Çarşamba, 09 Mart 2011 21:59
Kültür Bakanlığı’nın 2011 yılını M.Âkif yılı ilân etmesi münasebetiyle, Sivas İmam-Hatipler Derneği tarafından bir konferans düzenlendi. Programa Türkiye Yazarlar Birliği kurucusu ve Onursal Başkanı Dr. Mehmet Doğan konuşmacı olarak katıldı.
Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
Günler şu heyulayı da elbet silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir...
Dizeleri ile sözlerine başlayan Doğan, şöyle devam etti: “Âkif’in vatan cüdâ olduğu günlerde böyle bir şiir yazmasını çok da tuhaf bulmayabiliriz. O, hizmet ettiği ülkede yaşama imkânını kaybetmiştir. Gönüllü sürgün gibi Mısır’dan dönemedi. Ölümüne altı ay kala döndü. Ölmek için… Ancak ölmek için İstanbul’a döndü… ve vefat etti. O zaman beklenen Mehmet Âkif, adeta sürgüne zorlanmış, hayat şartları yok edilmiş, ülkesine hasta dönmüş, ölecek ve öldükten sonra unutulacak… Vefatı Ankara’dan duyurulduğunda röktere mesaj gönderildi, sakın bu mültecinin cenazesine katılmayın, gençlere de izin vermeyin.
M.Âkif adeta 28 Aralık’ta dirildi. Üniversite gençliği Beyazıt Cami avlusunda tabutunu teşhis etti, sistemin müsaade etmediği o cenaze merasimini yaptı ve Âkif o gün yeniden dirildi. Bu söylediğimde mübalağa yok. İstanbul’un büyük gazeteleri ölüm haberini, 3-5 satırla önemsiz bir kişiymiş gibi geçiştirerek verdi. Halkın sahip çıkmasından sonra ise; bastırılmış yayın organları zincirlerini kırdılar ve o güne kadar görülmemiş haberler yaptılar. Hala 74 sene sonra da bizler bu şekilde devam ediyorsak, millet nezdinde dirilmesindendir.”
3 çeşit insan vardır: Yaşadığı zamanda yaşamayan, yiyen, içen insan. Bilinen, tanınan, saygı gösterilen insan. Bir de öldükten sonra yaşamaya devam eden insan. M.Âkif’de böyledir ve bizim için birincidir. Hani bahsedilir ya; ‘öyle ulu bir evliya idi ki, vefatından sonra da tasarrufatı devam etti.’ M.Âkif için de böyle diyebiliriz. 14 yılı 140 yıla bedel yıldır. Kendi ve milleti açısından böyleydi. ‘Cami Şairi’ denmesi de ülke derdindendir. Yoksa kürsüye çıkma niyeti, hevesi yoktur.
M.Âkif neden büyük bir şairdir? Tarih içinden çıkmıştır, bize bizi anlatıyor. Şiirle fikir bir
yerde birleşmez, şiir fikrin içine girince bozulur. Bunu nadir insan başarabilir. İşte M.Âkif bunu yapıyor. Çanakkale’yi öyle bir anlattı ki, Türkiye’de bu şiiri okumak adeta mecburîdir. O dönemde, şairler, yazarlar, ressamlar Çanakkale’ye götürüldü, orayı yakînen görsünler, yaşasınlar da, bir Çanakkale edebiyatı oluştursunlar diye, nitekim oldu da. Ama bugün biz bunları değil de, Âkif’inkini okuyoruz her seferinde. Hem Âkif bunu Arabistan’da yazdı, ülkesinden uzakta. Çanakkale görülmeden yazıldı ve bize Çanakkale’yi en iyi hissettiren metin budur. İkinci bir millî marş gibidir. Öğretmen ders anlatacak, kendi sözünü değil, onun sözünü söyler, Hoca vaaz edecek, onun sözünü söyler… M.Âkif şiirleriyle yaşıyor. Bizim önümüzde, bizim adımıza konuşuyor.
Âkif’in hayatı da eseri kadar büyüktür, şahsiyeti de eseri kadar büyüktür. Menkıbe anlatılır gibi hayatı ve şahsiyeti konuşulan biridir. Tevfik Fikret ile karşılaşıyorlar bir gün. Nasıl buldun diye soruyorlar Âkif’e. Sevmedim bu adamı diyor, 20 yıllık arkadaşını bana zemmetti. O gün notunu veriyor. Şahsiyetini anlamak için bu bize bir örnektir.
İstiklâl Marşımız da ise ne bir kahraman, ne bir lider övülüyor. Çok başka bir çerçevede yazılıyor. Herkesin marşından farklı. Âkif inandığı değerler için yarışmaya katılmamıştır. Bunun için para mı alınır, para için millî marş mı yazılır? Zihnimizde Âkif’i diri tutan şeyler bunlardır. 1000 yıllık mazimizi, mücadelemizi anlatıyor. Kanûnî bir mecburiyetten değil, yerine konulacak bir şiir ve şair yoktur.”
Son olarak: “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırtmasın” nidalarıyla program hitam buldu.
Hatice KOÇ
E-İlahiyat Muhabiri
Siz de ilahiyat muhabiri olmak ister misiniz
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




