Pazartesi, 25 Nisan 2011 15:53
Siyonizm, Yahudilerin dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlemek için oluşturduğu bir sistemidir şüphesiz. Aslında bu yönde türlü türlü fikirler ortaya atılıp, insanımızın içine korku tohumlarını serpmekten öteye geçilememektedir.
Çare üretmektense korku üretmek, bizimkilerin asli vazifesi haline gelmiş durumda. Hakiki manada bir bilgilendirme veyahut bir yol haritası çizme salahiyeti bizden çok çok uzakta…
Osmanlı’nın yıkılış süreci, Abdülhamid’in tahtan indirilmesi noktasında cahiliz. Bakınız ki olayın aslını öğrenmektense son padişahlarımızı vatan haini ilan ediyoruz. Hiç mi hiç olayı detaylarıyla, hakiki manasıyla öğrenemiyoruz; müşahede edemiyoruz.
Acaba kaç kişi Teodor Hertzel’i tanır? Kaç kişi Mason teşkilatlanmasını irdeleyebiliyor? Olayın kaynaklarına inmekten ziyade duyumlara itibar ediyoruz. Kazım Karabekir Paşa’nın Masonlar hakkında yayınladığı makalesini okuyanımız var mı? Veyahut Masonların Tanzimat Dönemi’ne ilişkin teşkilatlanması ve devletin ileri gelenlerini kendi oyunlarına alet etmesi, ardından İngiliz işgali sonrası kullanılanların harcanması hiç mi dikkatimizi çekmiyor?
Tanzimat süreciyle başlayan ve günümüze kadar süregelen entrikalar hiç bitmedi bu topraklarda. Bu yazımda asıl dikkatinizi çekmeye çalıştığım husus Teşkilat-ı Mahsusa’da görevli Debreli Zünnun’un haber verdiği, dünya üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen Siyonist Teşkilatı’nın 21 maddelik düsturları… Bu maddeleri okurken dünyaya bakış açımızı biraz daha genişleteceğimizden şüphem yok.
Problem burada zuhur ediyor aslına bakarsanız. Olayları iyi okuyamıyoruz. Günübirlik bir yaşam tarzımızı kim inkâr edebilir? Yol haritası çizmekten bahsederken bunu anlatmaya çalışıyorum. Olayları iyi okuyarak sağlam ve güçlü adımlarla geleceği kucaklamamız gerek. Bu yönde bilgisizliğimizi kabul edip bir takım okumaların içine girmeliyiz. Bakın Seyyid Kutup’un, “Yahudi ile Savaşımız” adlı eserinde dikkat çekmek istediği husus da budur:
“Eğer günümüzün Müslümanları, bulundukları her yerde Yahudilerin hile, desise, plân ve bozgunculuğuna karşı uyanık olmaz ve Medine'de Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-in Yahudilere ve onların çevirdikleri dolaplara karşı aldığı tedbirlerin aynısını almaz ise, içinde bulundukları perişanlık ve dağınıklıktan kurtulamayacaklardır. Emperyalizmin ve Siyonizm’in kölesi olarak, kendi ülkelerinde esir kalmakta devam edeceklerdir.(…)
Çağımızın buhran ve huzursuzluğunun kaynağı, hiç şüphesiz Siyonizm’dir. İnsanlığın ve huzurun düşmanı Siyonizm, bulunduğu her yerde huzursuzluk ve anarşi çıkarmakta, dünyanın dengesini bozmakta ve barış çabalarını engellemektedir.[i]”
Bu itibarla Siyonistlerin 21 maddelik düsturlarının bir kısmını aktaralım. Konumuz biraz daha açıklığa kavuşacaktır:
1- Genç nesilleri ahlaka mugayir telkinlerle ifsad etmeli.
2- Aile hayatını yıkmalı
3- İnsanlarla aşağı sınıflarla tahakküm etmeli
4- Sanatı zayıflatarak edebiyatı müstehcen ve şehevi bir hale sokmalı
5- Mukaddesata hürmeti yıkmalı, hürmetle anılan kimseler hakkında rezilane vakalar uydurmalı
6- Hudutsuz bir lüks, baş döndürücü modalar icad etmeli, çılgınca sarfiyatı teşvik etmeli
7- Kalabalıkların vakitleri, eğlenceleri, oyunlarla geçirtilmeli, herkes düşünmekten alıkonulmalıdır.
8- Müfrit nazariyelerle fikirler zehirlenmeli, gürültü ve kargaşalıklar yaratılmalı, sınıflar arasına kin ve itimatsızlıklar sokmalı
9- Siyasi ve iktisadi buhranlar yaratmalı, servetleri mahvetmeli
10-Saçma nazariyeleri ortaya atarak halkı, gayr-i kabil-i tatbik fikirlerle dolambaçlı yollara sevk etmeli
11- Mali istikrarı bozmalı, iktisadi krizleri çoğaltmalı, spekülasyonlara yol açmalı, altını mahdut ellerde toplamalı, insaniyeti elem, ıstırap ve yoksulluk içine atmalı[ii]
Kısaca bu maddeleri sunmak istedim. Aslında bunlara bir göz atınca olaylara daha farklı bir bakış açısı yakalayabiliriz. Toplumumuzun ve dünyanın içine itildiği durumu fark etmeliyiz artık.
Bu toprağın evlatları çok kan kaybetti. Cihan Harbi’nin ve Kurtuluş Savaşı’nın ardından verdiğimiz zayiatın, kaybolan nesillerin bedelini çokça ödedik. Hala da ödüyoruz. Bu durumdan, bu eksiklikten bir an evvel uzaklaşmalıyız.
Bakıldıkda, nitelikten ziyade niceliğin bir hikmeti olmuyor. Niceliğin içi nitelikle doldurulduğu vakit işlerimiz yol alacaktır…
***
Bir hocamızla muhabbet ederken, adam eksikliğinden bahsolunmuştu. Adam eksikliği…
Adam gibi yetişmek… Adam yetiştirmek… Muallimlerimizin değer vermesi gereken, hassasiyet göstermesi gereken bir nokta burası.
Saldım çayıra; Mevla’m kayıra, zihniyetinden ziyade, devletini, milletini, vatanını seven, bunlara aşık bir nesil yetişmeli bu vatanın bağrından…
Ebû Ubeyde b. Cerrahlar, Ahmet Yeseviler, Kazım Karabekir Paşalar, Abdülhamidler, Mehmed Akifler yetişmeli bu vatanda…
***
Şu halimize bakın ki vatan içinde hala kardeşçe yaşamayı beceremedik. Ayrı gayrılıklarla vakit geçiriyoruz, kan kaybediyoruz. Alevi meselesi, Kürt sorunu hala çözülemedi. Ve devleti soyup soğana çevirenler, ihtirasları peşinde koşanlar cabası…
Devletin ileri gelenleri, bu sorunları bir daha olmamak kaydıyla çözmeli… Muallimlerimiz bu neslin evlatlarını donanımlı yetiştirmeli. Gençlik varlığına inanmalı, içindeki cevheri keşfetmeli… Çalışan, vatanının güçlenmesi için daha iyi çalışmalı… Vazifesi olanlar işini hakkıyla yerine getirmeli.
Adam yetişmeli… Adam olunmalı…
***
Bu vatan, çok boş şeylerle oyalandı. Kendi çıkarlarını gözetenlerin oyunlarına kurban edildi. Biz Ali Kalkancılarla uyutulduk, biz içimize atılan nifak tohumlarıyla, sağ-sol kavgalarıyla uyutulduk. Bu vatanda kardeş kardeşi vurdu. Sırf birilerinin çıkarları için. Elimizde ne kaldı! Bir de herkes kendi görüşüne kurban gidenleri övdü, diğerlerine sövdü. Övdüğün kim, sövdüğün kim be adam? Uyutulduk ve de uyumakta bu ısrar neden?
Uyutanlar devleti soydu. Uyandığımızda ise iyice fakir düştük, mecalsiz kaldık. Hani Afrika’ya Batının yaptıkları şöyle anlatılır: Onlar geldiğinde ellerinde İncil vardı bizim elimizde ise altın. Gözlerimizi kapatmamız söylendi. Gözlerimizi açtığımızda elimizde İncil, onların elinde ise altınlarımız vardı.
Çok iyi biliyoruz ki bu topraklarda bunu yapmakta zorlandılar. Çünkü güçlü bir medeniyetten besleniyorduk ki, bunu da zayıflatmaya kalkıştılar. Ama yeter bu kadar! Biz uyumayacağız ve çalışacağız… Gece veyahut gündüz… Durmadan, durdurak bilmeden… Çünkü bizi besleyen can damarlarımız var. Ecdadımızın gücü var, samimiyeti var ve kavî bir imanımız…
“Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” iken neden aciz olayım, düsturu yerleşmeli zihnimize…
Benim Medeniyetime sövene, ben cehdimle cevap veririm…
***
Şunu sormalıyız kendimize, sinemalarda ayı bir şahsiyet sergileyen karakterin canlandırıldığı bir film, gişe rekorları kırarken, vatan mücadelesinin anlatıldığı 120 filmi neden dikkate alınmadı. Saçma filmin açıklaması da şuydu, sinemaya gidenler o karakterde kendini gördüğü için bu filme önem verdi. Yapmayın Allah aşkına! Neden bu ayılığı kendimizde görüyoruz. Biz 120 filminde kendimizi görmemiz gerekirken, niye bizimle alakası olmaması gereken bir karaktere bürünüyoruz. Gerçekten kendini, o karakterde gören varsa biz ne haldeyiz!
Biz aptallaştırıldık. Ve aşağılık karaktere rağbet ederek insanlığımızdan biraz daha kaybettik. Bu hazin bir durum; bu bir hezeyan!
Mehmet NİŞANCI
[i] Seyyid Kutub, Yahudi ile Savaşımız, Hikmet Neşriyat
[ii] Ahmet Gürkan: İslam Kültürünün Garbı Medenileştirmesi, Nur yayınları S. 31-32
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




