ise daha karmaşık,
daha profesyonel yolsuzluklara hazırlanıyor. Bunun ülkemizdeki ekonomik durumla
da ilgisi var fakat bu zihniyetin dayanacağı bir ekonomik sistem falan da yok.
Hiçbir zaman da olmadı ve olmayacak.
Gençlerin önünde alternatif
diyebileceğimiz yollar da var. Özellikle imkânları kısıtlı olanlar için, bir
siyasi veya ideolojik oluşuma, düşünce akımlarına vb. toplum mıknatıslarına bel
bağlamak. Bu iki taraf için de fırsatçılık gibi gözükse de bir alışveriş
aslında. Emeğinizi, düşüncenizi, her şeyinizi feda edersiniz, karşılığında vaat
edileni alırsınız. En zor yol ise; bu karmaşıklığın, dalaşmanın, ahlaksızlığın
karşısında olup, onlardan uzak durmak, onları eleştirmek, onlara tenezzül
etmemek. Ahlaka, değerlere sahip olmak ve korumak. Bunun karşılığında ise çoğu
kimse tarafından sevilmezsiniz. İşte bu seçeneklere sahip olan bir toplumda,
gençler, kastettiğimiz belirsizliğe burada düşüyorlar. Hangi yolu seçmeli.
Kendini düşünmeden hayatın akışına bırakanlar olsa da herkes, hayatının bir
yerinde durup düşünüyor. Belirsizliğe düşenlerin hayatı ise perişan oluyor ve
hayvani hazların hâkim olduğu bir dünyaya transfer oluyor. Küçüklüğünden beri kendisine
öğretilen tüm değerler ya kokmuş balıklar ya da hayatına son veren ölüm
meleklerine dönüşüyor.




