Salı, 26 Şubat 2008 18:44
Türkiye diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi’nin
aylık mutad olarak düzenlemiş olduğu konferansların bu ay ki mevzusu ve konuğu
Yerli Oryantalizm başlığı altında Hilmi Yavuz oldu.
Edebiyatçı kimliği ile öne çıkan Hilmi Yavuz Bilkent
Üniversitesi’nde öğretim üyeliğinin yanı sıra halen Zaman Gazetesi’nde edebi ve
fikri yazılarına devam etmektedir.
Konuşmasına oryantalizmin tanımını ile başlayan ve
oryantalizmi bu alanın otoritesi denilebilecek Edward Said’in dilinden yapan
Hilmi Yavuz, Yerli Oryantalizm’i açıklayabilmek için evvela oryantalizmi
tanımlamanın ehemmiyetine işaret etti ve oryantalizmin ihata ettiği hususları
özetledi.
Oryantalizmi, Batı’nın Doğu’ya tahakkümü şeklinde
algılayan oryantalistlerin ideolojik bir tavır içine girdiğinden bahseden
Yavuz, ideolojik yargıların ayırt edici özelliğinin de bir değer yargısı
üzerine inşa edilmeleri olduğunu ve bu tür oryantalistlere göre Şarkı bilmenin
ona tahakküm etmek manasına geldiğini ifade etti.
Bilimsel ve İdeolojik Oryantalizm’in Yerli Oryantalizm’i
direkt etkilemediğinin altını çizen Hilmi Yavuz, yerli Oryantalizmin kendini
Batı Medeniyetine eklemlemeye çalışan bir anlayışın ürünü olduğunu ifade etti.
Yerli Oryantalizmi, bir medeniyet projesi olan Batı’ya (!) eklemleme gayesi olarak
görebileceğimizi tekrarlayan Yavuz, Avrupa Medeniyeti’nin backgroundunun/arka planının
(bu söz kendisine aittir) Hıristiyanlık, Roma ve Yunan’dan ibaret olduğunu bu veçhile
kökeninin Hıristiyanlık olduğunu sarahatle ifade etti. Hilmi Yavuz, bizim oryantalistlerimizin
(yerli oryantalistler) uğraş verdikleri şeyin ise Hıristiyan Avrupa Medeniyeti’ne
aidiyeti değil (ki bu mümkün değildir) mensubiyeti sağlamak olduğunu belirtti.
Tanzimat dönemi eserlerine baktığımız vakit erkek
karakterin kesin Fransızca bildiğini, kadın karakterin ise en azından piyano
çalmayı bildiğini ifade eden Yavuz, o devrin aydının (ki günümüzde de aynı
hastalık devam etmektedir) parçayı bütüne şamil kılmak sureti ile
batılılaşacakları vehmine kapıldıklarını, bunun ise bir mensubiyet sorunu
olduğunu beyan etti.
Avrupa Medeniyeti’ne mensubiyetin, bir kavramlar
sistemini temellük (mülk edinmek, sahiplenmek) etmek olduğunu söyleyen Yavuz,
bu bağlamda AB’ye alınmamızın mümkün olmadığını ifade etti. AB’nin bizim şapka
mı fes mi giydiğimize bakmadığını, [yani simgeler mühim değil(!)] üyelik
görüşmelerini kavramlar üzerinden yürüttüğüne dikkat çeken Yavuz, onlar için
mühim olan unsurların insan hakları(!), sivil toplum ve özgürlüklerin
genişlemesi gibi mevzular olduğunu ifade etti.
Yerli oryantalistlerin en vahim hatasının kendi insanını
ötekileştirmek olduğunu ifade eden Yavuz, bu durumun mensubiyet krizinin bir
sonucu olduğunu dile getirdi.
Batı Medeniyeti’nin 1492’de Endülüs Emevi Devleti’ni
yıkıp Müslümanları hunharca katletmek sureti ile Avrupa’dan yok etmesinin, bu
medeniyetin temelinin Hıristiyan bir medeniyet olduğunu te’kid manası
taşıdığını ifade etti. Binaenaleyh Hıristiyan Batı Medeniyeti’nin Müslüman
Türkiye’yi AB’ye almasının mümkün olmadığını, bunu bir hayalden de öteye
geçmeyeceğini ifade eden Yavuz, onların bize teklif ettiği imtiyazlı ortaklık
gibi mevzuların yerli oryantalistlerin peşinde olduğu mensubiyet mefhumunu
ifade ettiğini beyan etti.
Avrupalı olmayan ancak Avrupalı olmaya çalışan ve onlara
benzeme gayretinde olan kimselerin kendi insanını öteki olarak görmesinin Yerli
Oryantalizm’in çıkmazlarından biri olduğunu ifade eden Yavuz, yerli
oryantalistlerin de bu bağlamda Avrupai yaşam tarzını öteki olarak gördüğü
kendi insanına dayatma çabasında olduğunu ve şu an yaşadığımız sorunların
buradan tevellüt ettiğini belirtti.(Başörtüsü, Laiklik vb.)
Ötekileştirilenlerin de (bizlerin) Avrupa’ya bakışının
Yerli Oryantalistlerden pek farklı olmadığını, onların da (bizlerin) simgelerle
kavramlara yer değiştirerek baktığını ifade eden Yavuz, Türkiye’nin
batılılaşmasının tek kelime ile oryantalistleşme olduğunu belirtti. Bizim
Avrupalı olmaya çalıştığımızı ancak onlara aidiyetimizin mümkün olmaması
hasebiyle bizde mensubiyet duygusunun (bkz. kültürel ithalat) geliştirilmeye
çalışıldığını ifade eden Yavuz, modernleşmenin Avrupalı olmak ile eş anlamlı
olduğunu, bizim de bu sebepten hiçbir zaman modernleşmediğimizi belirtti ve
Türk Modernleşmesinin tek kelime ile Yerli Oryantalizmde karşılık bulduğunu
belirtti.
Yaklaşık bir saat süren konuşmasının ardından sözü kısa
kesmenin evla olacağını ifade ederek sözünü bitiren Hilmi Yavuz, soru cevap
faslından sonra konferansı tamamen nihayete erdirdi.
Bir sonraki İSAM konferansında buluşmak temennisi ile…
Haber: Abdurrahman MIHCIOĞLU
Fotoğraf: Hatice KOÇ
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
bı çırpı-)a ve sıkılmadan okudum..
NusteT de değinmiş ger çekten müstefid ediyorsunuz..
neyse bu kadar övgü yeter :-))
gelelim yavuz'un tezine..
yavuz da tıpkı i.özel gibi edebiyat çı..
sizi bilmem ama ben bu nevi konularda yani tarihi/sosyal/politik/felsefi meseleler i çin özellikle şair tayfasını dikkate almamayı daha doğru bulurum..sakın bana m.akif örneği ile gelmeyin pişman olursunuz:-)))
evvela şu tanımlama: "yerli oryantalizm" olduk ça tumturaklı tam da bi edebiyat çı işi..ama asla bilimsel olamaz!
tanzimat aydınlarının yarattıkları roman kahramanlarından bahsetmiş..
onların üzerinden genelleme yapmaya çalışmış..ya hu bi kere ciddi bi akademisyen ya da yazar şunu çok iyi bilir: sosyal bilimlerde genelleme yapmak kadar akla ziyan başkaca bişey ya vardır ya yoktur..
ab ile ilgili kehanetler..
yine duygusal bi insanın sözleri ile karşı karşıya bulunuyoruz..bir edebiyat çının..
edebiyatta kehanet ilgi çekici ve fantastik bi öge olabilir ama reel politik dünyada yeri yok..
sonra kesin konuşmak..bundan eminim falan demek karanlıkta bulunan bi hedefi vurmaya benzer..
ıskalama riskiniz hep çok yüksektir..
zaten bilim insanları hele sosyal bilimciler titizlikle uzak dururlar bundan..
sonu ç: ilahiyat çılar olarak edebiyat çıları konuşturup onların tezleri ile vakit kaybetmesek artık!!! bi de bize yerli oryantalist diyorlar ya..biz de kuzu gibi dinliyoruz bu zevatı!
müstefîd kıldınız yine, müteşekkiriz..
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için