Pazar, 30 Kasım 2008 02:09
İnsan bir imkândır, peki nedir
insan ve nedir imkân?
Eskiler insanı ruh ve bedenden
mürekkep varlık diye tanımlamışlar. Biz ise şöyle diyoruz; "insan
toprağı hisseden ruhtur."
Toprak ki bedenin ham maddesidir.
Bedenin kuvveti, hastalığının şifası ve açlığın izalesi toprakta bitendedir.
Bir şeyin aslı ne ise arzusu onadır, açlığı ona ve rücusu yine onadır.
Beden; insanın duyusal gerçekliğe
açılan, nesneler dünyasını "hisseden" duyusal varoluşudur.
Ondan iki kuvve meydana gelir; tensellik ve hissi nefsi. Her iki kuvve de "bedenseldir",
insanın dünyevi varoluşunda asli unsurlardandır.
Tenselliğin aslı şehvet ve
ihtirastır, hissi nefsînin aslı ise "duyumdur". İnsan doğduğu
zaman hissi nefsî ve ihtiras ile doğar ama henüz şehvet yoktur. Şehvetin
olmadığı bu evre "masum muhteris benlik" evresidir. Bu evre
iki dönemden oluşur; birincisi temyiz melekesinin henüz vücut bulmadığı benlik
bilincinin teşekkül etmediği dönem -ki benlik salt ihtirastan ibarettir ve bu
ihtiras masumdur-, ikincisi temyiz melekesinin teşekkül ettiği benlik bilinci
ve ihtirasın birbirinden tefrik olduğu ama ihtirasın hala masum olduğu dönemdir.
"Ergenlik" ile masum muhteris benlik evresi nihayete erer ve
artık "sorumlu benlik" evresi başlar. Bu dönemin asli vasfı
ise "muhakeme" melekesinin teşekkülüdür. Sorumluluğun şartı
ise bu melekenin mevcudiyetidir. Muhakeme melekesinden zorunlu olarak "özgürlük
hissi" doğar. Özgürlük hissi de şehvet ve ihtirası "değere"
konu eder. Artık insan tensel davranışlarını değerlendiren varlıktır.
Hissi nefsînin aslı ise "duyumdur".
Bilincin teşekkülünde asli unsur olan duyum aynı zamanda nesnel gerçeklik
hakkındaki yegâne bilgi kaynağımızdır. Fakat bu demek değildir ki; "varlık
salt duyusal olandan" ibarettir ve yine bu demek değildir ki "duyu
verisinden başka" bilgi kaynağı yoktur. İşin açıkçası varlığın idraki
hususunda duyuyu mutlaklaştıran emprist-pozitivist anlayışları ve mezkûr
metodolojilerin anti tezi niteliğindeki rasyonalist-idealist anlayışları içine
düşmüş oldukları indirgemecilik dolayısı ile reddediyoruz.
Ruh, insanın duyu ötesine açılan,
duyusal olmayanı "hisseden", duyusal olanı "algılayan"
asli varoluşudur. Ruhtan iki kuvve meydana gelir; bilinç ve hissi ruhi.
Bilincin iki boyutu vardır; tensel
bilinç ve tinsel bilinç. Tinsel bilinçten kastımız Yunus Emre’nin "bir
ben vardır bende, benden içeru" dediği bilinç düzeyidir ki faal hale
gelmesi özel bir çabayı gerektirmektedir. Tensel bilinç ise "içerisinde
yaşadığımız" bilinç düzeyidir ve "bilinç" dediğimiz
zaman bu bilinç düzeyini anlarız. Tinsel bilinç bu yazının konusu değildir,
dolayısı ile bilinç kavramı ile biz burada "tensel bilinç"
düzeyini kastetmiş oluyoruz ki bu gün bu kavram ile anlaşılan da budur.
Bilincin aslı "his" ve "farkındalık"tır.
Histen "niyet", farkındalıktan ise "akıl" ve "irade"
doğar. His ve farkındalık çatışma ve etkileşim halindedir. Niyetin aslı "karar"
ve "inanç"tır. Aklın aslı "muhakeme" ve "tahayyül"dür.
İradenin aslı ise "güç" ve "zaafiyet"tir. İrade "fiil"
olarak akıl ise "bilgi" olarak tezahür eder. His gerek "varoluş"
gerek "etkileme" açısından farkındalıktan önce olmakla beraber
onun tarafından da etkilenir.
Hissi rûhînin aslı "aşk"
ve "itminandır". Aşkın üç kuvvesi vardır; sevgi, güzel ve iyi.
Sevgiden aile, güzelden sanat ve iyiden ahlak tezahür eder. İtminanın iki
kuvvesi vardır; "ilim" ve "iman". İlimden
marifet, imandan din tezahür eder. Aşk ruhun "varlığa açılımı",
itminan ise ruhun "asla yönelimidir".
İnsan, aşkını faal kılabildiği
sürece onun fiillerinde ve toplum hayatında sevgi, güzel ve iyi tecelli etmiş;
aile, saat ve ahlak neşvünema bularak yaşanagelmiştir. Aşkını yitirdiği ve dahi
körelttiği nispette de aile; sanat, ahlak, fert ve cemiyet hayatından terki
diyar etmiş ve insanlık ulviyetten süfliyete yuvarlanmıştır.
Diğer taraftan insan hep itminanın
arayışında olmuştur. Kâh onu "ten"de (hedoırnizm-tenperetlik),
kâh "tin"de (gnostisizm-asketizm) ve kâh "akılda"
aramıştır (nihilizm). İnsan tanımı için esasen hastalıklı olan bu indirgemeci
ve inkârcı "söylemlerden" hiç biri, ruhun itminanı için
yeterli olamamıştır, olamaz da.
İnsan bütün bu asli melekeleri
yanında bir de asli olmayan-dışsal- bir kuvveye maruzdur ki ona da "vesvese"
diyoruz. Vesvesenin aslı ifsat ve şüphedir. Bilinci ve hissi ruhiyi tensellik
ve şüphe ile ifsat etmeye çabalar.
Öyleyse insan bir imkândır. Bu
dünyadaki asli varoluşunu gerçekleştirebilmesi ancak "asli bilgi"ye "iman"
ile mümkün olacaktır ki o da "vahiydir".
Saim ERDURU
İnsan Davranışlarının Niçini Üzerine-1 için tıklayınız..
İnsan Davranışlarının Niçini Üzerine-3 için tıklayınız..| < Önceki | Sonraki > |
|---|




