Cumartesi, 07 Ekim 2006 02:00
Bu şehir Türktür ve
Türk olmasa insaniyet
güzelliğinden bir âlem
kaybeder.
Bu akşam İstanbul'u bir daha o halinde
göreceğiz. Yalnız artık gönlümüz mahyalara kanmıyor. Uzun seneler vatanda
gurbet nasıl olurmuş duyduk. Kaza ve kaderin cilvesinden sonra istiyoruz ki
ramazanı cedlerimiz gibi ferahlı bir Müslüman kalbiyle idrak edelim.
Bugünkü Türkler siyasiyatta, ilmi, medeniyeti,
hayatı telakkki de daima üçe ayrıldıkları gibi ramazanı tahassüste de üçe
ayrılıyorlar.
Bu üç zümrenin yalnız müşterek bir noktası var!
Ramazana tahassür! Bir zümreye göre ramazan bir şehrayindir. Çörekli börekli,
davullu dümbelekli, meddahlı Karagözlü, kahveli nargileli, şuruplu şerbetli,
amberli hacıyağlı, kandilli kağıt fenerli bir şehrayin.
Bu zümrenin ramazan geldi mi hasreti coşuyor,
hey gidi günler hey! Nerede eski ramazanlar diye bir acıklı hikayedir
tutturuyorlar ki her mevzu gibi yavaş yavaş beylik üsluba geçecek. İkinci bir
zümre başta Darü'l-Hikmetü'l-İslamiyye ve bütün muttakîler ramazanı böyle
anlayışa sinirleniyorlar, diyorlar ki: "Ramazanı bizim mütemeddinlerimizin
sevdiği tarzda, bir şehrayindir, rengarenk günagün levhaları olan bir eski Şark
alemidir, diye frenkler de seviyor; hatta bu efendilerin çoğu, ramazanı sevmeyi
onların şairlerinden, ressamlarından öğrenmiş olsalar gerek!
Ramazan nefsimizle dünyevî hırslarımızla mücadele
ettiğimiz bir aydır. Camilerimizde potinlerini çıkaramayanlar, pantalonları
yüzünden diz çökemeyenler bir gün, hatta o da değil, iftara kadar ancak bir kaç
saat açlığa katlanamayanlar, neden seviniyorlar?" Cedlerimizin mübarek
an'anelerini güden bu muttakî, musallî, mütekid zümre hiç olmazsa bu ay
müddetince orucu, namazı, sadakayı, nefsimizi tezkiyeyi tavsiye ediyor. Lakin
bir zamandır bu memlekette bir üçüncü zümre türedi.
Bu zümre diyor ki: "Senede bir defa gelen
bu otuz günlük sürekli şehrayin içinde büyük mazinin şaşaasını yaşıyoruz; lakin
bu levha mazidir, biz onun içinde bir müzede dolaşır gibi dolaşıyoruz, zevk
alıyoruz, eğleniyoruz. Kendimiz ondan değil ve ona frenkler kadar yabancıyız.
Eğer bu levhanın biraz daha hayatı varsa o eski sürekli hayattan bakiyedir;
eski İslam medeniyeti söndükten sonra İslam imanı da gevşedi. İbadet bile ancak
bir teamül haline girdi.
Bununçündür ki Yunan Hükümeti gibi bu milletin,
bu dinin imha' sına çalışan bir hükümet zaptettiği Müslüman memleketlerinde
Müslüman ahaliye jandarmalarının kırbacıyle namaz kıldırmak, cezayı nakdî
tertibiyle oruç tuturmak istihzasına cür'et ediyor. Emindir ki, bugünkü
Müslümanların ibadeti o eski iman devirlerimizki ibadet gibi bir iman olmaktan
uzak ve sadece bir teamüldür. Eğer bugünkü ibadetlerimiz cedlerimizinki gibi pür-iman
olsaydı. Yunan Hükümeti aksine hareket ederdi. Müslümanların elinden her türlü
hakk-ı hayatlarını aldığı gibi ibadetlerine de mani olurdu.
Biz cedlerimiz kadar Müslüman, onların
diyanetine sahip, onlar kadar imanı hararetli olursak bu mübarek ay yeni bir
şaşaa ile dirilir. Bir müze, bir şehrayin olmaktan çıkar, her sene tekerrür
eden bir tasfiye merhalesi olur."
Kimi
eski ramazanlara mütehassir, kimi ramazanı cedlerimizin lezzetiyle hala
yaşıyor. Kimi ramazanın da her şey gibi zevalinden korkuyor. Mamafih ramazan
eski medeniyetimizin ufak tefek güzellikleriyle devrine devam ediyor. Her sene
gibi bu sene de ramazana girerken biraz gurbetten çıkacağız!
Yahya Kemal Beyatlı
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




