İlahiyat Haberleri

sezai_karakocBen çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı

Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

[Sezai Karakoç/Karayılan]

Ömrünce ilahi aşka giden yolda bir nefer olmaya azmetmiş, hayatını, Bir Olan’ın uğrunda, hakikat müdafiliği ile geçirmiş, Üstad Necip Fazıl’ın deyimi ile “en büyük işkence olan fikir çilesini çekmiş” ve çekmeye devam eden; daha Üstad hayatta iken ardı sıra yürüyüp, kaybettiğimizi arayan, arayış ve diriliş insanı, yeniden diriliş için yıllarca etrafına kalemi ile ışık saçan Sezai Karakoç’un, her fikir erine nasip olmayacak şekilde, ömr ü hayatında belgeseli çekildi.

*** *** *** ***

Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun da ifade ettiği üzere tarihinde üç büyük tehdide maruz kalan İslam Medeniyeti, ilk ikisini sancılı bir sürecin akabinde püskürtmüş, sonuncusunu, kökümüze kibrit suyu döken Batı’nın modernist ve pozitivist anlayış ve düşünüş biçimini, ur gibi yapışan bu ifrazatı, sinesinden söküp atamamıştır. Bundan ötürü de ciddi bir kriz yaşayan İslam toplumu, 20.y.y.’a da bu kriz ile girmiştir.

Toplumumuzun tam da medeniyet krizinin ağır sancılarını çektiği bu dönemde, 1933’te dünyaya gelir Karakoç… Bütün gayreti de, bu krizin aşılması, Müslümanların bir ba‘su ba‘de’l mevt yaşaması olmuştur, bir dirilişi muştulamıştır daima, inanarak, azmederek…

Daha önce de kendisine verilen ödüllere tenezzül etmeyen, ödüllerini almaya gitmeyen ve daima nev’i şahsına münhasır bu duruşu muhafaza eden Üstad, kendisi hakkında hazırlanan ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda galası yapılan “Gün Doğmadan” isimli belgesele de teşrif etmedi; etseydi de pek memnun kalmazdı, kalamazdı…

“Biz İslam’ı en derin ve yüce anlamıyla yaşamaya başladığımızda Allah bize insanların öncüsü, yeni bir insanlığın mimarı ve sezai_karakocmayası olmayı nasip edecektir” diyen Üstad, o salonda bulunsaydı, bu mana ve ruhtan ne kadar uzakta kalındığını görecek, belki de üzüntüsünden kahrolacaktı… Muhtemelen o, parayı görünce kendinden geçen eskinin mücahitlerini, yeninin devletlûlarını tam tekmil karşısında görmemiştir nevzuhur halleri ile…

TMSF yönetiminde bulunan CINE5 Medya Grubu’nun yapımcılığını, (ilk belgeselini çeken) Ensar Altay’ın yönetmenliğini, Hamit Can ve Yusuf Armağan’ın metin yazarlığını, Yusuf Kaplanın da konsept danışmanlığını yürüttüğü belgesel, bizde, olmuş izlenimi bıraktı [her ne kadar belgeselin genelinde Üstad’ın şiiri üzerinden fikriyatı serdedilmeye çalışılmışsa da; fikriyatı müstakil olarak daha geniş yer bulabilirdi…].

Ahmet Yenilmez’in sunuculuğunu yaptığı galada CINE5 Yayın Grubu Başkanı, TMSF Başkanı, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker, yönetmen Ensar Altay birer konuşma yaptı.

Beşir Atalay’ın, demokratik açılım sürecinin ve Suriye-Türkiye birleşmesi gibi hadiselerin, Karakoç’un fikriyatından mülhem olduğunu ifade etmesi, gecenin ilgi çekici notlarındandı. Ahmet Yenilmez’in Karakoç’tan naklen söylediği; “Horasan’dan Şam’a, Şam’dan Bağdat’a, Bağdat’tan İstanbul’a pasaportsuz gezmek istiyorum” sözü de, Beşir Atalay’ı teyit eder nitelikteydi.

*** *** *** ***

Ey zindanda bir gece geçirmemiş dost,
Güneşe doğru çılgın koşuyu yapacak çocuk olabilir misin?
Ey yükseklerden büyük seslerle düşen su,
Bu yalçın kayalara bir şelale borçlu olduğunu biliyor musun?

diye seslenen Karakoç’un vaz‘ ettiği Diriliş felsefesi, İslam’dan ve İslam’ın öngördüğü hayat nizamından ayrılmanın sona erişi, İslam ve İslam’ın ihtiva ettiği şeylere yeniden kavuşmanın başlangıcıdır adeta…

Diyarbakır’ın, Anadolu coğrafyasının mahcup ve onurlu çocuğu Karakoç, koca bir medeniyetin kıymettar evlatlarını, İbn-i Arabî’yi, Mevlana’yı, Gazzali’yi, Yunus’u, Attar’ı velhasılı kelam her biri semadaki bir yıldız mesabesinde olan “şahsiyet ve haysiyet sahibi” erlerin hissiyatını ve fikriyatını sinesinde harmanlamış ve damıtarak her birinin birer Diriliş eri olmasını ümit ettiği bu millete aşkla, şevkle, iştiyakla sunmuştur…

O hala aynı aşkla Diriliş nesli için didinmeye devam ediyor… Gün gelip o da güzel atlara binip gittiğinde dilimizden; “o gitti, bize ağlamak kaldı kala kala” kelimeleri dökülecek kabullenmiş bir çaresizlikle…

Şu an ise bize düşen; sadece susmak; susmak ve söyleneni can kulağı ile dinlemek; söyleyeni değil, söyleteni düşünebilmek; düşünüp yeni dirilişlere kapı arayabilmek… Selametle efendim…

Abdurrahman Mıhcıoğlu

Yorumlar  

 
0 #1 Ziyaretçi 17-01-2010 16:47
Kendilerinin bizim kurgu ve tasırımlarımızd an imtina edişini, sıkıntılarımızı n çözümü olarak "şiirin ötesini" imâ ettiği anlamında algılıyorum. Kulağımıza hoş gelen mısralar "beriyakanın ürünü" olsa gerek.Hatır için "öteyakadan da" cayılmaz ki. Ahi.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile