Saim ERDURU

Imageİnsan bir imkândır, peki nedir insan ve nedir imkân?

Eskiler insanı ruh ve bedenden mürekkep varlık diye tanımlamışlar. Biz ise şöyle diyoruz; "insan toprağı hisseden ruhtur."

Toprak ki bedenin ham maddesidir. Bedenin kuvveti, hastalığının şifası ve açlığın izalesi toprakta bitendedir. Bir şeyin aslı ne ise arzusu onadır, açlığı ona ve rücusu yine onadır.

Beden; insanın duyusal gerçekliğe açılan, nesneler dünyasını "hisseden" duyusal varoluşudur. Ondan iki kuvve meydana gelir; tensellik ve hissi nefsi. Her iki kuvve de "bedenseldir", insanın dünyevi varoluşunda asli unsurlardandır.

Tenselliğin aslı şehvet ve ihtirastır, hissi nefsînin aslı ise "duyumdur". İnsan doğduğu zaman hissi nefsî ve ihtiras ile doğar ama henüz şehvet yoktur. Şehvetin olmadığı bu evre "masum muhteris benlik" evresidir. Bu evre iki dönemden oluşur; birincisi temyiz melekesinin henüz vücut bulmadığı benlik bilincinin teşekkül etmediği dönem -ki benlik salt ihtirastan ibarettir ve bu ihtiras masumdur-, ikincisi temyiz melekesinin teşekkül ettiği benlik bilinci ve ihtirasın birbirinden tefrik olduğu ama ihtirasın hala masum olduğu dönemdir. "Ergenlik" ile masum muhteris benlik evresi nihayete erer ve artık "sorumlu benlik" evresi başlar. Bu dönemin asli vasfı ise "muhakeme" melekesinin teşekkülüdür. Sorumluluğun şartı ise bu melekenin mevcudiyetidir. Muhakeme melekesinden zorunlu olarak "özgürlük hissi" doğar. Özgürlük hissi de şehvet ve ihtirası "değere" konu eder. Artık insan tensel davranışlarını değerlendiren varlıktır.

Hissi nefsînin aslı ise "duyumdur". Bilincin teşekkülünde asli unsur olan duyum aynı zamanda nesnel gerçeklik hakkındaki yegâne bilgi kaynağımızdır. Fakat bu demek değildir ki; "varlık salt duyusal olandan" ibarettir ve yine bu demek değildir ki "duyu verisinden başka" bilgi kaynağı yoktur. İşin açıkçası varlığın idraki hususunda duyuyu mutlaklaştıran emprist-pozitivist anlayışları ve mezkûr metodolojilerin anti tezi niteliğindeki rasyonalist-idealist anlayışları içine düşmüş oldukları indirgemecilik dolayısı ile reddediyoruz.

Ruh, insanın duyu ötesine açılan, duyusal olmayanı "hisseden", duyusal olanı "algılayan" asli varoluşudur. Ruhtan iki kuvve meydana gelir; bilinç ve hissi ruhi. 

Bilincin iki boyutu vardır; tensel bilinç ve tinsel bilinç. Tinsel bilinçten kastımız Yunus Emre’nin "bir ben vardır bende, benden içeru" dediği bilinç düzeyidir ki faal hale gelmesi özel bir çabayı gerektirmektedir. Tensel bilinç ise "içerisinde yaşadığımız" bilinç düzeyidir ve "bilinç" dediğimiz zaman bu bilinç düzeyini anlarız. Tinsel bilinç bu yazının konusu değildir, dolayısı ile bilinç kavramı ile biz burada "tensel bilinç" düzeyini kastetmiş oluyoruz ki bu gün bu kavram ile anlaşılan da budur. Bilincin aslı "his" ve "farkındalık"tır. Histen "niyet", farkındalıktan ise "akıl" ve "irade" doğar. His ve farkındalık çatışma ve etkileşim halindedir. Niyetin aslı "karar" ve "inanç"tır. Aklın aslı "muhakeme" ve "tahayyül"dür. İradenin aslı ise "güç" ve "zaafiyet"tir. İrade "fiil" olarak akıl ise "bilgi" olarak tezahür eder. His gerek "varoluş" gerek "etkileme" açısından farkındalıktan önce olmakla beraber onun tarafından da etkilenir.

Hissi rûhînin aslı "aşk" ve "itminandır". Aşkın üç kuvvesi vardır; sevgi, güzel ve iyi. Sevgiden aile, güzelden sanat ve iyiden ahlak tezahür eder. İtminanın iki kuvvesi vardır; "ilim" ve "iman". İlimden marifet, imandan din tezahür eder. Aşk ruhun "varlığa açılımı", itminan ise ruhun "asla yönelimidir".

İnsan, aşkını faal kılabildiği sürece onun fiillerinde ve toplum hayatında sevgi, güzel ve iyi tecelli etmiş; aile, saat ve ahlak neşvünema bularak yaşanagelmiştir. Aşkını yitirdiği ve dahi körelttiği nispette de aile; sanat, ahlak, fert ve cemiyet hayatından terki diyar etmiş ve insanlık ulviyetten süfliyete yuvarlanmıştır.

Diğer taraftan insan hep itminanın arayışında olmuştur. Kâh onu "ten"de (hedoırnizm-tenperetlik), kâh "tin"de (gnostisizm-asketizm) ve kâh "akılda" aramıştır (nihilizm). İnsan tanımı için esasen hastalıklı olan bu indirgemeci ve inkârcı "söylemlerden" hiç biri, ruhun itminanı için yeterli olamamıştır, olamaz da.

İnsan bütün bu asli melekeleri yanında bir de asli olmayan-dışsal- bir kuvveye maruzdur ki ona da "vesvese" diyoruz. Vesvesenin aslı ifsat ve şüphedir. Bilinci ve hissi ruhiyi tensellik ve şüphe ile ifsat etmeye çabalar.

Öyleyse insan bir imkândır. Bu dünyadaki asli varoluşunu gerçekleştirebilmesi ancak  "asli bilgi"ye "iman" ile mümkün olacaktır ki o da "vahiydir".

Saim ERDURU

İnsan Davranışlarının Niçini Üzerine-1 için tıklayınız..

İnsan Davranışlarının Niçini Üzerine-3 için tıklayınız..

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile