Cuma, 02 Ekim 2009 01:10
Ayrılık, hayatta yaşanması en zor, ama her insanın muhakkak yaşadığı veya yaşayacağı sahnelerden biridir.
Gözyaşı ve veda sözleriyle biran önce atlatılmak istenir bu sahne. Bazen de dillerin konuşamadığı, sadece gözler ve gönüllerin konuştuğu biran olur ayrılık.
Nice türküler yakılmış, nice şiirler yazılmış, nice nadide eserler ortaya konulmuştur ayrılık üzerine. Bu eserlerin sahipleri de bu anı yaşayarak yazmışlardır. Kimisi ayrılığı, bir çaresizlik olarak görmüş, eserlerine de bunu yansıtmıştır:
“Yakar kor ateş gibi,
Ölümden beter izi,
Ayrılık yok merhemi,
Ayrılık ah, o ayrılık”
mısralarında da olduğu gibi.
Kimileri ise ayrılığı bir tren düdüğüyle veya bir okul ziliyle özleştirebilir zaman zaman. Şairin şu “Ayrılık” şiirinde olduğu gibi ;
“Sevmem hiç ayrılığı.
Tren düdüğünü,
Vapurları, rıhtımları.
Sevmem veda buselerini,
Uzanan elleri,
Gözlerdeki ayrılık ateşini,
Sevmem gemileri, rıhtımları,
Tren seslerini.
Onlar ayırır bizleri...”
Ben ayrılığı hayat tiyatrosundan bir sahne olarak görürüm; İnsanlar sahnededir, ayrılık vaktidir. Herkes birbirine sarılır, ağlaşır ve eller son kez “elveda” der birbirine. Perde kapanır bir daha açılmamak üzere.
Gerçek hayatta da kimi ayrılıklar vardır. Bir daha kavuşma ümidiyle ayrılırsınız sevdiklerinizden. Ama kimi ayrılıklar da vardır ki bir daha kavuşmak söz konusu değildir. Ayrılırsınız... ve ayrılırsınız. Kavuşmak mı? Belki... Ama kim bilir, nerde ve nasıl?
Ölüm de böyle ayrılıklardan birisi. Ayrılıkların en acısı belki... Belki de, tam tersi, kavuşmak Sevgili’ ye. Görünüşte fani dünyadan, fani sevdiklerinizden ve artık değer ifade etmeyen malınızdan, mülkünüzden ayrılırsınız. Ama iyi hazırlanmışsanız bu âna, işte o zaman bu, ayrılıktan çok kavuşmaktır, fani olmayan Yâr’ e ve ebedi hayata. Bu da ayrılığın bir başka boyutudur.
Sonunda ayrılacaksınızdır, hayatta bağlandıklarınızdan. O zaman doğru olan; bir şeye fazla bağlanmamaktır, ayrılacağınızı bile bile. Çünkü bu bağlanış gün gelince bize daha çok acı verebilir. Mesela, Türkiye’ de çok görülen bir şeydir bu. Bir öğretmen gelir derse, tam ona alışmışken öğrenci, bir bakar ki, öğretmeni ayrılmış, yerine bir başkası gelmiş.
Ölüm de böyledir işte... Dünyaya alışırsınız, iyice bağlanırsınız, sonra birden ayrılık vakti gelir çatar. Ne oldum demeye kalmaz, bulursunuz kendinizi buz gibi toprakta. İşin kötü tarafı sevdiklerinize veda bile edemezsiniz.
Öyleyse gelin biz, fani olanlara değil, faninin ardında ebedi olana bağlanalım. İşte o zaman ayrılık da, ölüm de kolay gelir bizlere.
-İrem-
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
irem yazın çok güzel olmuş.
tebrikler
"Ardımda bırakıp gül çağrısını
Ayrılık anı bu sisli şarkıyı
Irmaklar gibi akıp uzun uzun
Terkediyorum bu kenti
Ahh, ölüler gibi
Kumral bir çocuğun yaz öyküsü bu
Sevmesem öyle kolay çekip gitmek
Yalnızlar gibi susup uzun uzun
Düşlüyorum bu kenti
Ahh, bir aşk gibi"
http://www.recepyilmaz.web.tr/etiket/stv-muhabiri-can-yucelin-siiri/
iyi seyirler...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için