Pazar, 24 Eylül 2006 15:48
teravihin son rekatında mahûr makamında selam
vermesiyle mahur makamında bestelenmiş salat-ü selam, segah salat-ı ümmiye
okunarak teravih tamamlanır. Vitir namazı da müezzinlerin son salavatına göre
hüzzam, segâh ya da sabâ makamında kılınır. Böylece, yatsı ve teravih namazları
boyunca ‘yedi makam’dan geçilir. Saraydan İstanbul’un selatin camilerine, oradan
küçük camilere ve teravih namazı kılınan konaklara,
oradan da Anadolu şehirlerine yayılan bu uygulamada, zaman içinde makamlar
değişerek rast, saba, hüseyni, eviç ve acemaşiran sıralaması yaygınlık kazanmış.
Bugün de bu sıralama takip ediliyor. Yazılı kaynaklar, usulün klasik Türk
musikisinin zirve ismi Itri tarafından başlatıldığını veya tanzim edildiğini
belirtiyor.
Bundan
70-80 yıl öncesinin Ramazanlarında İstanbul’un bütün camilerinde ve konaklarda
kılınan teravih namazlarında uygulanan; ancak daha sonra unutulup büyük
camilerden bile kalkan bir gelenek, bugün yalnızca iki camide yaşatılıyor.
Teravih namazının her dört rekatının, Türk musikisinin beş ayrı makamında
kılınmasını ve bu makamlarda bestelenmiş ilahilerle süslenmesini içeren ve adına
‘enderun usulü’ denilen gelenek bugün yalnızca İstanbul’da Fatih ve Nuruosmaniye
camilerinde yaşatılıyor. Fatih Camii’nin yetkin dört müezzini ve imam hatibi,
iki yıldır Ramazan’a ve teravih namazlarına ayrı bir güzellik ve coşku katan bu
kadim Osmanlı geleneğinin bugüne taşınmasında ve eksiksiz uygulanmasında
ısrarcı. Teravih uzun bir namaz olduğu ve cemaatle sesli kılındığı için fizikî
yorgunluk olabilir. Değişik makamlarla süslenen namaz, daha coşkulu ve zevkli,
daha güzel bir hal alıyor. Dört rekatta bir değişen makamla namaza yeniden
başlanıyormuş gibi bir canlılık geliyor.
Namazı daha coşkulu ve zevkli kılıyor
Evet, Ramazan ayının dört bir yanını, hoş âdetlerle süsleyen gelenek, ibadet etme zevkini güzelleştirmek adına uzun teravih namazlarını aslına zarar vermeden süsleyip coşkulu bir hale getirmiş. ‘Allah güzeldir, güzeli sever’ hükm-ü fehvasını düstur edinen, her şeyi güzel yapma gayreti içinde olan bir medeniyetin ördüğü Ramazan kültürünün bu uygulaması, kaybolmamak için iki kalede direniyor ya da yeniden hayat kazanıyor. Kendileri için bu güzelliğin sunulduğu kişiler yani cemaat, şimdilik uygulayanlar kadar heveskâr değil. Çünkü bir güzelliğe muhatap olmak ve onu hazmetmek de belli bir eğitime bağlı. Bu kadim geleneği böyle ‘dar zaman’da yaşatmaya çalışan müezzin ve imamlar pes etmediği, bu usulleri öğrenip pratize edecek, Türk musikisi makamlarını uygulamaya muktedir imam ve müezzinlerin arttığı oranda yaşayacak ‘enderun usulü teravih’ uygulaması.

Sultan 2. Mahmut döneminde sarayın başmüezzini Dede Efendi ile imamı Abdülkerim Efendi arasında bir soğukluk varmış. Bir Ramazan günü padişahın huzurunda Abdülkerim Efendi, Dede’yi kıskandığından, Dede’nin musikîde zannedildiği kadar mahir olmadığını söylemiş. Sultan Mahmut bu fikre nasıl ulaştığını sorunca Abdülkerim Efendi şöyle demiş: “Acemlerin saltanatınız hakkındaki ihanetleri herkesin malumu. Dede Efendi’nin teravih namazında Acem makamında salavat getirmemesi, bu makamda bestelenmiş ilahi okumaması gerekir. Kendisinin bu makam yerine kullanılabilecek şevk-efzâ makamını uygulamada ve bu makamda beste yapmada maharetli olmaması buna engel oluyor.” Musikiye vâkıf Sultan Mahmut, “O halde sınayalım.” demiş. İmamın da içinde olduğu bir tertip hazırlanmış ve uygulamaya konmuş: Padişahın da hazır bulunduğu Enderun’daki teravih namazının üçüncü dört rekatı kılındıktan sonra Dede ve yanındaki müezzinler eviç ilahi okurken görevli gelip Dede’nin kulağına padişahın emrini fısıldar: “Acem yapmasınlar, şevk-efzâ yapsınlar diye ferman buyuruyorlar.” O güne kadar şevk-efzâ makamında ilahi bestelenmediğinden müezzinler hayret ve acıyla bakmışlar Dede’nin yüzüne. İmam da aynı makamdan tekbir alınca Dede bunun bir tertip olduğunu anlamış ve yanındakileri “Hele bir namazınızı kılın bakalım.” diye sakinleştirmiş. Dört rekat bitince Dede Efendi, herşeyden haberdar cemaatin hayret dolu bakışları altında hiç bilinmedik bir şevk-efzâ ilahiye başlayıvermiş. Diğer müezzinler de her biri musikide üstat olduğundan, Dede’ye kulak vererek biraz da ağız kalabalığı marifetiyle ilahiyi bitirmişler. Meğer Dede Efendi dört rekatlık zaman diliminde yeni bir ilahi bestelemiş.
Zaman / TURKUAZ
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için