Perşembe, 15 Ekim 2009 00:09
Eskiler, “semere-i hayat hayr ile yâd olunmaktır derler”. (Allah gecinden versin) Seyyid Hüseyin Nasr’da hayatının semeresini vefatından evvel toplamış bir zat…
Yetmiş altı senelik ömrü hayatında her biri kendi ifadesi ile; “İslam düşünce birikimini özümsemiş ve fikrî altyapısını bu minvalde oluşturmuş” yüzlerce ilim adamı yetiştiren ve onlarca esere imza atan ve günümüz Müslümanlarının ba’sü ba’de’l-mevtleri için ihtiyaç duydukları şifrelerin kadim ve yerleşik İslam medeniyet tarihinde yer aldığını ilan eden bir zat… İşte bu zat BİSAV’ın (Bilim ve Sanat Vakfı) davetlisi olarak “20. Yüzyıldan Ne Öğrendik ve 21. Yüzyılda Ne bilmeliyiz?” başlıklı bir konferans vermek üzere İstanbulda idi.
Nasr, 20. yüzyılda doğudaki batı algısının diğer bir ifade ile batının doğunun bilinçaltına soktuğu takip edilmesi ve izinde gidilmesi gereken istikametin batı olduğu tezinin bir dönem sonra doğuya evrilmesinin, aydınlanma düşüncesinin iflasın eşiğine gelmesi neticesinde ortaya çıktığını belirtti. Nasr, insanı sadece maddi bakış açısı ile değerlendiren ve onun hakiki varoluşunu temsil eden manayı, aydınlanmacı ve pozitivist bir yaklaşımla gözardı eden batının bir dönem sonra çıkmaza girdiğini ve insanın manevi yönünü ele alan mistik doğu düşüncesi ve İslam ile ilgilenmeye başladığını ifade etti. Ancak birçok araştırmacının ilgisinin derinlikli olmaktan uzak olduğunu ifade eden Nasr, meseleye bihakkın eğilen araştırmacıların da küçük bir topluluğu teşkil ettiğini belirtti.
Batılı ve batılılaşma yanlısı totaliter iktidarların tepeden inmeci bir yaklaşımla halka dikte ettiği seküler dünya algısının ters teptiğini ve gün geçtikçe insanların dünyaya bakışında dinin merkezi bir konuma oturduğunu ifade eden Seyyid Hüseyin Nasr, bunun da bir yönüyle fundemantalist [ki bu kavram gıcık olunası bir kavram ama hoca kullandı; neden gıcık; çünki Batı, ortaya çıkan dini duyarlılığı kendi istediği mecraya çekmek ve batı için tehdit oluşturmayan bir İslam düşüncesi ortaya koymak maksadıyla kimi planlar yapmakta, beraberinde de de İslam dünyasını işgele kalkışmaktadır. İşgale karşı koyan ve vatanlarını müdafaa eden müslümanlar da fundementalist bir diğer adı ile radikal islamcı oluyorlar (istisnalar kaideyi bozmaz bittabi)] akımları tetiklediğini, ama aksi istikamette ateist akımların da güç kazandığını ifade etti.
Günümüz İslam dünyasının ise müslüman entelektüllere ihtiyaç duyduğunu belirten Nasr, bu müslüman ilim adamlarının ikinci sınıf batı taklitçisi olmaktan ziyade (Batılı düşünce sistemini referans noktası olarak belirleyen bir anlayıştan azade) kendi öz benliğinin ve mirasçısı olduğu İslam Düşünce geleneğinin farkında olan, halinde ve kâlinde bu medeniyetin hayat damarlarından kana kana içmiş ve kendinden emin Müslüman profili çizen kimseler olması gerektiğini belirtti (Hoca cümle arasında kendisine öğrencilik de yapan muhterem Hariciye Vekilimizi de anlattığı profile uygun bir zat olarak ismen zikretti).
Takriben kırk beş dakika süren konferansın akabinde gerçekleşen soru cevap faslında, geleneğin zihnimizde geçmişte olup bitmiş bir şey olarak yer etmesinin yanlışlığına da değinen Nasr, istikbal için ümitvar olan biz gençlerin umut ve ümidini, İstanbul’dan geçerken tazeledi ve ilerlemiş yaşına rağmen gönlünü genç ve diri tuttuğunu da gösterdi. Selametle efendim… Vesselam…
Abdurrahman MIHCIOĞLU
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




