Mehmet Nişancı

nereye1Gündemleri mekân tutan siya­set… Arka tarafta ise haysiyetin yok olmaya doğru yürüyüşü. Ses­siz sedasız; ama pervasız, ama hızlı bir şekilde ilerleyen toplu­mun menfi dönüşümü...


Dizi furyasının liderliğinde amansız bir halde; internet, içselleştirilmiş oryantalizmin ayinesi 3. sayfa haberleri ve gündüz kuşağı televi­zyon programlarıyla devam eden bir süreç…

Siirt’te yaşananlar işin su yüzüne vuran boyutu; İzmir’de bir annenin körpecik bebeğine yaptıkları ise çok daha farklı bir mevzu… Şu var ki dillendirm­esi dahi kötü. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.

Şu var ki, toplumun kanayan yaraları göz ardı ediliyor, geçiştiriliyor veya önemsenmiyor. Her halükarda ortada bir problem var.

Bu problemi dillendirmek herkesin yapabileceği iş. Lakin çözüm nasıl olacak?

Medyanın; “muhafazakârlaşma arttı” diye çığlığı basması, laikliğin elden gitmesi çok daha önemli... Haysiyetsiz bir toplum olmanın önemi yok. Yeter ki laiklik te­hlikeye girmesin. Mesele laik­lik değil, mesele laiklik deyip ardına doldurulanlar... Mesele toplum… Mesele ahlak… Mesele kokuşmuşluk… Artık her neyse…

Kültürü yansıtması gereken iletişim araçları, bize ait olmayanı iletmeyi kendine iş edinmiş. Bu konuda çok bir şey de demek doğru değil ya! O iletişim araçlarını hay­siyetsizler kullanıyor. Hiç de ar etmiyorlar yaptıklarından. Yurt dışından ithal edilen nereyesenaryolar, dizil­er, programlar, haberler burada satışa çıkarılıyor.

Haysiyetsizlik! Çünkü dikkate alınmıyor, toplumsal değerler ve hassasiyetler.

Bir kötülük ne kadar dillendiril­irse o kadar merakını artırıyor insanın. Devamlı kötülükler dile getirili­yor. İyilikler mi? Onlar sanki bu dünyaya ait değil.

Problem her yerde… Çözüm nerede? Ahmet Taşgetiren hocamız, Altınoluk Dergisi’nin Nisan 2007 sayısında “Kim Kur­taracak?” diye bir soru yöneltmişti okurlara…

Mesele burada başlıyor! Kim Kurtaracak? Kim? Bir model eksikliği\boşluğu… O boşluğa başkalarının yerleştirdikleri ve bize dayatılanlar… Tüketim toplu­mu olmak bundan başka bir şey değil. Verileni tüketiyoruz, ver­ilenle kalıyoruz. Tam bir itaatkâr kul gibi; putlaşan batıya sadık bir kul…

Problemin doğduğu diyar­lar çözüm üretemez. Ürettikleri problemlerin değişik versiyonları. Sadece üzerindeki paket farklı.

Biz kendimize döndüğümüzde ise, Âlemlere Rahmet, Fahr-i Kâinat efendimize yönelmemiz gerek... Onun getirdiğe çağrıya kulak ver­meli tekrardan.

Hz. Peygamber’in hayatını tekrar tekrar okumalı, orada­ki toplumsal değişimin nasıl yaşandığına dair ipuçlarını yakalamalı ve günümüze yönelt­meliyiz. Bunu yapmalı, yapa­bilmeliyiz.

Aksi takdirde yanlışa karşı durmayıp, yanlışlığı kendi büny­emizde de yaşatacağız. Bu girdabın nesnesi veya öznesi olacağız. Çözüm ise ayrı bir yerl­erde olacak.

Mehmet NİŞANCI

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile