Pazar, 30 Kasım 2008 01:48
İlk çağlardan itibaren ihtişamı,
zenginliği, barındırdığı abidevi eserleri, kütüphaneleri, zengin manastırları
ile diğer devletlerin iştahını kabartan İstanbul, Konstantinopolis, İslambol,
Çarigrad, Dersaadet gibi pek çok farklı isimle anıldı.
Bizans İmparatorluğu döneminde Meryem’e adanan, Osmanlılar döneminde fethi müjdelenen kutsal bir şehir olarak kabul gördü.
Hâlihazırda Özel Amerikan Robert
Lisesi’nde tarih öğretmenliği yapan Önder Kaya‘nın Konstantin’in Kutsanmış
Şehri adlı çalışması, İstanbul’un Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine
ayrılmış Üç Devirde İstanbul serisinin ilk kitabı. Yazar, Şehirlerin Kraliçesi İstanbul’un sahip
olduğu zengin tarihsel ve kültürel birikimi bir bölümüyle gündeme taşıyor.
Çalışma, dünyanın gerçek anlamda
ilk büyük imparatorluğu olarak kabul gören ve Akdeniz havzasını bir iç deniz
hâline getirerek Pax-Romanum’u tesis eden Roma uygarlığının devamı
niteliğindeki Bizans dönemini, yani İstanbul’un bin yılı aşkın bir dönemini
konu ediniyor. Mekânın, taşın, zamanın dillendiği bu çalışmasında Önder Kaya,
tarihe karşı kayıtsızlığımızı meraka dönüştüren akıcı üslûbuyla tarihsel
belleğimize kapı aralıyor.
Eşsiz siluetiyle dünyadaki sayılı
şehirler arasında yer alan İstanbul, tarihsel süreç içerisinde pek çok
ayaklanmaya sahne oldu. Bunlardan hiçbiri İstanbul’un siluetini Nika
Ayaklanması (532) kadar derinden etkilemedi. Konstantinopolis’i cehenneme
çeviren ve o vakte kadar şehrin görmediği büyük bir kıyıma dönüşen bu isyanın
bastırılmasında İmparatoriçe Teodoranın rolü ise büyüktü.
Tarihsel süreç içerisinde üç büyük
işgal gören İstanbul’un üzerindeki en yıkıcı istila, şüphesiz 13 Nisan 1204’de
yaşandı. Ticaret yolları üzerinde bulunan ve bin yıllık bir maziye sahip olan,
Hıristiyanlığın pek çok kutsal emanetini içinde barındıran, Kavimler Göçü
sonrasındaki barbar yağmaları nedeniyle antik dönem mirasını yitiren pek çok
Avrupa kentinin aksine Konstantinopolis, bu mirası korumayı başarabilen bir
Ortodoks kentiydi. Ancak şehir, 1204’de Katolik ve fanatik hacıların daha
doğrusu Haçlıların eline geçtiğinde tarihin en büyük yağmalarından birine sahne
oldu.
Günümüzde İstanbul halkının yaz
mevsiminde serinlemek, şehrin kalabalığından, hayhuyundan, araç trafiğinden
uzaklaşıp oksijen depolamak için tercih ettiği adalar ise Bizans tarihinde
önemli roller oynayan kişilerin zorunlu misafirliklerine şahit oluyordu.
Kınalıada Bizans imparatorlarının korkulu rüyası, Büyükada ise imparatoriçe ve
patriklerin sürgün yeriydi.
Satırlar arasında kaybolurken
tarihle kurduğumuz ilişkiyi zevke dönüştürdüğünü hissettiğimiz bu renkli
kitapta, şehrin dönemlere mahsus yaşam tarzından efsanelerine, dünya mirası
içerisinde oynadığı rollerden abidevi anıtlarına, tarihi seyir içinde ilginç
anekdotlardan önemli şahsiyetlerin portrelerine varıncaya dek birçok konuyu
bulmak mümkün.
Kronolojik bir seyrin izlendiği
çalışmada, değişen devirlerdeki şehir dokusunun, anlam ve değer dünyalarının,
siyasi tutumların, yaşam tarzlarının izi sürülebiliyor. Konsept konsept ayrılmış
kısa bölümleriyle rahat bir okuma sağlayan çalışma, her kesimden okuyucuya
hitap ediyor. Metinleri destekleyen görsel malzemesinin zenginliği ve tasarımının
niteliğiyle de göz dolduruyor. Birinci el kaynakların yanı sıra akademik
çalışmalardan da istifade edilen kitapta meraklıları için her bir konu ile
ilgili kaynakçalara da yer veriliyor.
Önder Kaya, Konstantin’in
Kutsanmış Şehri adlı çalışmasıyla tarih meraklılarıyla birlikte içinde
doğduğu coğrafyanın tarihi birikiminden bihaber insanlarını da geçmişe doğru
bir yolculuğa davet ediyor.
Üç Devirde İstanbul: Konstantin’in
Kutsanmış Şehri
Önder Kaya
Küre Yayınları, 2008
Marmara İlahiyat
Yüksek Lisans Öğrencisi Halil İbrahim Akbulut Bey’in Kitap Hakkındaki
Kanaatleri:
Millet olarak kitap okumayı
sevmeyiz. Sonra da bacak bacak üstüne atıp Osmanlı’ya matbaa geç geldi deyip
dururuz. Bu durum tarih özeline geldiğinde kendini daha çok hissettirir. Tarih;
ülkemizde, din ve siyaset ile birlikte üzerinde en çok konuşulan konulardan
olmasına rağmen, iş okumaya gelince pek ilgi görmez.
Tarih bilirim diyen bir insanın
anlatacağı şeyler, İstanbul’un Fethi ile çok çok ilk padişahlardır. Tüm tarih
birkaç isimden ibarettir.
Osmanlı Tarihinde hal böyleyken,
tüm kurumları ve eserleri ile tevarüs ettiğimiz Bizans Tarihi üzerinde hiç durulmaz ülkemizde. Bizans, doğru
kullanımı ile Doğu Roma İmparatorluğu, bizim nezdimizde gözardı edilecek bir düşmandır.
Her şeyin köhnediği, Osmanlı’yı arkadan vuran bir devlettir Bizans.
Fakat durum gerçekten de böyle
midir?
Hz. Peygamber’in (SAV) Medine’den
elçi göndermesinden, 1461’de Trabzon’un fethine kadar Müslümanlarla Bizanslılar
bir şekilde ilişkide olmuşlardır. Bu ilişki sanıldığı gibi hep savaş şeklinde
olmamıştır. Bizans, köklü bir medeniyet olması hasebiyle Müslümanları
etkilediği gibi, ters etki olarak İslam’dan da etkilenmiştir. 8. asırda
Bizans’ta İkololazm’a (tasvir kırıcılık hareketi) tesadüf ederiz. Bu tepkide
İslam’ın heykel ve resim yasağının müessir olduğu çok açıktır. Yine Bizans’ta “yeniçeri” benzeri bir askeri teşkilat olan “gianitzaroi”
isimli teşkilat vardır.
Ayrıca biz Türkler, 857/1453
senesinde Bizans’ın şehri gibi medeniyetine de mirasçı olduk. Fatih Sultan
Mehmed, Rahip Gennadius’u Patrik tayin ederken bir nevi Roma İmparator’u
olduğunu ilan etmiştir. Çünkü Patrik tayini İmparator’un yetkisindeydi. Osmanlı
Padişah’ı “Kayzer-i Rûm”du
aynı zamanda. 1.Patriklik makamı, Ayasofya ve sonraki Havariyyun kilisesi/Fatih
Camii de Osmanlı’nın en önde gelen ibadet merkezi olmuşlardı. Ayrıca üstünde
yaşadığımız bu topraklarda her sokakta Bizans eserine rastlamak mümkündür.
Ecdad bunları benimseyip korumuştur.
Biz ne kadar reddetsek de Bizans
tarihi de bizim tarihimizdir. Önder Kaya’nın hazırladığı, Konstantin’in Kutsanmış Şehri
isimli eser, 3 Devirde İstanbul serisinin ilk
kitabı. Bu kitapta, İstanbul’un kurucusu, Bizas’tan Fatih’e kadar
Bizantion/Konstantinopolis olarak adlandırılan Kentlerin Kraliçesinin
serüveni anlatılıyor. Şehrin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri ise diğer iki
kitaba bırakılmış.
Şehrin kuruluşu, Septimus Severus’un
rakibine destek verdiği için ceza olarak şehri yerle bir edişi, Konstantin’in
şehri yeni baştan inşa ederek ismini verişi, efsaneler, hikâyeler, çeşitli
yapılar, Latin işgali, Türk-Bizans ilişkleri, Ceneviz kolonileri gibi pek çok
konu eserde karşımıza çıkıyor. Kitabın amacı yazar tarafından şöyle
açıklanıyor:
“Bu çalışmada, İstanbul’daki
Bizans kültürünü ortaya koyan ilginç olaylara, anıtlara, efsanelere yer
verilerek bu şehr-i şirini Türk okuyucusuna biraz daha yakından tanıtmak
hedeflenmiştir.”
Son söz olarak şunu diyebilirim
ki, kitap okuyucunu “Kentlerin
Kraliçesi”nde güzel bir yolculuğa çıkarmayı vaat ediyor.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




