Salı, 25 Kasım 2008 00:39
Sadece
günümüzde değil, meydana geldiği zaman zarfında da onlarca bakış açısına sahip
ve farklı yorumlanan seferlerdir. Dolayısıyla günümüzdeki yorumlar da,
oluşturulan bu tablonun üzerine çizilmeye çalışılmış ve karmakarışık bir tablo
meydana gelmiştir.
Bu
tablo tıpkı Picasso gibi ressamların çalışmalarına benzer. Her bakan kendi
dünyasına göre bir duyguya kapılır. Oysa gerçek olan yalnızca bir tanedir.
Yüzde yüz gerçeğe tamamen ulaşamasak da ona yaklaşabileceğimizden bunu
etraflıca anlamaya çalışalım.
Haçlı
Seferleri’nin başlangıcı genelde miladî 1096 yola çıkışla başlatılır ve olaylar
rivayetlere göre anlatılır. Hem Batı hem de Doğu kaynaklarında olayların maksadına,
sebebine ve sonucuna göre yapılmış yorumları pek fazla bulamazsınız. İki
tarafta da çoğu zaman abartılmış sayılar, efsaneler, mucizeler ve muazzam
kişilikler çerçevesinde ve kıssa türünde hikâyelerin bütününe rastlarsınız.
Bunlar o kadar çoktur ki tarihin hiçbir dönemine dair bu kadar anlatı olmasa
gerek. Bütün bu kaosun içinde kaybolur ve konunun özünden uzaklaşırsınız.
Ülkemizde
de buna ait çalışmalar çok az ve kısıtlıdır. En önemli yapıtlar çeviridir ve asla
tam bir bütünlük yoktur. Milli tarih anlayışı içerisinde de Kılıçaslan’ın geçit
vermediği -daha doğrusu vermemeye çalıştığı- büyük ordular şeklinde tasvir
edilir ve olaylar sadece millî bir bakış açısı çerçevesinde ele alınır. Yani o
sırada biz neler yapıyorduk?
Batıda
ise aydınlanmanın getirdiği bir anlayışın sonucu olarak baskıcı Kilise otoritesinin
insanları heba ettiği, kullandığı ve sonu belirsiz yıkımlara sürüklediği bir
hareket olarak görülür. Çoğunluğun dışında bazı bilim adamları ise bu sayede
doğudan gelen medeniyetin vurgusunu yaparlar ve bunu aydınlanmanın ilk
tohumları olarak gösterirler. Genel olarak ise batı tarihinin, yüz karası bir
davranışıdır Haçlı Seferleri.
Meselenin
en can alıcı ve en çok işlenen konusu olarak, dinin ve dini duyguların hâkim
olduğu savaşlar göze çarpar. Hıristiyanlık ve İslam’ın hâkimiyet mücadelesi,
kurduğu diyaloglar, suçlamalar ve tartışmalar en son safhada işlenir. Bu
tartışmalar öylesine kesif, öylesine uzundur ki, en ince ayrıntısına kadar
konuşulmuş, günümüze değin hatta günümüzde dahi bu tartışmalar bitmemiştir. İki
tarafın da diğerine bir üstünlük kurma amacı gütmesi kaçınılmaz ve kesindir.
Öte yandan din uleması ve kilisenin halkları hareketlendirmeleri, kendi
kavgalarının sosyal hayattaki yansımaları ve otoriteleri çokça eleştiri konusu
olmuştur, olmaktadır.
Seferlerin
en az görülen, hatta göz ardı edilen konularından birisi ekonomik boyuttur. Son
yıllarda bu noktaya dikkat çeken bazı çalışmalar mevcut olsa da meselenin bu
vechi derinlemesine asla incelenmemiş ve tartışılmamıştır. Avrupa’daki
sefaletten kaynaklanan toplumsal kavgalar ve İslam Dünyası’ndaki zenginliğin paylaşılamamasından
doğan hararetli siyasi arena, olaylardaki mevcut siyasi kararların
yorumlanmasına tam olarak harmanlanamamıştır. Sadece yüzeysel olarak,
seferlerin başlamasından evvel Avrupa’da baş gösteren kıtlık, İslam
Dünyası’ndaki az önce belirttiğimiz paylaşım sorunları ve seferlerin ekonomik
getiri ve götürüleri ele alınmıştır.
Bizce
de en önemli problemlerden birisi olarak görülen “bilgi” boyutuna dair
ise hemen hemen hiç çalışma yok gibidir. Bilgi boyutu derken tarafların
birbirlerine bakışını, birbirleri hakkındaki düşüncelerini kastetmekteyiz; “binlerce
kilometre uzaktan gelip kanını akıttığınız bir kişi hakkında kafanızdaki
duygular nedir?” “Başınızda bunca dert ve rakip varken bu yabancılar da
nereden çıktı, kim bunlar?” gibi soruların cevaplarıdır asıl murad ettiğimiz.
Çünkü genel manada iki taraf da birbiri hakkında çok az şeyler bilmesine karşın
birbirlerine büyük düşmanlık besleyebilmişlerdir. Bu konuda batı dünyası çok
ileride olsa da İslam dünyasında bu duyguyu ilk başlarda göremeyiz. Ama daha
sonra İslam dünyasında da çıkar konusuna bağlı olarak gelişmiş ve
perçinlemiştir. Ama karşıdakinin düşünce ve dünyasını tanımak açısından iki
tarafın da belirli gayretlerini göremiyoruz.
Böylece
bu meselenin temel olarak dört ana bakış açısından oluştuğunu görürüz. Din, ekonomi, siyaset ve bilgi. Meselenin geri kalan yönleri
ise ayrıntılardan doğan soruları cevaplamamıza yarayacaktır. Gelecek yazıda
konumuz daha çok Hıristiyanlık olmakla beraber meseleyi inşallah dinî açıdan
ele alacak, yorumlayacak ve seferlerin fikri kaynaklarını ortaya çıkarmaya
çalışacağız.
Abdullah Cengiz
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




