Cumartesi, 24 Ocak 2009 02:58
Toplumun can damarlarıyla oynamak
isteyen karanlık yüzlerin çirkin emelleri bu topraklarda yıllardır cirit atıyor.
Kapitalist zihniyetin toplumun içine sızması için –tıpkı komünist rejim gibi-
çevrilen entrikalara karşı, savunma mekanizmalarının gücünü tüketmek
isteyenlerin hüsrana uğraması kaçınılmaz olacaktır.
Yüzyıllarca İslam’ın kazandırdığı
asil hasletlerle hamuru yoğrulan insanımız düne göre daha güçlü olmak zorunda…
Ne idüğü belirsiz, kim bilir
nerelerden beslenen şer odaklarının bitmek tükenmek bilmeyen çabalarına karşı
savunma mekanizmalarının yeniden güçlenmesi için harcanması gereken çaba, üniversite
gençliğine düşmektedir.
Ne yazık ki geçmiş dönemlerde
ideolojilerin kurbanı genç yürekler şimdi de batının dezenformasyonuna uğruyor.
Komünist rejime direnmenin bedelini gençlere ödetenler, şimdi de kapitalizme
karşı direnmenin bedelini ödetmeye çalışıyorlar.
Uyku ile uyanıklık arasında gidip
gelen neslin dirilişi için bir takım çabaların artırılıp güçlenmesi gerekiyor.
Aslında bu problemimize örnek
olarak daha yeni gelişmeleri baz alabiliriz. Toplumun merhamet damarlarıyla
oynama, fakir fukaranın çorbasına göz dikme uğruna bir sivil toplum kuruluşuna
amansız sataşmaları hepimiz müşahede ettik. Daha önce de dini simgeler kullanılarak
yapılan saldırılar şimdi de başka bir yardım kuruluşu üzerinden yürütülüyor.
Hiçbir şekilde suç unsuru teşkil
etmeyen, lakin çamur atıp, geride kalan izi de zevkle
oturup seyreden insanlara
kanmak neden? Bunu anlamak inanın çok güç?
Acaba yardım kuruluşuna çamur
atanların yardım namına yaptıkları ne var ortada? Bu iş vergi kaçırmak uğruna
okul yaptırmaya benzemiyor…
Asil duygularımızla oynanıyor. Bu
oyuna kurban olmak bu ümmete ve bu nesle ihanettir.
İster içerde, ister dışarıda topluma
sızdırılan şerleri, içimizden ayırmamız gerekiyor. Kendi içimize dahi sızan bu
amansız hastalıklara kurban olmak, cehaletimizi gösteriyor ki bu durum çok acı…
***
Korku… Toplumu yönlendirmenin
temelini teşkil eden korku hastalığı içimizde kendine yer edinmiş de oralı
olamıyoruz bile.
Korkularla yönetilen toplumlar
köleden başka ne olabilir ki? 21. yüzyılda kölelik kalktı demek ne kadar da
abes geliyor kulaklara. Korkuyla sindirilen toplumlar bir sürü halini almışken,
onları istediği yöne çekmek artık kolay hale geliyor. Medya, internet, televizyonu
kullanarak çirkefliğin doruk noktalarına ulaşanlara neden bir cevap verilmiyor.
Kalem mi tükendi, söz mü tükendi?
Korku tüketiyor bizi…
Korkularımızın oluşturduğu esaret zinciri hoşumuza mı gidiyor? Bu hastalığı
derhal atmalıyız içimizden.
Olayları sağlıklı müşahede
edebilen, asli duygularına sahip çıkan, heyecanını toplum için sarf eden, millete
hizmet eden, milletin efendisidir, düsturuna sahip bir gençliğe ihtiyaç varken
enerjimizi nerelerde harcıyoruz?
Uyanış vaktidir!
Mehmet NİŞANCI
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
اÙ?Ù?Ù?ذÙÙ?Ù?Ù? Ù?ÙÙ?Ù? Ù?ÙØ±Ù?اؤÙÙ?Ù?Ù? - Ù?Ù?Ù?Ù?Ù?Ù?Ù?Ù?عÙÙ?Ù?Ù? اÙ?Ù?Ù?Ù?اعÙÙ?Ù?Ù?
"Onlar gösteriş yapanlardır; hayra da mâni olurlar"
ÙÙ?Ø¥ÙØ°Ù?ا ÙÙ?رÙ?غÙ?تÙ? ÙÙ?اÙ?صÙ?بÙ? - Ù?Ù?Ø¥ÙÙ?Ù?Ù? رÙ?بÙ?ÙÙ?Ù? ÙÙ?ارÙ?غÙ?بÙ?
"Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel!"
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için