Pazar, 01 Nisan 2007 01:48
Ülkemizin kamu ve özel bütün öğretim kurumlarında merkezî gözetim ve denetim hâkimdir. Halbuki bütün dünyada eğitim ve öğretim küreselleşme, evrensellik, liberalleşme ve bireysellik olgularıyla birlikte yeniden şekillenmektedir. Demokrasi alanındaki tecrübelerimizin eğitimi, eğitim alanındaki tecrübelerimizin de demokrasiyi etkileyeceğinde şüphe yoktur. Eğitimin demokratik ilke ve değerlere göre şekillenmesi, çocukların ve gençlerin yetenek ve eğilimlerinin dikkate alınarak istedikleri alana yönelmesi (yöneltilmesi değil) esastır.
Eğitime bu açıdan bakıldığında, dünyadaki bütün öğrencilerin yükseköğretim kurumlarımızdan, ülkemizdeki gençlerin de bütün dünya üniversitelerinden yararlanmasına doğru gidilecektir. Böylece eğitimin amaçları ve içerikleri çeşitlenecek, öğretimin her kademesinde yatay ve dikey geçişlere ortam hazırlanacaktır. Her yaştaki vatandaşımız da dünyadaki şartlara ve bireylerin sahip oldukları eğitim hak ve özgürlüklerine göre, her alanda eğitim ve öğretim isteyecektir. Din eğitimi de buna dahildir.
Devlet, eğitimin bütün kademelerinde gözetim görevini yerine getirecek; yalnız kamu düzeni, genel ahlâk ve toplum sağlığı açısından denetimlerde bulunacak, bunun dışında kalan alanlarda (okul seçimi, ders programlarının belirlenmesi, ders kitapları seçimi, öğretmen seçimi gibi konularda) her yaştaki öğrencinin ve vatandaşımızın hayat boyu öğrenen merkezli bir yaklaşımla eğitimine tam anlamıyla ortam hazırlanacaktır. Eğitimin bu anlamda gelişmesi, öncelikle yükseköğretim kurumlarının bu anlayışa göre yapılanmasına ve diğer öğretim kurumlarının gelişimine katkıda bulunmasına bağlıdır.
Yükseköğretim kurumlarının fert, toplum ve kültür mirasını birlikte düşünerek öğretim yapmasının yanında evrensel gelişmeleri de göz önünde bulundurması gerekir. Eğitim sistemlerini belirleyen başlıca faktörleri inceleyen mukayeseli eğitim üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki; birçok ülkede eğitim sistemleri bir dereceye kadar birbirine benzer durumdadır. Çözüm yolları ise her ülkenin tarihî gelişimine, gelenek ve kültür bakımından farklılıklarına ve özelliklerine göre bulunmalıdır. Herhangi bir ülkede başarıyla uygulanan bir eğitim sistemini olduğu gibi başka bir ülkeye aktarmak ve başarıyla uygulamak mümkün değildir. Eğitim üzerine yapılan araştırmalar eğitim sistemlerini belirleyen başlıca faktörleri şu başlıklar altında toplamışlardır: (Bkz. J. F. Cramer-G. S. Browne, Çağdaş Eğitim, İstanbul 1974, s. 3; Joseph A. Lauwerys, Fatma Varış ve Kenneth Neff, Mukayeseli Eğitim, Ankara 1978)
1. Fert (birey) yetenek ve eğilimlerini geliştirmek ve yöneltmek
2. Milli birlik duygusu
3. Dinî ve kültürel miras dahil olmak üzere temel inançlar ve gelenekler
4. Genel ekonomik durum
5. İleri eğitim düşüncesi, bilimsel ve teknolojik gelişmeler
6. Dil problemleri, anadil ve yabancı dil öğretimi
7. Siyasi yapı
8. Uluslararası işbirliği anlayışı bakımından kazandırılması gereken tutum ve tavırlar (Evrenselleşme, küreselleşme v.b. arayışların eğitime yansımaları)
Türk eğitim sistemi 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1973 tarihli Milli Eğitim Temel Kanunu, 1982 Anayasası’nın ilgili maddeleri ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na dayanmaktadır. Farklı anlam, yorum ve uygulamalar her alanda olduğu gibi kanunların anlamı ve uygulaması için de geçerlidir. Aynı kanunlara dayanarak yapılan uygulamalar zaman zaman farklı ve aykırı sonuçlara yol açabilmektedir.
Yükseköğretim Stratejisi Raporu Hakkında Farklı ve Karşı Görüşlerim
Dikkatli bir çalışma ürünü olduğunu düşündüğüm “Yükseköğretim Stratejisi Raporu”nun genel çerçevesine katılmakla beraber farklı ve karşı görüşlerim şöyledir:
1. Yükseköğretime Giriş: 1970 yılında yapılan VIII. Milli Eğitim Şurası kararları doğrultusunda çıkarılan 1973 tarihli Milli Eğitim Temel Kanunu, 1983 yılında aynı kanunun ilgili maddelerinin değişik şekli ile bütün orta öğretim kurumları için genel geçerli ve kazandıkları sınava göre eşit olarak yüksek öğrenime giriş imkanı vermişti. Ancak 1998’den itibaren YÖK’ün 8-3 katsayı kararıyla uygulamaya konulan yükseköğretime giriş sistemi, toplumun bütün kesimlerince eleştirilmektedir. Bu uygulama, ölçme değerlendirme, yönelme (yöneltme değil), öğrenen merkezli, yatay ve dikey geçişlilik, demokratik eğitim öğretim anlayışı gibi eğitimin temel yaklaşımları açısından sürekli tartışılmaktadır. Bu uygulamanın vermiş olduğu yaklaşık 10 yıllık bir tecrübenin ışığında, eğer iyileştirme yönünde ilgili çevrelerce benimsenecek bir değişiklik yapılacaksa, görüş ve önerilerim aşağıdadır:
(a) Olgunluk Sınavına Dayanan Yükseköğretime Giriş Sistemi: Bütün öğretim kurumları (meslek ve teknik liseler dâhil) mezunları girmek istedikleri yükseköğretim alanına yönelik YÖK ve Talim Terbiye Kurulu’nca belirlenecek derslerin sınavına girerek yükseköğretime giriş yeterlilik diploması alırlar.
Bu diplomaya dayanarak adayın, ÖSYM’nin yapacağı bir sınavla hangi yükseköğretim kurumuna gireceği belirlenir.
(b) Yükseköğretim kurumları, ilgili kurullarınca tespit edilen esaslara göre, adayları niteliklerini, orta öğretimlerini ve okul başarısını dikkate alarak kendileri seçerler.
Her yükseköğretim kurumunun alacağı öğrenci sayıları ve aday öğrencilerin nitelikleri kurumlardan gelecek taleplerden sonra Yükseköğretim Kurulu’nca tespit edilerek II. Yarıyılın başında ilgililere duyurulur.
Meslekî ve teknik öğretim kurumlarından mezun olanlara kendi mesleklerinin doğrudan devamı olan Yükseköğretim kurumlarına girişte öncelik verilir.
Yukarıdaki (a) ve (b) şıklarında belirtilen yöntemlerden birisi yükseköğretime girişte esas alınabilir.
2. İmam Hatip Liseleri; Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. maddesi gereği milli eğitim bütünlüğü içinde açılan, bütün orta öğretim kurumlarında okutulmakta olan fen ve sosyal bilgiler derslerinin yanında özel alan dersleri veren dört yıllık liselerdir. Bu liseler milli eğitim bütünlüğü içinde tüm okullar gibi müfredatı, ders kitapları, öğretmenleri ve yöneticileri Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlenen, Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 32. maddesi gereği din görevlisi yetiştirmenin yanı sıra “hem mesleğe hem de yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır.” Liselere alternatif her hangi bir nitelik taşımamaktadır. 1998’den itibaren yapılan uygulamalar amacını aşarak imam hatip liselerinin genel eğitim sisteminden dışlanmasına ve öğretim birliği ilkesinin zedelenmesine yol açmaktadır. Kanunlar ve uygulanan programların anlam, yorum ve sonuçları açısından bakıldığında, bu okulların Yükseköğretim Strateji Raporu’nun Ekinde ifade edildiğinin aksine, “ikinci kanal” olmadığı görülecektir.
Dolayısıyla, imam hatip lisesi mezunları yükseköğretime girişte hangi sistem uygulanırsa uygulansın diğer lise mezunlarıyla aynı haklara sahip olmalıdırlar. Kaldı ki, 1998’e kadar uygulandığı gibi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ve Milli Eğitim Temel Kanunu’nun gereği budur. Bu liseler milli, mahalli ve bünyevî bir öğretim kurumu olup Cumhuriyet’in kurup geliştirdiği kurumlardır. Bu okullarla ilgili nitelik geliştirilmesi için her türlü bilimsel arayışlar ve uygulamalar yapılagelmiştir ve yapılmalıdır. Bu okullardan mezun olanların yalnız din görevlisi olması anlayışı, yukarıda belirttiğimiz demokratik hak, öğretimde birlik gibi eğitim yaklaşımlarıyla bağdaşmayacağı gibi, yetenekler doğrultusunda dikey geçiş imkanını sınırlamak anlamına gelir ki; bu da çağdaş eğitim anlayışına uygun düşmez.
Din görevlisi olarak atanacakların bilgi düzeyinin yükseltilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. Fiilen görevde olan din görevlilerinin açık öğretim, ön lisans ve lisans tamamlamaya teşviki uygun olacaktır. Ancak bundan sonra imam hatip lisesinden mezun olacaklar için, örgün anlamda önlisans (İlahiyat Meslek Yüksek Okulu), lisans ve lisansüstü programlarından yetiştirilerek din görevlisi (imam-hatip, Kur’an kursu öğreticisi, vaiz, müftü v.b.) olma esası getirilmelidir.
3. Yükseköğretim öğrencilerinin belli biçim ve zorunluluk ifade etmeyen bir giyim kuşam içinde öğrenim görmelerinde 1989 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda da bir sakınca olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkeme kararında “toplumun ahlak kuralları ve geleneklerinin yön verdiği içtenlikli uygulamalar”a olumlu anlamda atıf yapılmaktadır. Kaldı ki; yüksek öğrenimdeki kızların eğitim ve öğretim haklarına yalnızca Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda bakmakla yetinmeyip kamu düzenini bozmak, genel ahlak ve toplum sağlığına aykırı davranış bakımından kısıtlamalar getirmek düşünülürse de birey hürriyeti, eğitim-öğretim hak ve hürriyeti, eğitimde imkan ve fırsat eşitliği, kız ve erkek farkı gözetilmeksizin yetenekleri doğrultusunda herkesin eğitimden eşit şartlarda faydalanma hakkı, eğitimde dikey mobilitenin gerçekleşmesi gibi günümüz anlayışının vazgeçilmez ilke ve esasları açısından konu ele alındığında, her ferdin kamu düzenine, genel ahlaka ve toplum sağlığına aykırı olmayan biçimde istediği kılık kıyafeti tercih edebilmesi gerekir.
13.03.2007
Prof. Dr. Halis AYHAN
Yükseköğretim Genel Kurul Üyesi
Marmara Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Öğretim Üyesi
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




