Çarşamba, 15 Kasım 2006 22:12
Bir nebinin gözyaşlarıyla suladığı yer… Alnındaki nuruyla
Aziz Kurban babasının mübarek vücudunu barındıran Peygamber şehrinden dönerken,
altı yaşında, annesini, kendi elleriyle soğuk topraklarına yatırdığı yer… Üzerinde
hıçkırıklarla ağladığı…
Nasıl da hüzünlenerek ayrılmıştı Ebvâ’dan… Kalbi kırık, mahzun, boynu bükük, masum…Kendisini Ümmü Eymen’in kucağına bırakıp ‘Bundan sonra
annem sensin’ diyerek… Göz pınarları akıtacak yaş bulamayarak… Mekke’ye gelmişti ama nasıl bir geliş… Göz çukurları gece
gibi karanlık… Hıçkırıklarını içine atmış ve hüzünle dolup taşmış bir şekilde…
Ebvâ…
Ve 48 sene sonra… Kutlu davette Mekke dönemi kapanmış.. Peygamber şehri Medine’deyiz. Cihad ayetleri nazil oluyor Allah Rasulü’ne. İlk üç seriyyeden sonra ilk gazve… Hedef Kureyş kervanı… Yol Ebvâ’ya… Allah Nebisi cihad erlerinin başında… Yetmiş kişiler… Beyaz renkli Peygamber sancağı Uhud şehidlerinin efendisi, kutlu Nebi’nin amcası, Allah’ın arslanı Hamza’nın ellerinden semaya yükseliyor dalgalanarak...
Ve bir hafta sonra Ebvâ’da şanlı ordu. Peygamber yetimliğini ve öksüzlüğünü hissediyor Ebvâ kabristanında. Gözyaşları ile suluyor topraklarını. Ashab da dayanamıyor bu içler acısı duruma.. Gözyaşları sel sel oluyor… Ebvâ halkıyla ilk yazılı anlaşma yapılıyor.Ve geri dönüş…
Yalnızlık ve hüznü arkada bırakarak… Zaman, dirilme
zamanıdır… Vakit, şafak vaktidir… Güneş şafakta doğar çünkü… Ve güneş cihada
doğar…
Artık gazveler kovalıyor birbirini… Zaferlerle şanlanıyor
İslâm… Cihadla şenleniyor… Mücahidlerle şahlanıyor… Ebvâ bereketiydi bu…
Hicretin 6. yılı... Hz Peygamber ashab-ı Güzîn ile umre
yolcusu.. Yol Ebvâ’dan geçiyor.. Yine hüzün, yine ilticâ.. “Allah, annesinin
kabrini ziyaret etmesi için Muhammed’e izin vermiştir.”[1] Peygamber hemen
koşuyor ana kabristanına.. Kabrini düzeltiyor okşayarak.. Pınarlar çağlıyor
mübarek gözlerinden.. “Annemin şefkat ve merhameti gözümün önüne geldi de onun
için ağladım” sözleri çıkıyor latîf dudaklarından.. Sahabe de dayanamıyor bu
drama.. Hepsinin gözleri iki çeşme.. Gönüller hüzünlü.. Ashab annelerine ağlıyor..
Yola devam ediliyor.. Ve Hudeybiye’de büyük fetih müjdesi..
Zafer ordusu dönüyor Peygamber şehri Medine’ye.. İnnâ fetahnâ’yı haykırarak..
Artık yürekler fethedilmiştir… Kalpler, İslâm’a dönmüştür…
İnsanlık, karanlıklardan nura kavuşmuştur… Müminler, Rablerine hamd ve şükürler
ederek cihana yayılmışlardır.. Rableri de onlardan hoşnut.. Çünkü onlar biricik
önderleri, tek rehberleri, kutlu Nebî’nin yolundan gitmektedirler... Çünkü
Rasul, “Allah’ın sizi sevmesini ve sizin hatalarınızı bağışlamasını
istiyorsanız bana uyun” buyurmaktadır ayetlerin dilinde.[2]
Müminlerin bu çağrıya cevapları ise “işittik ve itaat ettik” olmalıdır.
İşte Ebvâ!..
Topraklarından Nübüvvet nurunun parladığı bir yer..
Hüzün yeri.. Sevinç yeri..
Hazan yeri.. Bahar yeri..
Emîn’in annesi Âmine’nin döşeği..
Peygamber’in kalbinin bir parçasını barındıran belde..
Âlemlere rahmet Peygamber’in göz pınarlarını kurutan belde..
Hüzünlendiren, sabır veren; yıldırmayan, azim veren;
duraklatan, durdurmayan ve yeniden hareket veren...
Âmîn!..
SELÇUK İLAHİYAT
3. SINIF
KASIM-2006
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




